16# Ateistlerin bir kısım bahaneleri:

Varlığın Amacı
  1. İnanmıyorum çünkü Allah’ı görmüyorum, olsaydı görürdük.(Yanlış, senin görmemen olmamasının delili değildir. Evrendeki nesneleri görme yeteneğimiz çok çok sınırlıdır. Örneğin elime aldığım bir flash disk içindeki bilgilerin veya videoların çıplak gözle görülemeyeceğini bilirim ve dolayısıyla, içinde birkaç saatlik bir film olduğu fikrini inkâr etmem çünkü o disk içindeki bilgiler ancak bir bilgisayara bağlandıktan sonra görünebilir.)
  2. Allah olsaydı insanlarla irtibat kurardı.(Doğru, gönderdiği kitaplarla zaten irtibat kurmuştur. İnsanı yarattıktan sonra başıboş bırakmamıştır, onlara nereden geldiklerini, nereye gideceklerini ve varoluş amaçlarını açıklamıştır.)
  3. Herşey tesadüfen oluşmuştur. Bir yaratıcısı yoktur.(Yanlış, birbirinden farklı sayısız hayvanın tesadüfen bu hallere geleceğini hangi sağlıklı akıl kabul eder.) Tadları ayrı ayrı güzel, kokuları ayrı ayrı güzel, vücudumuza şifalı şu aşağıdaki meyvelelerin, sebzelerin tesadüfen olmuş olmasını hangi normal düşünebilen insan kabul eder. Yine de şüphesi olanlar için şöyle sorayım. Bunların kendi kendine tesadüfi oluşma ihtimalleri mi fazladır yoksa ilim sahibi bir yaratıcının sanatları olma ihtimali mi fazladır. Söyleyeyim. Doğadaki entropi yani bozulma kanununa göre, tesadüfen oluşma ihtimalleri yoktur. Çünkü doğa her zaman düzensizliğe gider, bu tür düzenli işler ise her zaman bir ustanın elinden çıkar. Evrimle olr diye savunma yapmanız da tesadüflere bağladığınız gerçeğini değiştirmez. Çünkü canlılığın evrim ile rastlantısal olarak başladığını ve rastlantısal olarak yani birinin yönlendirmesi olmadan doğada oluşabileceğini iddia ediyorsunuz. O yüzden biz tesadüf demedik evrim dedik savunması yersizdir.
  4. Tamam Allah var, ama din göndermemiştir, din diye bir şey yok.(Yanlış, seni böyle diğer canlılar ve varlıklar üzerinde sınırsız bir yetki ile donatan Yaratıcının, kendi haline bırakması düşünülemez. Evrene baktığında kuvvetinin ve ilminin sonu olmadığını anlayabileceğin yaratıcı elbette ki seni tekrar diriltip iyiliklerine ödül, kötülüklerine ceza vermesi gerekir. Bunu yapmazsa sonsuz güzel ve sonsuz güçlü olan yaratıcı birden sonsuz adaletsiz olur. Sonsuz güzellik ve sonsuz çirkinlik ise bir arada bulunmaz. O zaman Dünya’da yarattığı güzellikleriyle kendini insana sevdiren yaratıcı elbette ki sonsuz güzelliğine uygun sonsuz bir adalete de sahiptir ve dengeleri kıyamet sabahında yerine oturtacaktır.)
  5. Sen bana İslamiyet’e inanmam gerektiğini söylüyorsun. Ama o kadar mantıksızlıklar var ki nasıl inanabilirim?(Yanlış, çünkü mantıksız sandığın bilgilerin ortalama olarak % 99’u insanlar eliyle dine sokulmuş bilgilerdir. Çoğusu eski yahudi kitaplarından alınmış ve sözde, İslamiyetin de bunları kabul ettiğini iddia etmişlerdir. Hatta akla mantığa ters gelen bilgilerin hemen hepsi 15-20 kulaktan geçtikten sonra ve ancak 200 yıl sonra kağıda dökülmüş olan kaynaklardan gelmektedir ki, bu kaynakları yazanlar ve dinleyenler kendi zamanlarında akla aykırı görmedikleri için din adına birşeyler uydurmanın gelecekte İslamiyete zarar vereceğini öngörememişlerdir. Maalesef insanlar kendi anlayışlarını ve yorumlarını Allah’ın değerli elçisinin sözlerine de kötü niyetli olmadan karıştırmışlardır. Bu bilgi karışmasının verdiği zarar ise şundan kaynaklanmaktadır: Malumdur ki aynı ortamda kulaktan kulağa oyunu oynandığında bile, bir söz 20. kulaktan sonra tamamen farklı çıkmaktadır. Dikkat edin aynı ortamda, dakikalar içinde ve aldığını doğru aktarmaya çalışan bir grup içinde bile çok yanlış anlamlar ortaya çıkmaktadır. Hadislerin rivayet edildiği zamanın şartlarını göz önüne getirdiğimizde A) İnsanlar doğruluk dini İslamiyet’le tanışmalarına rağmen hala eskilerden kalma çok sayıda batıl inanışı taşımaktaydılar ve bunları İslamiyet’le karıştırıyorlardı. Bu olgu günümüzde bile devam etmektedir ki o zamanlar da ne kadar olduğunu siz düşünün.  B) İnsanlar antik Yunan, Mısır, Pers gibi büyük medeniyetlerin öğretilerinden kopamamışlardı ve İslamiyet bilgilerini bu anlayışlarla sürekli kirletiyorlardı. C) Yahudilerden aldığı bilgileri, kaynağı belirsiz bilgiler olarak dilden dile anlatıyorlar ve toplumun hafızasına yerleşen bu bilgileri bir zaman sonra zamanın âlimleri rivayet olarak kitaplarına taşıyorlar, böylece bilgileri İslam’a mal ediyorlardı. D) Hadisler Hz Muhammed’in yalan bilmeyen ağzından çıkalı 200 sene olmuş ve hadisler yazılmaya başlanmıştır. Oysa böyle uzun bir zamanda yukarıda belirttiğimiz gibi insanların önceki malumatlarının bu bir kısım hadisleri kirletmemesine yani insanlar anladıklarını aktardıkları için anlayışlarının karışmamasına imkân yoktur. Böylece boş laf söylemeyen Peygamber’in sözleri orijinalitesini koruyamamıştır. Hadis yazarları da bunları o zamanın anlayışına göre akıl süzgecinden geçirerek akla ters düşmedikleri gerekçesiyle veya rivayet edenlerin dürüstlüklerini göz önünde bulundurarak kitaplarına yazmışlardır. Fakat zaman göstermiştir ki o zamanın bilgi seviyesine göre mantıklı görünen birçok sözün gerçekle alakası yoktur. (Tüm hadisler için geçerli değil, hâlâ çok değerli bilgiler veren peygamber sözleri var) Her insan bire bir duyduğunu değil anladığını aktarmıştır. 200 sene boyunca Peygamberimizin sözlerinin değişmeden kulaktan kulağa aktarıldığını sanmak akıldan uzaklaşmaktır. Bu sözler son kulağa varınca acayip sözler ortaya çıkmıştır. Bu hadisleri yazanlar Peygamberimize olan sevgilerinden dolayı yazmışlardır. Ama İnsanoğlunun elinin karıştığı bilgileri gelecek nesillerin, Allah’ın dininin kanunları olarak kabul edeceklerini düşünerek yapmamışlardır bunu. Peygamberimizin tam olarak öyle söylemediği bir kısım hadisleri “din” olarak göstermek maalesef bu akıl ve mantık asrında insanların İslam’dan uzaklaşmasına sebep oluyor. Fakat bütün hadisleri reddetmemiz ve Peygamber’den bize ulaşmış bilgi kırıntılarını araştırıp irdeleyip güzellerini almayacağımız manasında anlaşılmamalı bu. Hadisleri toplu katliama uğratmak doğru olmadığı gibi topluca hepsini din sanmak ta dine zarar veriyor.
Yazarın önerisi:  48# ŞEYTANA, SECDE EMRİ VERİLMESEYDİ?

Kuran’da ise hiçbir mantıksızlık, bilime ve gerçeklere aykırılık bulamazsınız. İnsan, bilimin yeterince gelişmemesinden dolayı bazı ayetleri kendi zamanında anlayamayabilir. Örneğin “gökyüzünü ve yeri 7 tabaka olarak yarattık” sözünü anlayabilmesi için insanlığın 1300 sene beklemesi gerekti ve geçtiğimiz yüzyılda anlaşılabildi. Bir kısım ayetler de var ki şaşı bak şaşır misali eğri bir bakışla eğri görmek için uğraşanlara sitemde doğruları göstermeye çalışıyorum. Kur’an, Allah kelamıdır. İçinde hiçbir yanlış ve akla, bilime aykırılık yok iken bir kısım hadislerde ve tahrif olmuş Tevrat ve İncil’de sürüyle yanlışlık olması insanın bulaşık elinin tahrip gücünü göstermiyor mu? Müslümanlar tahrif edilmiş bir kısım hadisleri dinimizin ayakları olarak göstermekten vazgeçmezlerse gelecek nesilleri ateizme kendi elleri ile teslim etmiş olacaklar ve akıllarını kullanmadıkları ve aklı duygusallığa feda ettikleri için Allah huzurunda sorumlu tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi sorumlu olacaklardır. Tevrat ve İncil bilimle çok noktada çatıştıkları için Avrupa ve Amerika’da bilim insanlarının dinlerinden soğumalarını mantıklı buluyorum. Hâlbuki İslamiyet’te böyle bir dezavantaj olmamasına karşın insanların kendi anlayışlarını yansıttıkları bir kısım hadisler Kuran gibi dinin kaynağı olarak gösterildiği için ve Peygamberimizin sözleri diye sahip çıktığımız için aynı çukurun içine biz kendi kendimizi atmışız. Bu sözleri Peygamberimizin diye savunmak Peygamberimize de vefasızlıktır. Şu satırları okuyanlar şunu da bilsinler ki Peygamberime olan sevgim, onu rehber olarak, bir yaşayan Kuran bilmem kimseden az değildir. Maksadım ona ve dinine bilerek veya bilmeyerek atılan iftiraların bir an önce temizlenmesi ve gerçek dinin 1400 yıldır biriken hurafelerden sıyrılarak ortaya çıkmasıdır. Şunu da belirtmeliyim ki nasıl ki tahrif edilmiş Tevratın içinde birçok orjinal ayet yani Allah’ın sözü  vardır, hatta muhtemelen çoğu orjinaldir, benzer şekilde hadisler içinde de orjinal Peygamber kelimeleri, çok miktarda mutlaka vardır. Çoğu hadiste Peygamberimiz ona benzer bir söz kurmuştur. Ama insanların anlayışları karışınca ortaya inanılmaz tasvirler çıkmıştır. Ekmek yararlı iken çamurla bulansa yine de yararlıdır yenir dermisiniz ve çocuğunuza yedirir misiniz? İnsanları hasta edip ateizme kaydıran bir kısım hadislerin hâlâ Peygamber sözlerinin orijinalitesinden çok uzak olduğu açıktır.  Fakat hadisler de iki kısımdır. Bir kısmı toplumu düzenlemeye yönelik hadislerdir, bunlarda ki bilgi kirliliği daha azdır. Bunların içinde sünnet olan uygulamalar vardır ki, ancak akıl ve mantık süzgecinden geçirilerek alınabilir. Ortak akla ve mantığa ve vahye ters düsen hiçbir hadis peygamberimizin sözü ve kutsal diye sahip çıkılmamalıdır, bu tür hadisler delil olarak gösterilmemeli ve yaygınlaştırılmamalıdır. Diğer kısmı ise, görülmeyen olaylarla, görülmeyen âlemlerle, insanların bilmediği gerçeklerle alakalıdır ki bunların neredeyse tamamına o dönem insanlarının anlayışları çok yoğun bir şekilde karışmıştır.  Çünkü insanlar arasında görülmeyen âlemlere olan merak âlimlerin bunu kendi yanlış bilgileriyle detaylandırmasını doğurur. Örneğin insanlar kıyamet konusunda, melekler konusunda, Cennet, Cehennem, Âdem’in yaratılışı, Zülkarneyn, Yecüc Mecüc, Ahirzaman alametleri vb nice konularda duyduklarını değil anladıklarını mevcut bilgileriyle harmanlayarak aktarmışlardır. Dolayısıyla ortaya akla ziyan bazı söylemler çıkmıştır. Tahrif olmuş Tevrat’ı bir öğretmen olarak görmek onunla amel etmek yanlış olması gibi,  aynısı bir kısım hadisler için de geçerlidir. Tanrı, orijinal dinini Kuran’da açıklamış, Kuran dışında ayrı bir kitap yazılmasını uygun görmemiştir. Görseydi, Peygambere kendi sözlerini de yazmasını emrederdi ve Peygamberin sağlığı zamanında yazıldığı için dupduru hadis kaynaklarımız olurdu. Ayrıca, diğer kitaplarına vermediği koruma garantisini, başka kitap gelmeyeceği ve son kitap olduğu için Kuran’ına vermiştir. Bunların yanında akıl ve vicdan denilen iki hâkimi de insana yardımcı vermiştir. Allah, hükümlerini Kuran’da çoğu yerde detaylı olarak açıklamayıp ana hatlarını belirtmesi ise insanlara zorluk çıkarmamak içindir. Mezhep bilginleri ise Kuran’ın bu emirlerini insanlar için yorumlamışlardır. Bu bilginlerin hiçbiri mezhep kuruyoruz iddiası ile ortaya çıkmamış, bunların görüşlerini kabul edenler çoğalınca bu topluluğa isim verilmiş ve Ebu Hanefi’nin görüşlerine uyanlara Hanefi, İmam Şafi’nin görüşlerine uyanlara Şafii denmiştir. İnsanların böyle farklı hocalardan ders alması normal olup ayrıştırma vesilesi yapılmamalı, çeşitliliğin güzelliğine götüren bir vesile olarak kabul edilmelidir. Mezhepler güncel meseleleri yorumlayıp fetva vererek sistemleşmişlerdir. Zaman değişip yeni meseleler ortaya çıktıkça bu mezheplerin de yeni fetvalarla bu sorunlara çözüm bulması beklenir. Veya ortak akıl ile oturup bütün mezheplerin görüşleri tartışılıp en doğru uygulamalar ortaya çıkarılmalı ve artık insanlar tek bir uygulama yapıp mezhep ayrılıklarından kurtulmalı ve herkesin sıfatı sadece Müslüman olmalıdır.

Yazarın önerisi:  110# KULLUK vs. EGOMUZ

Kuran’a ve akla ters düşmeyen mezheplerin görüşleri güzeldir. Fakat, insanların akıl dışı görüşleri mutlak itaatle kabul edilmez. Görüşler, insanı hayvanlardan ayıran özellik olan aklımızın süzgecinden geçirilmeden insanları kutsallaştırılarak direk alınmamalıdır. Çünkü bu durum, şöhret ve hırs peşinde koşan bir kısım insanların (riyakâr mürşidler gibi) işine yarar iken dine büyük zararlar vermektedir.

 

 

  1. Avatar
    Süleyman

    Ne kadar da mantıklı açıklamalar keşke hepimiz bu gerçekleri anlayabilsek

    Cevapla