265# Kuran’da evrenin genişlemesi mucizesine gelen itirazlar (MCC)

MCC

Kuran’da Zariyat 47 ayetinde geçen göğün genişlemesi veya diğer tabirle evrenin genişlemesi mucizesini daha önce 99# nolu yazımda anlatmıştım. Bu yazımı ise evrenin genişleme mucizesine ateistler tarafından yapılan itirazlara cevap mahiyetinde hazırladım. Yani MCC (mucizelere cevaplara cevaplar) serisinin bir yazısı olmuş oldu.

Birinci itiraz: Musiun kelimesinin diğer anlamı evrenin genişlemesi değil

İtiraz: Ayette geçen Musiun kelimesinin ilk anlamı genişletmektir evet ama bunun yanında güç yetirmek, gücü yetmek anlamları da vardır ki bu anlamı, mevcut meallerde tercih edenler de çoktur.

Cevap: Bu söylenilen doğru evet, “Musiun=موسعون” “Evsea=أوسع” fiilinin failidir. Evsea bir fiildir, “genişletmek” demektir. Musiun ise failidir, yani öznesidir, işi yapandır ve “genişleten” anlamına gelir. Fakat kelimelerin dil içinde yeni anlamlar kazanma özelliğinden dolayı bu kelime de “gücünün sınırları geniş” veya “gücü yeten” anlamlarında da kullanılmaktadır.

Evrenin genişlediği geçen yüzyılda bulundu, bu tarihten sonra yazılan mealler taraflı olabilir, gerçeği yansıtmayabilir itirazına karşın eski tefsirlerin ayeti nasıl irdelediğine bakalım. Evvela müfessir Fahrettin Razi bu kelimeyi bir başlık altında incelemiş ve ilk anlamı olan genişletmek anlamından başlayarak diğer anlamlarını da vermiştir.

Fahrettin Razi tefsiri:

Mûslûn:

Ayet-i kerimedeki ifâdesi hakkında şu izahlar yapılabilir:

a) Bu ifâde, “genişlik” maddesindendir. Yani, “Biz o semâyı, yer ve yeri kuşatan su ve hava, semâya ve onun genişliğine nisbetle, tıpkı çöldeki bir halka misâli olacak bir biçimde genişlettik” demektir. Böylesine geniş bir alanı kaplayan bir bina ise şaşırtıcıdır. Çünkü, böylesine geniş bir kubbeyi hiçbir usta yapamaz. Zira onlar, sayesinde, bu yuvarlaklığın sağlanabileceği ve birbirlerine bitişinceye değin cüzlerinin birbiriyle temasa geçebileceği bir âleti bulundurmaya muhtaçtırlar.

b) Bu ifâde, “Kadir olucularız..” anlamındadır ki, Cenâb-ı Hakk’ın, “Allah hiçbir nefse, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez” (Bakara, 286) ayetindeki (……) kelimesi de bu manada olup, yani, “Ancak o nefsin gücünün yetebileceği şeyi…” demektir. Bu hususta bu iki ifâde arasındaki münasebet gayet açıktır. Şöyle de denebilir: Bu durumda bu, şu gayeye, yani (son esasa) bir işaret olup, son itikadı esas da, haşirdir. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, “Biz, semâyı yaptık ve bizler, semâ gibilerini yaratmaya da kadiriz.. (Yani, insanları öldükten sonra yeniden diriltmeye de kadiriz..) demiştir ki, bu tıpkı “Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kadir değil midir?” (Yasin, 81) ayeti gibi olmuş olur.

c) Bu ifâde, “Biz, mahlûkatın rızkını genişleticileriz” manasındadır.”

Görüldüğü gibi müfessir Razi güzel bir şekilde anlatmış demiş ki bu kelimenin ilk anlamı “göğü genişletmektir” fakat “gücümüz yeter” veya “rızkı genişletiriz” gibi anlamlarda anlaşılabilir. Dikkat edin Razi 1200 sene önce yaşamış biridir, evrenin genişlemesi fikrinden haberi bile yoktu bunu söylerken.

Şimdi müfessir Kurtubi’nin de yorumunu verdikten sonra kendi yorumumuza geçelim.

Kurtubi tefsiri;

“Ve Biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik ve muhakkak Biz genişleticileriz.

Yüce Allah bu âyetleri “alamet ve belgeleri” açıkladıktan sonra “ve Biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik.” diye buyurarak; gökte de, yaratıcının kemal derecesinde herşeye kadir olduğunu gösteren âyetler (belgeler) ve ibretler vardır, diye buyurmakta ve “sema’nın durumunu Nûh kavminin kıssasına atfetmektedir. Çünkü her ikisi de birer âyet (delil, belge ve alemet)dir,

“Kudret ve kuvvetle” âyeti, İbn Abbâs ve başkalarından gelen rivâyete göre kuvvet ve kudretle diye açıklanmıştır.

“Ve muhakkak Biz genişleticileriz.” İbn Abbâs güç yetirenleriz, kudret sahibi olanlarız, diye açıklamıştır. Biz genişlik sahibi kimseleriz, diye de açıklanmıştır. Semayı ve başka varlıkları yaratmak dolayısıyla, yaratmayı dilediğimiz herhangi bir şey sebebiyle Bize darlık gelmesi sözkonusu değildir. Şöyle de açıklanmıştır: Bizler yarattıklarımızın rızıklarını genişletenleriz. Bu açıklama da İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiştir. el-Hasen: Güç yetirenleriz diye açıklamıştır. Yine ondan rivâyete göre; Biz yağmur ile rızkı genişletenleriz, diye açıkladığı nakledilmiştir…

“Ve Biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik ve muhakkak Biz genişleticileriz” âyetinde de aynı anlamdadır. Yani biz muhtaç olmayan ve güç yetirenleriz demektir. Bu açıklama bütün görüşleri kapsamaktadır.”

Kurtubi de kelimenin yan anlamlarını değil çıplak düz anlamını tefsirinde kullanmış, yani göğün genişlemesi anlamına geldiğini söylemiş. Fakat bunun yanında bazı eski müfessirlerin bu kelimeyi gücü yeten veya rızkı genişleten şeklinde anlayabildiklerini de belirtmiştir.

Yazarın önerisi:  247# Rum suresi mucizesi için MCC

Yorumumuz

 Kelimenin çıplak manası genişletmektir ve Kurtubi de çıplak manasını vermiş ve ayetin meali için demiştir ki;

Ve Biz göğü kudret ve kuvvetle bina ettik ve muhakkak Biz genişleticileriz.

Evrenin genişlemesinin bilinmediği zamanlarda müfessirler bu ayeti okuduğu zaman elbetteki göklerin genişliyor olduğu anlamını vermeleri kendi çağının mantığı açısından zordu. Çünkü gökler doğduklarından beri hep aynı duruyordu. Evreni sadece gördüğü göklerden ibaret sana insanlara ayet göklerin genişlediğini söylüyor demek o zamanın anlayışı için abesle iştigal bir iddia olurdu. Sadece halk için değil müfessirler bile kendi çağının anlayışından kurtulup Kuran’ın bunu söylediğini düşünmeleri çok zordu.

Ama yine de ayetleri hiç ikinci üçüncü manasına götürmeden direk manasını veren ve “Biz genişleticileriz” diye yazan çok sayıda eski âlim de var. Örneğin; İbn-i Zeyd, Zeccac, İbn-i Kesir, Fahreddin Razi, Ebussuud Efendi, Mukatil b. Süleyman, el-Firuzabadi, el-Taberani, Kurtubi, İbn Cerir Taberi ve daha birçoğu.

Peki bizler bilimsel gelişmeler ilerledikten ve evrenin genişlemesini öğrendikten sonra ve de Kuran’da gökler için ilk anlamıyla “biz genişletiriz” ifadesini görmüşken, neden bilim çağında yaşamadıkları için kendi çağlarının getirdiği anlayış zorunluluğundan dolayı direk anlamını kullanmayan müfessirler gibi kelimeye yan anlamlar verelim?

blank

İkinci itiraz

Ömer Nasuhi Bilmen ve Elmalılı gibi bazı eski meallerde “gücü yetmek” anlamı kullanılmış. Cevap: Yukarıda iyice ayrıntılandırılarak açıklandığından, bu iddianın da cevabı verildi.

Üçüncü itiraz

Sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin “Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin.” şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi.

Cevap: Kuran’da zaten evreni araştırmamızı söyleyen ayetler var. Bu iddianın yazarı Kuran’ın bu ayetlerinden haberi yokmuş gibi konuşmuş. Ayrıntılı yazımız 246 nolu Kuran soru sormayı yasaklar mı? yazısıdır.

“Günün birinde keşfedeceksiniz” türünde ifadeler ise Kuran’da olmaz. Aklı olan bir insan zaten günün birinde keşfedilince Kuran’ın doğruluğunu anlar. Yine de Kuran’ın buna benzer ifadeleri var, örneğin;

Fussilet 53: “Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?”

Yazarın önerisi:  99# Evrenin genişlemesi Kuran'da geçer mi?

Dördüncü İtiraz

İtiraz: Ayette ha yani onu kelimesi yok Ayetin gerçek çevirisi şu şekilde

“Biz göğü Büyük bir güçle bina ettik muhakkaki biz genişleticiyiz.”

fiilini göğe atfettiğini düşündüren nedir? Belki Allah başka bir şeyi genişletmekten bahsediyor? İnsanlar için faydalı şeyleri geniş geniş vermekten bahsediyor belki? Yiyecekleri, yağmurları, malları, mülkleri vb. insanlar için geniş geniş, bol bol dağıtırız demek istiyor belki?

Cevap: Gerçekten bu itiraz komik ve kendiyle çelişiyor. çünkü iddia sahibi evrenin bina edilmesi ifadesinin peşine gelen genişleticiyiz ifadesini “belki başka birşeyi genişletiyor olabilir” diye anlamlandırmak istiyor. Bu şuna benziyor biri dese ki “perdeyi yıkadım, astım” bu iddiacı ateist diyecekmi ki “burada astım kelimesine onu kalimesi eklenmediği için neyden bahsettiği belli değil, belki de ip asmıştır 🙂 ” Ne kadar komik duruyor değil mi?

Beşinci İtiraz

İtiraz: Al-i İmran Suresi’nin 133. ayeti şöyledir:
Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
Buna göre cennetin genişliği “göklerle yer arası” kadarmış. Kur’an cennetin genişliğine “göklerle yer arası” kadar dediğine göre gökleri sabit düşünmüş olmalı, eğer gerçekten genişleyen bir evren modelini benimsese “göklerle yer arası kadar” diyemezdi cennetin genişliğine.

Cevap: Cennetin genişliğinin gökler yani evrenimiz kadar olmasını daha önce 98 nolu yazıda açıkladık. Özetle anlatacak olursak, Kuran Cennet’in tam evren kadar olduğunu söylüyorsa bu ifadeden Cennet’in kağıt gibi düz olan evrenimizin öteki yüzü veya evrenimize paralel olan ikizi olduğu sonucu çıkar. Bu durumda evren genişledikçe Cennet’te genişliyor ve daraldıkça da daralıyor olabilir. Yani iki madde birbirine bağlı ise ve aynı ölçüde bir genişleme varsa maddelerin boyutları aynıdır denir. Bu yüzden evrenimizin ve cennet’in büyüklüğü hep aynıdır.

Evrenimizin sürekli genişleyip ve daralarak sürekli sonsuz bir big bang geçiriyor olabileceğini bilim insanları söylüyor. Kuran’da da Cennet’in devamının göklerin yani evrenimizin devamına bağlı olduğunu belirtiyor. Bu ayetler bütün durumu açıklıyor. Ayrıntı için 89 nolu yazıyı okuyun.

Altıncı İtiraz

İtiraz: Göklerin gerilmesi ifadesi Kuran’dan önce Tevrat’ta ve Hindu kaynaklarında geçiyor.

Cevap: Bu tür iddiaları birkaç yazımızda daha cevapladık. Özetle, Tevrat’ta geçmesi Kuran’ı doğrular. Çünkü Kuran Tevrat’ın da Allah’tan geldiğini söylüyor. Her ne kadar zaman içinde Tevrat kısmen tahrife uğramış olsa da içinde elbetteki Allah’tan gelen çokça sözler barındıracaktır. Hindu metinleri ise 55 nolu yazımızda açıkladığımız gibi boş metinler değildir, kaynaklarının Peygamberlerden geliyor olduğuna dair veriler ve şüpheler var.

Allah medeniyet kurmuş ve şehirleşmiş hiçbir milleti peygambersiz bırakmamıştır ve Hint metinleri de zamanla tahrif edilse de ve insan anlayışına uygun yanlış bilgiler sokulsa da kaynağı peygamberlere dayandığına dair görüşler vardır. Dolayısıyla bu kitaplarda böyle mucize ifadelere rastlanması da yine Kuran’ı doğrular.

Derseniz ki Kuran, bu ifadeleri o kitaplardan almış olabilir. Öncelikle Araplar ümmi bir topluluktur ve Peygamber de ümmidir. Kitaplarla haşır neşir olan bir millet değildiler. Yazıları bile deri, kemik gibi maddeler üzerine zorla yazarlardı. Yani kitap onlar için lükstü. İnternetleri de yoktu ki her milletin kaynaklarını detaylı tarasınlar 🙂 Sonra, Kuran neden bu tahrif edilmiş kitaplardaki hiçbir yanlışı almadı da hep doğruları ve mucizeleri seçti aldı diye de sorarlar.

Müteşabih ayetler

Çoğu yazımda anlatmaya çalıştığım gibi Ali İmran suresi 7 nolu ayette belirtilen müteşabih ayetler, Kuran’ın içine konulan ve zamanı geldiğinde anlaşılacak olan bilimsel ayetlerdir. Ayette tanımlanan müteşabih ayetler kavramı, bilimsel ayetleri anlatıyor. Şöyle ki, Kuran’da ki bazı ayetlerin düz manalı olduğunu herkesin anladığını fakat bazı ayetleri ise sahabelerin anlayamayacakları ve bu ayetlerin gerçek manasını ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanların bileceğini söylüyor. İlimde derinleşmek ise bilimdir. Gerçek bilgidir. Bazı meczup insanların iddia ettikleri hayali ilimler değildir. Yani ayet diyor ki ne zaman ilminiz bilginiz artar ve Allah’ın evren kitabını çeşitli fenlerle okumaya başlarsanız o zaman müteşabih ayetleri anlayacaksınız.

Yazarın önerisi:  245# Kuran’da YER KABUĞU ALTINDAKİ AKIŞKAN KATMAN betimlemesi

Al-i İmran 7 : Sana kitabı indiren O’dur. Onun bazı âyetleri muhkemdir (anlamları tam bilinen olduğundan) kitabın esasını teşkil ederler; diğerleri de müteşâbihtir (araştırılarak manaları bilinecek olan tabiat kanunları gibi). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu açıklamak için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun açıklamasını ancak Allah ve “ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır” diyen ilimde yüksek payeye erişenler bilir. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

Bilimsel ayetler müteşabih ayetlerdir. Eski insanlar da bu ayetleri bir şekilde yorumlamışlardır, fakat ikinci ve gerçek manası ancak bilim geliştikten sonra anlaşılır. Bu açıdan ilk müslümanların verdikleri manalar da bir açıdan doğrudur fakat bilime bakan ikinci yönü de bir mucizedir. Zümer 23 ayeti işte tam da bunu anlatmaktadır.

Zümer 23: “Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi.”

Yani müteşabih ayetlerin iki manası da doğrudur. Birinci manası bilim gelişmeden önce anlaşılır, ikinci manası ise bilim geliştikten sonra anlaşılır. Her ayetin müteşabih olmadığını ve müteşabih ayetlerin gerçek manasını ancak âlimler ve Allah bilebileceğini anlıyoruz.

İnanmak istemeyen için her zaman bir açık kapı konulmuş

Bu durumu bütün Kuran mucizesi ayetlerinde görebiliriz. Yani Kuran’a karşı önyargısız bir insan bu ayetleri okuduğunda evet bu ayet gerçekten bir mucizedir diyebilecekken, önyargılarla ve düşmanlıkla aynı ayeti yorumladığında ayetin eskiden anlaşılan ikinci bir manasına yapışır ve ayeti inkâr eder. Aslında Allah aklını kullananları ve önyargılı olanları bir şekilde ayırt etmek için bu sistemi kurmuş diye anlıyorum ben.

Yani o kadar açık bir mucizeyi bile mutlaka inkâr etmem gerekiyor, inanmak istemiyorum diyenlere de her zaman bir açık kapı bırakıyor. Kimseyi inanmaya mecbur edecek derecede mucizeler göstermiyor, insaflı olanın kabul edebileceği olgunlukta mucizeler gösteriyor. Böyle inkârcılar eskiden anlaşılan manaya tutunup Kuran’ın mucize olduğunu inkâr edebiliyorlar. Bu durum müteşabih ayetlerin birçoğu için geçerli olup sırayla hepsindeki yanıldıkları noktaları ve İslam’a teslim olmamak için iki elle yapıştıkları noktaları ve o noktaların çürük yanlarını MCC serisinde göstermeye devam edeceğiz.  

Özetle: Kuran’da evrenin genişlemesi mucizesi

Zariyat 47’de geçen Musiu kelimesinin ilk anlamı genişletmektir. Fakat yerine ve durumuna göre “gücü yetmek” anlamında da kullanılabilir. Fakat bu ayette, Musiune kelimesinin hemen önündeki gerçekliğe tam oturması ve gerçekliği çok iyi açıklamasını düşünürseniz ve bir de Kuran’da müteşabih ayetlerin ikili manalarının olduğunun zaten Kuran’da belirtildiğini düşünürseniz, tesadüfe yer bırakmayacak derecede “evreni yarattık ve genişleticileriz” ifadesinin ne demek istediğini hiçbir yoruma gerek kalmadan kendiniz görebilirsiniz.

Özetle Kuran’da evrenin genişlemesi ifadesi inanmak isteyenler için kendisine bir kapı aralamış olsa da tarafsız ve insaflı biri için açık bir mucize olarak karşımızda durmaktadır.

blank

  1. Avatar
    Antman

    Ek İddialar:
    Ayette ha yani onu kelimesi yok

    Cevapla
    1. Avatar
      kurangunlukleri Yönetici

      Tamam bunları da yazıya ekleyeceğim inşallah

      Cevapla
  2. Avatar
    kurangunlukleri Yönetici

    Yorumu bir defa göndermeniz yeterli, bunları da yazıya ekledim. Teşekkürler.

    Cevapla
  3. Avatar
    Berk Yaman

    Bu serinin (MCC) 3. makalesi sanırım hocam

    Cevapla
    1. Avatar
      kurangunlukleri Yönetici

      Evet doğrudur

      Cevapla