26# Şeytanların gökleri dinlemesi ve alev toplarıyla kovalanması ne demektir?

Bilim Kuran'la Çelişmez

ŞEYTANLARIN ATEŞ TOPLARIYLA KOVALANMASI NE DEMEKTİR?

Cin 9: Ve gerçekten biz, (gayb haberlerini) dinlemek için orada oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, onu gözleyen (izleyen) bir şihab (ateş parçası) bulur.

Soru: Yukarıdaki ayette yıldızların şeytanlara atılması mı konu ediliyor, bu nasıl mümkün olabilir?

Cevap:

Üç ayette şeytanlara şihablar atıldığı söylenir (Hicr 18, Saffat 10, Cin 9). Bir ayette ise en yakın gökteki bazı kandillerin şeytanlar için taşlama görevinde bulunduğu yazılmıştır (Mülk 5). İlk üç ayette geçen şihab kelimesi ateş parçası, ışık parçası, gibi manalara gelir ve taş ile alakalı değildir. Bu yüzden taşlanma olayı farklı bir olaydır. Taşlanma olayı için Fahreddin Razi gibi müfessirler yıldızlardan kopan küçük parçaların şeytanlara isabet ettiğini kast etmiş olabileceğini belirtmişlerdir. Yani bir güvenlik duvarı işlevi görmekteler. Bunu bilimin ilerlemesiyle daha iyi anlayacağız. Bu yazıda yıldızlardan fırlayan taşların ne olduğuna değil, ilk üç ayetteki şihabların ne olabileceğine bakacağız.

Şeytan bozgunculuk yapan yani kurulu sistemlerin işleyişini kötü niyetli olarak bozmaya çalışan tüm yaratıklara verilen isimdir. Bu manasından dolayı Kuran’da şeytan kelimesi hem cinler hem de insanlar için kullanılır. Örnek;

Enam 112: İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Kuran’ın her yerinde iyilik ve kötülüğün mücadelesi anlatılır. Evrenin yaratılış sistemini koruyup ona uygun hareket edenler ile kurulu düzenlerin açıklarını arayıp onu çökertmek için uğraşanlar sürekli bir mücadele içindedirler. Bu mücadele mikro kozmos olan hücrelerimiz içinde de var olduğu gibi makro kozmos olan evrende de vardır. Örneğin vücudumuza girmeye çalışan mikroplar çok çeşitli yollarla durdurulmaya çalışılır. Durdurulmazsa vücut sisteminde bozgunculuk yapacaklardır. Önce deri geçit vermez, eğer deriyi geçip kan sistemine karışırlarsa kandaki T lenfositler bunları tanır ve mikropların eşkâlini lenf merkezlerine bildirirler. Lenf merkezlerinde bu eşkâle uyacak gülleler (B lenfositleri) üretilir ve kana bırakılır. Bu minik gülleler mikroorganizmayı bulduğu yerde parçalar ve yok eder. Bu gülleler sadece verilen eşkâli tanır. Vücudumuzda meydana gelen bu olay yukarıdaki ayette anlatılan makro kozmosta meydana gelen olay ile aynı olduğu görülüyor. Öyleyse bunların hepsi külli bir kanunun değişik âlemlerdeki tecellileridir. Peki, bu olay evrende nasıl cereyan ediyor, bakalım.

Yazarın önerisi:  87# Tekvir suresi ve Güneşin dürülmesi

1800’lü yıllarda Thomas Young bir deney yaptı. Buna çift yarık deneği deniyor. Bu deneyde bir ışık kaynağından elektronlar gönderdi ve çift yarıktan geçip arka tarafta bulunan fosforlu tabelada nasıl bir iz bıraktığını gözlemledi.

32.jpg

Bu deneyin sonucu çok ilginçti ve kuantum dünya’sının keşf edilmesini sağladı. Önce bu elektronların hangi delikten geçeceğini gözlemleme yapmadan gönderdiler ve aşağıdaki B şeklinde olduğu gibi karşı levhada çok sayıda iz belirdi. Daha sonra elektronları gözlemlemek için bir sensör yerleştirince film burada koptu. Çünkü gözlemlemek istediğinizde elektronlar bir önceki şekilde olduğu gibi tüm levha boyunca dalgasal bir şekilde yayılmayıp bir parçacık gibi veya bir mermi gibi ilerleyerek çift yarıktan geçtiler ve sadece 2 tane desen oluşturdular. Bu desen ise şekil A’da görülüyor. Kısaca elektronları gözleyince üstteki şeklin A kısmında olduğu gibi karşı levhada iki çizgi oluştu, oysa gözlemlemeyince çok sayıda çizgi oluştu.

 

Bu araştırma defalarca değişik araştırıcılar tarafından tekrar edildi. Sonuç hep aynıydı. Bu nasıl olabilirdi? Atom altı parçacıkları (elektron, foton, glüon vs.) izlenmek istemiyor gibi davranıyorlardı. İzlenince farklı izlenmeyince farklı davranıyorlardı. İşte bu deney bizim klasik fizik görüşümüzü kökünden değiştirdi ve evrenin atom altı düzeyde işleyen ve tüm evreni etkileyen inanılmaz sırları olduğunu öğrendik. Daha sonra 1927’de Heisenberg adlı fizikçi henüz 25 yaşında iken bu parçacıkların belirsizlik ilkesine göre hareket ettiğini buldu ve Nobel ödülü aldı. Bu belirsizlik ilkesine göre bir parçacığın aynı anda konumu ve hızı asla tespit edilemez. Sadece olasılıklarını tespit edebilirsiniz.  Feynman’a göre parçacıklar A noktasından B noktasına seçili bir yoldan gitmezler. Parçacıklar sonsuz sayıda bir yol izlerler ve hatta “yol” tabiri bile sıkıntılıdır. Aşağıdaki şekillerde atom altı parçacıklarının hareketlerinde izlediği karmaşık yollar gösterilmiştir.

Yani parçacık için aslında sonsuz sayıda yol vardır ve hangisini kullandığını bilemeyiz. Her halükârda çift yarık deneyi hiçbir mantık ve sağduyu yaklaşımıyla çözülebilecek bir fenomen gibi durmamaktadır. Peki, bu atom altı parçacıklar neden gizleniyor ve neden bize kesin bilgi vermek istemiyorlar? Evrende bilginin atomaltı parçacıkları vasıtası ile taşındığını bildiğimize göre bu parçacıkların hareketi aslında bazı bilgilere ulaşılmasını engellemek üzere bir şifreleme sistemi olabilir mi?

Yazarın önerisi:  82# SÜLEYMAN PEYGAMBER VE KARINCANIN KONUŞMASI

Okuduğum birçok fizik kitabı arasında Brian Green’e ait olan “Evrenin zerafeti” kitabından çok istifade ettim. Bu konuda aşağıdaki sözler bu kitaptan direk alıntıdır:

“Fotonlar, elektromanyetik kuvvetin haberci parçacığı olarak nitelenir. Keza glüonlar ve zayıf ayar bozonları da sırasıyla güçlü ve zayıf nükleer kuvvetlerin haberci parçacıklarıdır.”

“Aslına bakarsanız, büyük bir kutunun içinde tek bir elektronu yakalayıp, elektronun konumunu daha kesin belirlemek için kutunun kenarlarını yavaş yavaş sıkıştıracak olsanız elektronun daha çılgın bir şekilde hareket ettiğini görürdünüz. Elektron sanki klostrofobiye kapılmış gibi yerinde duramayacak, giderek çok daha çılgın bir şekilde ve öngörülemez bir hızla zıplayarak kutunun kenarlarına çarpacaktı. Doğa, bileşenlerinin köşeye sıkıştırılmasına izin vermez. Mikro parçacıkların hareketleri daha küçük bölgelerle kısıtlandığında ve bu şekilde incelemeye tabi tutulduğunda, gittikçe daha çılgın bir hal alır… Sanki tüm evrenden ödünç bir enerji alıyormuş gibi yüksek enerji seviyelerine çıkarlar”

Green yine kitabında, bu parçacıkları izlemek üzere foton gönderdiğinizde büyük bir çarpışmayla her ikisinin de yön değiştirdiğini bildirir ve bu olayı tekme atmaya benzetir.

Şimdi ayetlere gelelim. Ayetler bize şeytanların bilgi çalmak istediğinde “Şihablar” ile kovalandığını haber veriyor. Şihab kelimesine müfessirler genelde “ışın, ateş ışığı, parlak bir ateş, ateş topu anlamlarını vermişlerdir. Bu ateş veya ışının ne olduğunun bilinmediği için de buna birçok müfessir yıldız veya meteor yakıştırması yapmıştır. Fakat yıldız veya meteor diye bir belirti ayette olmayıp bu tamamen bir yorumdur. Cin 9 ayetinde bu şihablar “şihaben rasaden” yani gözlemleyici şihablar olarak tanıtılmaktadır.

Şimdi düşünelim, ateşten yani fotonlardan yaratılan cin şeytanları göklerdeki gayb haberlerini yani kader programlarını dinlemek isterler fakat bu bilgileri taşıyan atom altı parçacıklar onları her yandan gelen bir elektron bombardımanına tutarlar, tekmeler atarlar fakat kesinlikle taşıdıkları bilgileri kimseyle paylaşmak istemezler.

Cin şeytanları da ateşten yaratılmıştır ve ateş ise elektronlar yığınıdır. Demek ki haber taşıyan elektronlar kendisinden bilgi çalmak isteyen elektronlara yağmur gibi vuruşlar yapıyor. Tabi önceden belirttiğimiz gibi bu elektronların nereden gidecekleri hiç belli değil. Yani bilgi alınmak istenen elektronlar şeytanların üzerine aniden boşalabilir veya uzaktan gidip onlara hiç müdahale etmeyebilir.

Yazarın önerisi:  123# Kuran'da göklerin sınırı geçilemez mi?

Cin 9: “Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen bir şihab (elektron yağmuru) buluyor.”

Bu ayetten de anlaşılan o ki deneylerinde kanıtladığı gibi gözlendiğini bilen elektronlar şaşırtmacalı bir şekilde istediği yoldan hareket edebiliyorlar ve önceden şeytanlara müdahale etmiyorken Allah’tan gelen emirle daha sonraları dinleyenleri delip geçen bir elektron yağmuru gibi davranmaya başlamışlar.

Fiziğin açıkladığı bu olay Kuran’ın anlattığı olayın açıklamasını çok güzel veriyor. O yüzden bu şihablara yıldız veya meteor değil ışığın atom altı parçacıkları demek daha uygun olur. Ekrandaki şekil parçacıkların birbirlerine tekme atma durumunu temsil etmektedir.

kuantum-teorisine-genel-bir-bakis-25-bilimfilicom.jpg

Bu ışık parçacıkları, sıkıştırılmak ve bilgisi çalınmak istenirse Brian Green’in dediği gibi tüm evrenden ödünç enerji alıyormuş gibi karşı konulamaz enerji seviyelerine çıkarak çılgınca hareket etmeye başlar.  Üstelik ayette “gözlemleyici şihablar” olarak tarif edilmesi de çok manidar. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi bu parçacıklar gözlemlendiğini hemen anlıyorlar ve hareketlerini değiştiriyorlardı. Nereden gittiğini nerede olduğunu bilmeniz mümkün değil. Nereden geldiği bilinemeyen parçacıkların da onu dinlemek veya izlemek isteyen şeytanlara birer gizli tekme atıcı olmaları ayeti çokta güzel açıklar.

Sonuç olarak, bilimin ilerlemesiyle diğer bazı ayetlerde olduğu gibi şeytanların şihablarla kovalanması olayı da çok daha iyi anlaşılabiliyor ve daha da iyi anlaşılabilecektir. Burada anlattıklarım kesin doğrudur diye henüz demiyorum fakat şihabların ışık veya ışın parçası olarak tefsirlerde açıklanması ve ışık parçacıkları olan foton ve elektronların hareketlerinin de çok gizemli olup bize kuantum denen farklı bir boyutu açması ve bu parçacıkların bilgiyi saklamak ister gibi yaptıkları davranışlara baktığımda ben şihabların bunlar olduğuna kanaat getirdim. Fakat kesin olarak ispat ettim diyemem. Bunu kabul etmeniz veya alakasız bir yorum sanmanız, bu kuantum alanı hakkında biraz ön bilginizin olmasıyla ve yazıyı iyice anlamış olmanızla da yakından alakalıdır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilis

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilis/

 

blank

  1. Avatar
    mehmetay40

    Ne kadar kolay değil mi, bilimin açıkladığı gerçekler ile kuranı birlikte yorumlamak, iş bilinmeyene gelince apışıp kalmak, şu an uzay yeteri şekilde bilimsel olarak yorumlanamadığı için sizlerde yıldızları şeytanlar için taşlama yaptık. Marten luter de bir zamanlar kopernak için ; zıpçıktı dünyanın döndüğünü söylüyor. Demişti çünkü o zaman yeteri şekilde bilimsel açıklama yoktu.

    Cevapla
    1. Avatar
      rehber Yönetici

      Evet bilim yeterince gelişmeden ayetler iyi anlaşılmıyor. Bu yüzden her zaman derim bilim geliştikçe insan evreni daha iyi anladıkça Kuran’ın büyüklüğünü ancak o zaman anlayabiliyor. Bu sadece fen bilimleri için geçerli değil. Sosyal bilimler içinde geçerli. Sosyal bilimlerin gelişimi fen bilimlerinden daha topal gittiğinden bazı sosyal ayetlerin büyüklüğü daha geç anlaşılacak.

      Cevapla
  2. Avatar
    araştırmacı

    Mülk süresi 5.ayetin açıklamalı doğru aşağıdadır.

    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ ﴿٥

    Mülk-5: Şüphesiz biz dünya semasını (dünya ve güneş sisteminin de içinde bulunduğu uzay mekânı) ışık yansıtanlar (gezegenler, bunların uyduları, kuyruklu yıldızlar, asteroit kuşağı, Kuiper kuşağı, Oort bulutu ve milyarlarca küçük gök cisimleri) ile donattık. Ve biz orayı (dünya semasını) şeytanların kovulma ortamı yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.*

    Maalesef burada mealciler hatalı olarak ( وجعلناها) ‘’ve ceâlnaha’’daki (ha) zamiri mesabiha raci’ yapmışlardır, hâlbuki bu zamir, mesabiha değil, dünya semasına gider. Onların bu çeviri hatası yüzünden bilimsel bir sorun ortaya çıkmıştır. İşte doğru meale göre ne yıldızlar, ne de gezegenler şeytanlara atılır. Zira şeytanlara atılan metafizik şihaplardır. Şeytanlar da melekler gibi gözle görünmeyen metafizik varlıklar olduğundan, melekler tarafından kendilerine atılan bu metafizik şihaplar da gözle görülmezler ve dolayısıyla bu olayın da meteor taşlarıyla hiçbir alakası da yoktur.

    Ayrıca ayette yıldız ifadesi yoktur. Çünkü Arapça da Yıldızlara (نجوم) ‘’nucum’’, Gezegenlere de, (كواكب)’’ kevakib’’ denir. Bu ayette de kevakib, yani gezegenler ifadesi geçmektedir. Ayrıca bu ayette ‘’dünyaya yakın gök…’’diye bir ifade de yoktur. Zaten dünyanın kendisi sema, yani Güneş sisteminin de içinde bulunduğu uzay içindedir, bu nedenle bu semaya dünya seması denilmiştir. Yani burada dünyanın da içinde bulunduğu Güneş Sistemi kastedilmiş olabilir. Çünkü burada (نجوم) ‘’nucum’’ yani yıldızlar sözcüğü değil, yıldızlar gibi parlayan ve ışık yansıtan (كواكب) ‘’kevakib’’ yani gezegenler sözcüğü kullanılmıştır. Demek ki burada Güneş sisteminde bulunan gezegenler, onların uyduları, çüce gezegenler, kuyruklu yıldızlar, “kirli kartopu” ya da “buzlu çamur topu” olarak anılırlar. İsimlerinde yer almasına rağmen yıldız değildirler, buz (su ve donmuş gazlar) ve (bir nedenle Güneş Sistemi’nin oluşumu sırasında gezegenlerde yoğunlaşamamış) kozmik toz karışımından oluşurlar.) ve Güneş sisteminde bulunan milyarlarca küçük gök cisimlerinden söz edilmiş olabilir.. 1.Sema, yani dünya seması, Güneş sistemi ile birlikte temsil ettiğimiz uzay mekânı, bu sema yaklaşık olarak 6.5 trilyon km’dir. Kaynak: (Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler) Dr. Nurbaki. İşte dünyamız da bu sema (bu manyetik uzay mekânı) içindedir,bu nedenle buna dünya seması denilmiştir. (الله اعلم) Saygılarımla.

    Cevapla
    1. Avatar
      araştırmacı

      Düzeltme: 1. Yukarıdaki başlık ”Mülk süresi 5. ayetin açıklamalı doğru meali aşağıdadır.” şeklinde olup sehven (meali) ifadesi yazılmamış.

      Düzeltme: 2. Kevakib ifadesi Mülk -5. ayette değil, Saffat- 6. ayette geçiyor, Mülk -5. ayette ise (مصابيح)”mesabih” geçiyor. Ama her iki yerde de aynı konu anlatıldığı için Mülk-5. ayetteki mesabih de kevakib anlamındadır. Yani Mülk -5- ayette geçen mesabih mücmel, Saffat süresindeki kevakib ise onun tefsiri mahiyetindedir. Çünkü Mülk-5. ayette geçen mesabih yıldızlar mı veya gezegenler mi? tam anlaşılmıyor. Fakat aynı konu Saffat süresi 6. ayette ” Gerçekten biz dünya semasını kevakib ile (gezegenlerle) süsleyip donattık…” şeklinde gelmesi bu ayetin Mülk- 5. ayette geçen mesabih kelimesinin tefsiri anlamına gelir. Bu nedenle Mülk-5. ayette bulunan mesabih’ten maksat kevakib yani gezegenlerdir. Bunlara mesabih denilmesinin sebebi ise güneşten ışık yansıtmalarından dolayı çıplak gözle bakanlara aynen yıldızlar gibi göründükleri içindir. Selam ve saygılarımla.

      Cevapla