
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Kemal hocam mesela kim bunlar. Bizde faydalanalım
Kör ile gören bir olmaz. (Fatır Suresi 19.Ayet)
@rayzen0 Kitabı daha okumadım. İki gün önce elime ulaştı. Ancak üstünkörü şöyle bir inceledim. Çünkü kitap beş yüz küsur sayfa.
Öncelikle kitabın içeriği dolu. Nübüvvet konusunda akla gelebilecek neredeyse her türlü iddia ele alınmış. Muhaliflerin ve muarızların yöneltebileceği birçok soruyu, hatta sorulmamış birçok soruyu da yazar kendine sormuş ve cevaplamış. Bu noktada yazarın kendinin de ifade ettiği gibi bu üslup zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. Çünkü "eğer Nebi aleyhisselam -hâşâ- şöyle olsaydı....", "Eğer Nebi aleyhisselam -hâşâ- böyle olsaydı...." gibi başlayan cümleler, muhaliflerin gözüyle düşünülüp ele alındığı için çok sık yer alıyor.
Bu hususa binaen yazar, muhaliflerin İslam kaynaklarının güvenilirliğini konusundaki itirazlarına karşılık daha çok yabancı oryantalist kaynakları, Nübüvvet ispatının temellendirilmesinde bilinçli olarak çokça kullanmış. Çünkü muhalifler Kur'an'a ve hadislere bazen tarihi veriler olarak da burun kıvırabiliyor. Bu da düşünülmüş. Yoksa oryantalist yazarların, önce de söylediğim gibi, bizatihi kendi içinde bir değeri olduğu için değil. Buradaki yazarların çoğu da İslam'a ön yargıyla yaklaşanlar. Bir kısmı da bunun dışında tabi.
Kitabın birinci bölümünde İslam kaynaklarının (Kur'an ve hadis) güvenilirliği ele alınmış. Kur'an'ı Kerim'in dünya kütüphanelerindeki nüshalarından misaller getirilmiş ve hakkında bilgi verilmiş. Bu kısım nispeten uzun bir bölüm. Hadislerden birçoğundan da yine yukarıda belirttiğim sebeplerden ötürü daha çok ecnebi yazarların da ittifak ettiği hadisler kullanılmış.
Sonraki iki bölümde ise (Yorum Metotlarımız/Haber İnşası) teknik konular yer almış. Delillendirme yöntemleri gibi...
Sonraki bölümde (Samimiyet Delilleri) Nebi aleyhisselamın mücadelesindeki samimiyeti incelenmiş. Bu bölüm önemli bölümlerden birisi.
Bir sonraki bölümde (Fetanet Delilleri) yine Nebi aleyhisselamın başarıları, şahsiyeti incelenmiş ve kendisine yöneltilen birtakım ithamlara cevap verilmiş.
Son bölüm de mucize konusuna ayrılmış. Bu bölüm de oldukça uzun bir bölüm olmuş. Rum suresi mucizesi üzerine ehemmiyetine binaen ayrı bir bap açılmış.
Kitabı daha okumadım ancak en kısa zamanda okuyacağım inşaallah. Genel kanaatim kitabın başarılı ve nitelikli olduğu yönünde. Kitap herkese hitap ediyor yazmıştım fakat kitapta herkese hitap etmeyen teknik bölümler de var. Ancak genel itibariyle herkesin anlayabileceği bir üslup ve dille yazılmış. Fazla kavram karmaşasına boğulmamış.
Kitabı bir gün tamamen okuyup bitirirsem ve önemli bir husus görürsem yine buraya aktarabilirim.
Vesselam.
Hayran oldum. Nasıl güzel anlatmışsın @kemal hocam.
![]()
Sağ olunuz. İstifadesi de güzel olur inşaallah 🙂
Allah senin gibi insanların sayısını artırsın. Çok beğeniyorum, çok takdir ediyorum sizi.
Amin teşekkür ederim. Kendimi henüz bir "şey" olarak göremiyorum kardeşim. Bunu mütevazılığın riyakârlığı ile de söylemiyorum. Gerçekten çok çok bilgili Müslümanlar var. Hem de hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar. Bir kısmını tanıyoruz büyük bir kısmını da görmedik belki. Bu tür Müslümanları gördükçe bilgisine hayran oluyorum. Kendi itikadi ve ilmi bilgimden utanıyorum. Bu forumda da öyle insanlar var. Bunun yanında çok büyük âlimlerimiz var keşfedilmeyi bekleyen. Bunları okudukça da utanıyor ve hayret ediyorum. Bunlardan birisi mesela Elmalılı. Çok büyük müfessir olarak bilinir fakat kelamcı ve felsefeci yönünü çoğu kişi bilmez. Aynı şekilde yakın dönemde Mustafa Sabri Efendi. Çok büyük kelamcı. Fazla bilinmez. Bunun gibi daha niceleri var kim bilir.
Allah, sizin ve hocamız gibilerin sayısını artırsın inşaallah.
Tabiki çok büyük âlimler var. Bu ilimleri okuyarak,uğraşarak,çabalayarak İslama çok büyük katkıları olmuştur. Allah Onlardan bin kere razı olsun. Ben senin-benim gibi olan halktan müslümanların araştıran,okuyan,soran,öğrenmeye açık ve istekli olan kişilerin sayılarının artmasını çok istiyorum.
Benim kendi hayatımda dini anlama dönemim 38 yaşında oldu ve bu çok geç bir yaştı fakat ben gelişmeye açık bir insan olduğum için ve Allah'ın da takdiri ile bilim ve yaratılış sitesi sayesinde yaşıma, bilgisizliğime ve hafıza zayıflığıma ve hayat meşgalesine rağmen kendimce iyi yol katettim. Ve gelişmeye devam inşallah 🙂
İnşaallah 🙂 Siz aslında bu yolda olanlara bir gayret sebebisiniz. Çünkü belli bir yaştan sonra öğrenme ve bilgi alımı zayıflıyor. Bunu tetikleyebilecek yegâne şey merak ve aşktan başka bir şey olamaz. Yani yaptığınız az buz bir şey değil. Allah gayretinizi daim eylesin.
Amin kardeşim inşallah 🙂
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Kemal hocam mesela kim bunlar. Bizde faydalanalım
Bunlar dediğin kimler ?
@kemal beni ve birkaç kişiyi etiketlediniz ya onu demek istedi sanırım.Bu arada inşallah boş bir zamanımda izleyeceğim
@kemal alıntı yapmıştım ama yine beceremedim. Sitede veya bende bug var. Dediniz ya hani çok iyi alimler var diye. Onlar kimler mesela. Biz de faydalanalım
Kör ile gören bir olmaz. (Fatır Suresi 19.Ayet)
@kemal alıntı yapmıştım ama yine beceremedim. Sitede veya bende bug var. Dediniz ya hani çok iyi alimler var diye. Onlar kimler mesela. Biz de faydalanalım
Üst düzey âlimler onlar. Herkesin okuyabileceği düzeyde değil. Bir ön bilgi birikimi gerektiriyor. Merdivenin birinci basamağından beşinci basamağına atlamamak lazım anlayacağın. Ancak Elmalılı Hamdi Yazır, Mustafa Sabri Efendi, Zahidül Kevseri, Said Nursi gibi âlimleri örnek verebilirim geçtiğimiz yüzyıldan. Bu âlimlerin bir kısmı avama hitap eder bir kısmı da âlim takımına hitap eder. Bunun için Mustafa Sabri Efendi'nin kelami metinlerini şu an elimde olmasına rağmen okumuyorum mesela. Çünkü üst düzey metinler. Ancak Said Nursi'nin dili ağır olmasına rağmen içeriği genel olarak halka hitap ediyor ve bu yüzden okuyorum.
Başlangıç düzeyinde ilmihal bilgisi edinmek lazım. Siyer okumak lazım. Bunun yanında Riyazüs-Salihin gibi eserler de okunabilir.
Kitabı okudum bitirdim. Üstünkörü şöyle bir incelediğim zaman dikkatimi çeken noktaları yazmıştım. Orada yazdığım düşüncelerim pekişti.
En başta kitabın delillendirme yöntemi çok sağlam. Yazar buna "haber yöntemi" diyor. Delillendirmelerini genelde bu yöntem üzerine kurmuş. Aslında çoğumuz hayatta bu yöntemi farklı şartlarda ve durumlarda kullanıyoruz. Ben detayına girmeyeceğim. Kitabı merak edip okuyanlar zaten bu metodun kitabın bütününe yedirilmiş olduğunu görecektir.
Kitapta en çok hoşuma giden yönlerden birisi daha önceki yazımda da belirttiğim gibi tek taraflı bir delillendirmenin kullanılmayıp münazara üslubunun kullanılması, yani muhaliflerden gelebilecek her türlü itiraza karşı cevap verilmesidir. Bunu cesur bir şekilde söyleyebilmemi sağlayan, yazarın kuru kuruya, kendin çal kendin oyna tarzında, karşısında bir saman adam varmış gibi itirazlar ortaya koymak yerine, dürüst ve samimi davranarak çok fazla rivayete yer vermemesi ve en önemlisi neredeyse yüzde doksan beş oranında nakille yabancı oryantalistlerden yararlanmasıdır. Çünkü herkese hitap ettiğini iddia ettiğiniz bir kitapta müslüman yazarlardan yapılan alıntı ve nakiller o kitabın inanılırlığını düşürür. Bu tabi müslüman yazarların güvenilirliğini değil, muhalif nazarında kitabın değerini düşürür ve onun iddialarına olan bağnazlığını artırabilir. Bunun için böyle bir metodun takip edilmesi hoş olmuş. Zaman zaman yazarın üslubu sertleşebiliyor fakat bu, münazara üslubunun kendisinden kaynaklı.
Sözün özü; Kitabın mutlaka okunmasını tavsiye ederim. Özellikle genç arkadaşların paralarına kıyıp okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Böylece münazara nasıl olur, fikrî tuzaklara nasıl düşülmez, ilmi metod ve yaklaşım nasıl olur...bu konularda bir altyapı sağlanmış olur inşaallah. Şahsen ben birçok şey öğrendim. Hem bilgi anlamında hem de metod ve yaklaşım açısından. İstifade edilmesi temennisiyle.
Vesselam...
Kitaptan bir alıntı. Günümüzdeki dinler tarihi anlayışına yönelik bir eleştiri:
Din
"Hukuk ve ahlâk kısmıyla alâkalı olarak, yeni dini de eskisi ile kıyaslamak faydalı olacaktır. Bizim muhataplarımız içerisinde gayrimüslimler de olduğu için, bu kıyaslamayı bir Müslüman gibi yapmaktansa, dışarıdan bakan bir dinler tarih gözlemcisi gibi yapmayı uygun bulduk. Bu bağlamda, aslında elimizde çokça İslâmî kaynak da mevcuttur. Onlara dayanılarak çok daha güzel bir anlatı ve tasvir de yapılabilirdi ancak biz, bazı muhataplarımızın durumunu göz önünde bulundurarak, Oryantalistler üzerinden nakil yaparak kendimizi oldukça kısıtlamış olduk.
Bu yüzden, önce genel hatlar üzerine, bir dinler tarihçisi nazarı ile bakalım.
Bölüme başlamadan önce kısa bir uyarıda bulunmamız oldukça önemlidir. Oryantalizm, çoğunlukla bir aydınlanma çağı ürünüdür. Progresif ve ilerlemeci bir tarih anlayışına sahiptir. Birinci ve ikinci dünya savaşına kadar, neredeyse itirazsız kabul edilen bu okuma şeklinde, bilim ve teknoloji nasıl sürekli gelişiyorsa insan, ahlak, din gibi mefhumlar da sürekli gelişmektedir. Birinci ve ikinci dünya savaşında, insanın ahlaken hiç de zannedildiği gibi gelişmediği açıkça müşahede edildikten sonra bu kanaat eleştirilmeye başlamıştır. Özellikle kültür ve ahlak üzerine yazan günümüzün önemli görülen yazarları, bu bakış açısını, haklı olarak çokça tenkit etmektedirler.
Ayrıca bu okuma tipinin dinden kendisini soyutlayan Avrupa'nın, insanın kâmil hali, diğerlerinin ise insanın alt sürümü olması gibi sömürgeci amaçlara hizmet ettiği, pek çok yazar tarafından işaret edilmiştir. Oryantalis yazarların çoğu, bu eleştirilerin başlamasından önce yazdıkları gibi, maalesef belli bir döneme ait olan dinler tarihi anlatıları da buna dayanmaktadır. Comte, Spencer, Durkheim ve Freud, tam bir aydınlanma bakışı ile dinler tarihi kuramları geliştirmeye çalışmışlardır. Bu anlatıya göre öncelikle animizm (nesnelere tapınma) vardı. Sonrasında paganizm (putperestlik) gelişti ve daha sonra tek tanrılı dinler gelişti. Halk arasında popüler bilim yapan belli kişilerin maksatlı anlatıları ile maalesef bu görüşler, ülkemizde, halk tabanında fazlasıyla kabul görmüştür.
Önce Lange'nin çalışmaları ve ardından Schmidt'in (ö. 1954) 12 ciltlik Tanrı Fikrinin Kaynağı (Der Ursprung der Gottesidee) eserinde, yüzlerce ilkel kabilenin, onlardan beklendiği üzere animizmi takip etmediğini ve bunların tamamında muhtelif şekillerde olsa da bir tek tanrı inancının var olduğunu göstermiştir. Bu tanrı inancında, muhtelif durumlardan dolayı oluşan aşınmalarda, "yüce ruhlar" kültlerinin dine girişine işaret etmiştir. Bunun animizmden uzaklığı ortadadır. Onun bu çalışması, dinlerin progresif olarak gelişmediğini, "bozulduğunu" göstermesi açısından önemlidir.
Bu yüzyılın en önemli dinler tarihçisi sayılabilecek Mircea Eliade (ö. 1986) Lange ve Schmidt'in çalışmalarından övgüyle bahsederken pek çok yerde Freud, Spencer, Durkheim gibi kişilerin dinler tarihi kurgularını tenkit etmiştir. Spencer vb. aydınlanma yazarlarının dinler tarihi anlatılarının, ideolojik olduğundan bahsetmiş ve her coğrafyada, "yaratıcı bir baba figürü" olarak tek tanrı inancının var olduğuna dair örnekler vermiştir.
Hakeza bu ilerlemeci dinler tarihi anlayışında, tarım öncesi avcı toplayıcı topluluklarda din olmadığı anlatısı da oldukça yaygındı. Dinlerin hem yiyeceklerin artırılması ve depolanmasını sağlaması hem de ürünün doğa şartlarına bağlı olması sebebi ile tarım sonrası ortaya çıkmış olduğu aktarılıyordu. Bu kurgu mitolojik sayılabilecek anlatılarla süsleniyordu.
Bu kurgunun da ideolojik olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Zira bu tarih kurgusu oluşturulduğunda, Batı burjuvazisi, feodaliteyi, yani toprak beylerini yenmiş ve onların dinini -deyim yerindeyse- Batı'dan kovmuştu. Artık Batı, bir tarım toplumu ve dolayısı ile tarıma bağlı dinî bir toplum değil, sanayi toplumuydu. O hâlde din, tarım toplumuna özgü bir şey olmalıydı. İnsanın üst sürümünü ifade eden Batı, geliştirdiği sanayi sayesinde, diğer tarım toplumlarını geçerek dini aşmıştı. İnsanın alt sürümleri (yani geri kalan bütün dünya), zamanla Batı'nın ulaştığı noktaya ulaşacaktı.
Oysa Göbeklitepe'de tarım öncesi avcı-toplayıcı bir topluma ait ibadethane bulunması, bu görüşün aleyhine olmuş, tarım-din ilişkisine yönelik kurguların doğru olmadığı yönünde güçlü bir delil niteliği kazanmıştır.
Yakın dönemdeki bu değişim, İslam'ın hem tarih hem de özelde dinler tarihi anlatısına uygundur. İslam Adem'in (a.s.) peygamber olduğundan bahsederek kendi tek tanrı mesajının, insanlığın başından beri var olduğunu ve bozulmalara uğradığını aktarmıştır. Bozulmalar belirli bir boyuta geldiğinde, Allah tekrar peygamber göndererek mesajı yenilemiştir. Kur'an'da, dinlerin ilerlemeci bir yapı arz etmediği oldukça açıktır. Yani İslam'a göre nesnelere tapınma, bir başlangıç değil, bozulmanın son kertesi olarak bir kokuşma ifade eder.
Dinler tarihinde değişen anlatının, Türkiye'de halk tabanına ulaşması ne kadar zaman alır, kestirmek zordur. Çok fazla kişinin buna inanıyor olması ve muhataplarımızın arasında gayrimüslimlerin de bulunması sebebi ile ilerlemeci dinler tarihi kabul edilse dahi, bu anlatı içerisinde de Hz Muhammed'in (s.a.v.) getirdiği dinî değişikliğin, doğal olarak açıklanamayacağını göstermeye çalışacağız.
Hatta İslam'ın oradaki dinî hâli getirdiği durum, bu ilerlemeci anlatının çürütülmesinde dahi delil olarak kullanılabilir. Zira güçlü bir animizm ile karışık diğer kültlerin olduğu bu toplumda, yirmi üç yıl gibi kısa sürede, gelişkin bir teolojisi olan tek tanrı inancı yerleşmiştir. Bu dinî değişimi hazırlayan bir sosyal durum ve böylesi bir beklenti de yoktur. Sosyal bilimlerde, yirmi yılda, bir kişinin fikirleri fikirleri ile, bu derece büyük bir değişim beklenmez."