
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Allah birçok ayette hüküm sahibinin sadece kendisini olduğunu söylüyor ama tevbe suresi 29.ayette
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Peygamber'inin haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküpkendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız. -
böyle diyor kafam karıştı. düşünceleriniz nedir?
Daha önce şurada konuşmuştuk:
Cevabımı tekrar yapıştırayım buraya:
Peygamberin haram koyma yetkisi var mı? Sünnet nasıl anlaşılmalı?
Tevbe 29: Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
Yani benim anladığım şu ki Peygamber ana haramlar da Allah'ın koyduğu kanunu değiştirmesi mümkün değil. Bunun dışına vahiy gelmeyen konularda elbette bazı yasaklar getirebilir. Örneğin mescide idrar yapmayın diye bir ayet gelmemiştir fakat peygamberimiz sahabelerine bunu yasaklamıştır. Haram zaten yasak (hürmetli olan şey) demektir. Vahiy gelmeyen konularda, kendi içtihadıyla yasak elbette koyabilir fakat bu yasaklar da o anki duruma veya kişiye özgüdür çoğu zaman. Örneğin su varken helaya taş ile gitmeği yasaklayabilir. Bunun için ayet inmesi gerekmez. Peygamberimiz yanlış olarak görmüşse bunu bir yönetici olarak yasaklayabilir. Fakat bu yasaklar çoğu zaman o anki şartlar için geçerlidir. Yani farklı bir durumda farklı içtihad edip farklı bir emir ve yasak uygulayabilir.
Yasaklamanın Arapça karşılığı haram yapmaktır, fakat bu haram Allah'ın koyduğu yasaklar (haramlar) gibi değildir. O günkü insanların sorunlarına bulmuş olduğu çözümlerdir. Şartlar değişip başka şartlar gelse bulacağı çözümü de farklı olabilirdi. Örneğin o gün zehirlenenlere deve idrarı için demişse bugünkü insanlar da deve idrarı içmek zorunda değildir. Bugün olsaydı hastaneye, doktora görünün diye kural koyardı.
Başka örnek olarak, soğan ve sarımsak yiyenlerin camiye gelmesini yasaklamıştır, yani Arapça terminolojisiyle haram (yasak) yapmıştır. Fakat ağızdaki ve midedeki sarımsak kokusunun hemen giderildiği bir ilacın imal edildiği bir çağda yaşamış olsa neden birisi sarımsak yedi diye caminin sevabından mahrum etsin ki? O zaman derdi ki sarımsak yiyenler o ilaçtan içip öyle camiye gelsinler.
Yani Peygamberin sahabelerine verdiği emir ve yasaklar vardır ama bunlar çoğu zaman kişiye özel, duruma özel emir ve yasaklardır. Allah sahabelere peygamberi dinlemelerini ve emir ve yasaklarını yerine getirmelerini istiyor. Fakat peygamberin yasakları Allah'ın yasakları gibi değildir. Allah yasakladı mı o yasağı peygamber de kaldıramaz. Uymak zorundadır. Haşa dinde Allah'ın bir ortağı değildir.
Ahzab 36: Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
Kısaca Peygamberimiz bir yönetici olarak vahiy gelmeyen konularda toplumuna bazı şeyleri yasaklamıştır, zaten böyle de olmalıdır. Allah sadece ana kuralları bir yol gösterici olarak vahiyle bildirmiştir. Gerisini ise insanların kendi aralarında halletmelerini istemiştir.
Şura 38: Ve Efendilerinin çağrısına karşılık verirler. Namazı dosdoğru kılarlar, aralarında toplanarak, işlerini şura (Danışma) biçiminde yaparlar; kendilerine geçimlik olarak verdiklerimizden de yardımlaşmak amacıyla paylaşırlar.
Yani insanlara herşey vahiy ile açıklanmamıştır, kendi kararlarını çoğu zaman kendileri verip meseleleri çözerler. Peygamberimiz de kavminin önderi olarak elbette ki bazı kararlar almış, bazı şeylerden de menetmiş, yasaklamıştır. Ayetteki haram denilen kavram da zaten yasak demektir.
Fakat Peygamberin ayetleri kendi sözleriyle iptal etme yetkisi olduğunu söylemek Allah’a ve Resulüne iftiradır. Allah bir ayetle bir meseleyi bildirmişse kendisi değiştirmedikçe o ayeti kimse değiştiremez. Peygamberin de Allah’ın haram kıldığını kaldırma, değiştirme yetkisi yoktur. Peygamberin kendiliğinden haram kaldırma yetkisi olsaydı Allah şu ayeti boşa indirmiş olurdu:
Tahrim 1: "Ey peygamber, hanımlarının rızasını gözeterek, Allah'ın sana helâl saydığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir."
Maide 87: “Müminler, Allah’ın size helal kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; Allah aşırı gidenleri sevmez.”
Evet peygamber kavminin önderi olarak yasaklar ve emirler getirirdi. Ayetlerin bahsettiği yasaklar, Peygamberin bu kararlarına uyulması gerektiğini anlatır. Allah’ın haramlarını değiştirme yetkisi aldığını göstermez.
Araf 157: “Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûl’e, o ümmî nebîye uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara temiz şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır…”
Yani Peygamber kendi başına ayet gelmeden başka bir ayeti nesh edebilir diyenler ifrata giriyorlar, bunların karşısına çıkıp Peygamber hiçbir şeyi haram edemez diyenler de tefrit ediyorlar. İkisi de hakikati bir ucundan tutuyorlar fakat taassuplarından dolayı Sırat-ı Mustakim’i bulamıyorlar.
Fakat Allah’ın koyduğu haramlar ile Peygamberin koyduğu haramlar arasında önemli bir fark var. Şöyle ki Allah’ın koyduğu haramlar dindir, yani dinde tek yasak koyucu, kural koyucu Allah’tır. Din emirlerinde onun ortağı yoktur. Peygamberin koyduğu yasaklar (haramlar) ise insanların temizlenmesi, günlük yaşantılarında adaletin sağlanması, siyasetin düzenlenmesi, içtimai hayatın düzenlenmesi gibi teferruatlardaki sosyal yasakları içerir.
Elbetteki Allah peygamberin Müslümanlara kitap ve hikmet öğrettiğini söyler. Kitap Kuran’dır, hikmet ise yaptığı güzel işler, aldığı hikmetli kararlardır.
Bakara 151: Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.
Hz Muhammed’in her hali müminler için örnektir. Güzel örnekler vardır. Fakat birkaç noktayı göz önünde bulundurmak lazım.
- Peygamberimizin ahvali hakkında bize gelen rivayetler değerlendirilirken bunları Peygamber efendimizin aktarılan şekilde yapmamış olabileceği her zaman göz önünde tutulmalıdır. Peygamberimizle ilgili aynı olayı bile anlatan farklı farklı rivayetler vardır. Oysa olay tektir. Örneğin Tahrim suresinin ilk ayetlerinin iniş sebebi için birbirinden farklı farklı rivayetler bize ulaşmıştır. Bu da gösteriyor ki rivayetler zaman içinde evrimleşmişlerdir. Bu farklı rivayetler sahih hadis kaynağı denilen kitaplar içinde de var.
Bu yüzden Peygamberimizin ağzından vicdana, akla ters bir şey çıkmayacağına inanıyorsak, yanlış bir şey çıkmayacağına inanıyorsak yanlış bulduğumuz rivayetleri aktaran insanların hatalarına vermeliyiz. Peygamberi örnek almak için rivayetleri kullanacaksak bu hayati konuyu atlamamak gerekiyor. Yoksa insanların yanlış algıladıkları konuları bizler din diye yaşarız. Yanlış yaşanan bir din de bozuk bir din anlayışı doğurur ve zamanla terk edilir.
- Bazı rivayetler doğru olduğu halde kelimesi kelimesine doğru değildir. Âlimler “mana ile rivayet” denilen bir yöntemi kabul etmişler. Yani hadisin gerçek lafzını hatırlamıyorsanız manası ile aklınızda kalan şekilde aktarmak caizdir demişler. Bu yüzden hadislerin kelimelerinin korunmadığını âlimler de kabul ederler. Zaten aynı hadislerin farklı kitaplarda farklı farklı ifadelerle gelmesi de bunu ispatlıyor. Fakat burada bir sorun var ki söz söyleyen bir insan sözlerini çok dikkatli seçerek konuşur. Hele bu insan peygamberse çok daha dikkatli kelimeler seçerek konuşur. Ben de yanlış anlaşılmamak için kelimelerimi çok özenle seçmeye çalışırım. Bir örnekle anlatayım: Bir keresinde biri demişti ki hocam falanca yazınızda şöyle demiştiniz. Ben de şaşırdım “onu ben mi demişim” diye yazıya açıp baktım ki sadece bir kelimeyi farklı aktarmış ve cümlenin manası değişmiş, benim söylemek istediğim mananın çok dışına çıkmış. Bu yüzden bu cümleyi ben mi söyledim diye şaşırmıştım. Bir de cümlelerimin nesiller boyunca kulaktan kulağa aktarıldığını düşünün, sonraki insanlar beni çok yanlış tanırlardı. İşte bu nedenden dolayı da Peygamberimizin bize aktarılan halleri, ahvalleri, sünnetleri baş göz üstüne ama bu konuda hamasi duygulara kapılmamalı, zararlı duygusallıklar gösterilmemeli, ifrata ve tefrite kaçılmamalı. Bir rivayet peygamberimizin yüce ufkuna yakışmıyorsa o rivayetin kelimelerinin değişmiş olduğuna, bu konunun bize yanlış aktarıldığına karar vermeliyiz.
- Peygamberin bazı emirleri ve yasakları duruma özgüdür, bir sebebe özgüdür. O sebepler, o durum aynıyla yoksa o hadisi genelleştirip dinin bir emri yapmak da hatadır. Bu açıdan hadisler de yanlış yorumlanınca yine acayip bir din anlayışı ortaya çıkmaktadır. Örneğin peygamberimiz dinden çıkan bazı kişilerin öldürülmesi için adamlar görevlendirmiştir. Fakat bu insanlar dinden çıkınca köşesine çekilip kendi vicdanıyla başka Tanrı’ya ibadet etmeyi arzulayan, Müslümanlara karışmayan insanlar değildi. Bu insanlar dinden çıkınca düşmanlara gidip karışmış, Müslümanlara karşı olan savaşa iştirak etmiş ve savaşlarla sonuçlanan fitnelerin büyümesine yol açan kişilerdir. Bu kişilere karşılık Peygamberimizin dinden barış içinde çıkmak isteyen kişilere bir şey demediği de rivayet edilmiştir. Şimdi ilk rivayetlere bakıp dinden çıkanı öldürmeyi sünnetleştirmek sünneti de yanlış okuyup korkunç bir din anlayışı ortaya çıkarmaktır. Daha bunun gibi, sebebiyle, sonucuyla düşünülmeden sünnet olarak icat edilmiş çok hareket vardır ki İslam dininin genel görüntüsüne zarar vermektedir. Sünnetler doğru okunmalı ve vicdanınız kaldırmıyorsa o davranışın sünnet olmadığı bilinmeli. Ya rivayette bir sıkıntı vardır ya da sizin rivayetleri yorumunuzda bir sıkıntı vardır.
- Sünnetlerin yorumlanmasında dikkat etmemiz gereken bir diğer husus ise sünnetleri tarihsellikten arındırırsak, o sünnetlerin sünnet olacağıdır. Örneğin birçok kişi Arap kıyafetleri giymenin sünnet olduğunu düşünür. Oysa sünnet olan içinde bulunduğun kavminin giyinişine ters düşmeyecek şekilde giymektir. Sünneti hep yanlış okumuşuz. Peygamberimiz hangi kavim içinde doğsaydı onların giyiniş tarzlarına uygun giyecekti ve mantıklı olan da budur. Biz de peygamberimizin sünnetine uymak istiyorsak toplumdan farklılaşan kıyafetlerle yapamayız bunu. Bu durum sünneti anlamamaktır. Böyle düşünen kişiler o halde araba yerine deve ile seyahat etmeleri de gerekirdi. Çünkü peygamberimiz deve ile seyahat ederdi.
- Bunlar gözetildiğinde, yani yanlış yorumların önüne geçildiğinde ve toplumun nazarında çirkin bir İslamiyet izlenimi bırakılmadığı sürece temiz ve yararlı sünnetlere uymak da elbette ki güzeldir, iyidir.
Kısaca Peygamber zamanında yaşasaydık mübarek ağzından duyduğumuz emirler ve yasaklar bizim için yol gösterici olurdu. Fakat şu anda Peygamberimizin neyi söyleyip neyi söylemediğinden emin olmak çok zor. O yüzden Peygamberin tertemiz şahsiyetine yakışmayan olaylar, sözler terk edilir. İnsanlara zararlı bir rivayet gelmişse terk edilir. Gelen rivayetler doğru düzgün yorumlanır, yaşadığınız çağdan, içinde bulunduğunuz toplumun mübah uygulamalarından uzaklaşılmadan hareket edilir. İşte peygamberimizin sünnetleri ancak bu şekilde yaşanır.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Bu yazıyı da sitede yayınlayayım olmazsa.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Bu yazıyı da sitede yayınlayayım olmazsa.
Hocam kesinlikle yayınlayın çok müthişti. Vallahi okurken bu yazıyı makale gibi yazmış hocamız dedim.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Biraz daha örneklerle açıklayarak yazıyı yayınladım şimdi:
https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2022/11/peygamberin-helal-ve-haram-kilma-yetkisi/
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Resul kelimesinin ana anlamını 'saçak' olarak biliyorum. Çatılardan akan yağmur sularını alarak belli bir yol üzerinden belli bir yere aktarmaktan başka bir şey yapmaz saçak. Yani ne içine bir şey katar, ne de içinden bir şey eksiltir.
Tevbe suresinin ilk ayetlerinden itibaren dikkat çekilen Allah ve resulü kavramı bununla alakalı gibi görünüyor. Allah'tan gelen bilginin Resulü aracılığıyla kullarına iletilmesi kavramı. Resul aldığı tebliği kendisinden bir şey katmadan ve tebliğden de bir şey eksiltmeden çevresine ve oradan da nesiller boyunca kardeşlerine iletmiştir.
Resul/lerin kendi yaşayış/ları ile örnek oldukları da kesindir. Ama ilk görevleri tebliğin bozulmadan aktarılmasıdır. Bu sebeple bu ayetlerdeki 'Allah ve resulünün haram ettikleri' ibarelerini 'Allah'ın haram ettiğini resul aracılığı ile öğrendiğimiz haramlar' olarak anlamak bana daha yakın geliyor.
68 doğumlu, 4 yetişkin çocuklu, çalışan bir anneyim. Mühendisim. Tek ilgi alanım Kur'anı Kerim. Diğer ne varsa Kitabımı daha iyi anlamamı sağlar umuduyla ilgileniyorum. bvyserpilyucel@gmail.com
@serpilyucel Bildiğiniz gibi ıstılahi manada haram yasak demek, yasaklanan bölge alan, sınır, hürmetli alan demek. Dediğiniz doğru ama sadece yazımda belirttiğim birinci boyuttu bu. Peygamber en başta kendi Allah'ın sınırlarını, haramlarını, yasaklarını koruyan ve değiştirmekten korkan biridir dedim.
İkinci boyutta ise Peygamberin Kuran vahyi dışında sosyal ilişkileri düzenlemek için bir emir olarak yasaklar (haram) koymasından bahsetmeseniz ayetin manası eksik kalır. Yazıda birkaç örneğinden bahsetmiştim. Peygamber sarımsak yiyenlerin cemaate katılmasını yasaklıyor, bedeviler mescide işeyince mescide işenmesini yasaklıyor, develere fazla yük konulmasını yasaklıyor vs vs...
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Bildiğiniz gibi ıstılahi manada haram yasak demek, yasaklanan bölge alan, sınır, hürmetli alan demek. Dediğiniz doğru ama sadece yazımda belirttiğim birinci boyuttu bu. Peygamber en başta kendi Allah'ın sınırlarını, haramlarını, yasaklarını koruyan ve değiştirmekten korkan biridir dedim.
İkinci boyutta ise Peygamberin Kuran vahyi dışında sosyal ilişkileri düzenlemek için bir emir olarak yasaklar (haram) koymasından bahsetmeseniz ayetin manası eksik kalır. Yazıda birkaç örneğinden bahsetmiştim. Peygamber sarımsak yiyenlerin cemaate katılmasını yasaklıyor, bedeviler mescide işeyince mescide işenmesini yasaklıyor, develere fazla yük konulmasını yasaklıyor vs vs...
Bu dedikleriniz de doğru. Ama ben Zeki Bayraktar gibi Muhammed Mustafa (SAV)'nın aynı anda 3 titri üzerinde bulundurduğuna ve yaptıkları uygulamalar bakımından bunun göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum.
Efendimiz (SAV) 1)Resul 2)Nebi 3)Kuldu.
Resul rütbesi ile söylediği her şey tartışmasız kabul edilmelidir, çünkü kendisi sadece bir aktarıcıdır, hürmete ve ihtirama layık olan evrenin Yaratıcısı ve yarattığı evrene kader koyandandır.
Nebi rütbesi risaleti kapsayan ve gerek bir koşuludur. Risalet yapmadığı zamanlarda da Nebidir. Nebi rütbesi ile verdiği kararlar ve yaptığı uygulamalar zaman zaman ayetlerde de düzeltilmiştir.
Kul olarak ise özellikle risaleti alıncaya kadar O da bizler gibi yemiş, içmiş, gözlemiş ve tekamül etmiştir. Kullukta öyle bir rütbeye erişmiştir ki tebliği alacak ve aktaracak kabiliyette olduğunu ispat etmiştir.
Tevbe 29'da zikredilen, bu resul olan Muhammed'dir. Sarımsak yiyince mescitlere gelinmesini yasaklayan belki Nebi olan, belki yönetici olan, belki kıymetli bir büyük olandır ama resul olan değildir bence.
Ayrıca bu ayetlerde geçen sadece bir resul de değildir. Allah hangi dönemde hangi resulü seçti ve emirlerini onların ağzı ile kullarına ulaştırdı ise hepsi de bu hükme girmelidir diye düşünüyorum.
Bunlar benim düşüncelerim. Rabbim yanlış anlamaktan ve yanlış anlatmaktan hepimizi korusun.
68 doğumlu, 4 yetişkin çocuklu, çalışan bir anneyim. Mühendisim. Tek ilgi alanım Kur'anı Kerim. Diğer ne varsa Kitabımı daha iyi anlamamı sağlar umuduyla ilgileniyorum. bvyserpilyucel@gmail.com
Allah'ın haram ettiğini resul aracılığı ile öğrendiğimiz haramlar' olarak anlamak bana daha yakın geliyor.
Hocam doğru söylüyorsunuz da bu konu müslümanlar arasında sizin anladığınız şekilde anlaşılmamış. Diyorlar ki Peygamberin ağzından çıkan her söz vahiydir ve dolayısıyla sosyal hayata ilişkin yasakların da gayrı metluv vahiy yoluyla Allah tarafından haram edildiği yönünde garip bir anlayış oluşmuş. İşte bu ayeti de bu şekilde yorumluyorlar.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Bildiğiniz gibi ıstılahi manada haram yasak demek, yasaklanan bölge alan, sınır, hürmetli alan demek. Dediğiniz doğru ama sadece yazımda belirttiğim birinci boyuttu bu. Peygamber en başta kendi Allah'ın sınırlarını, haramlarını, yasaklarını koruyan ve değiştirmekten korkan biridir dedim.
İkinci boyutta ise Peygamberin Kuran vahyi dışında sosyal ilişkileri düzenlemek için bir emir olarak yasaklar (haram) koymasından bahsetmeseniz ayetin manası eksik kalır. Yazıda birkaç örneğinden bahsetmiştim. Peygamber sarımsak yiyenlerin cemaate katılmasını yasaklıyor, bedeviler mescide işeyince mescide işenmesini yasaklıyor, develere fazla yük konulmasını yasaklıyor vs vs...
Bu dedikleriniz de doğru. Ama ben Zeki Bayraktar gibi Muhammed Mustafa (SAV)'nın aynı anda 3 titri üzerinde bulundurduğuna ve yaptıkları uygulamalar bakımından bunun göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum.
Efendimiz (SAV) 1)Resul 2)Nebi 3)Kuldu.
Resul rütbesi ile söylediği her şey tartışmasız kabul edilmelidir, çünkü kendisi sadece bir aktarıcıdır, hürmete ve ihtirama layık olan evrenin Yaratıcısı ve yarattığı evrene kader koyandandır.
Nebi rütbesi risaleti kapsayan ve gerek bir koşuludur. Risalet yapmadığı zamanlarda da Nebidir. Nebi rütbesi ile verdiği kararlar ve yaptığı uygulamalar zaman zaman ayetlerde de düzeltilmiştir.
Kul olarak ise özellikle risaleti alıncaya kadar O da bizler gibi yemiş, içmiş, gözlemiş ve tekamül etmiştir. Kullukta öyle bir rütbeye erişmiştir ki tebliği alacak ve aktaracak kabiliyette olduğunu ispat etmiştir.
Tevbe 29'da zikredilen, bu resul olan Muhammed'dir. Sarımsak yiyince mescitlere gelinmesini yasaklayan belki Nebi olan, belki yönetici olan, belki kıymetli bir büyük olandır ama resul olan değildir bence.
Ayrıca bu ayetlerde geçen sadece bir resul de değildir. Allah hangi dönemde hangi resulü seçti ve emirlerini onların ağzı ile kullarına ulaştırdı ise hepsi de bu hükme girmelidir diye düşünüyorum.
Bunlar benim düşüncelerim. Rabbim yanlış anlamaktan ve yanlış anlatmaktan hepimizi korusun.
Benim burada katılmadığım bir nokta var. Peygamberimiz Allah'ın kulu ve Resulüdür fakat Nebilik yapmadı. Çünkü nebi diye daha önce gelen bir Resulün dinini aynen tebliğ eden elçiye deniliyor. Yani Peygamberimiz vahiy gelmeden önce Nebi değildi. Zaten Resul olduktan sonra nebi de olunmaz. Bende böyle düşünüyorum @serpilyucel hocam. Yanlış düşünüyorsam düzeltin.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Yanlış düşünüyorsam düzeltin.
Estağfirullah, bu konular zaten yeni yeni rasyonel bir şekilde üzerinde düşünülen konular. Burada yeni bazı düşünce akımları oluşuyor veya vardır da zamanın popüler kültürü içinde kendisine ön saflarda yer bulamadığı için tarihin derinliklerinde de kalmış da olabilir.
Ben bu fikri Zeki Bayraktar'dan dinledim. İnternette uzunca bir videosu var. Açıklamaları da bana makul geldi. Onun örneğini kendi kelimelerim ile söylersem;
Emin Bey ülkemizin Madrid büyükelçisi olsun. Emin Bey büyükelçi olarak atanıncaya kadar sadece Emin Beydir. Büyükelçi olarak ataması yapıldıktan sonra o artık Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Emin Beydir. Ama Emin Bey eşine seslenirken, evladını severken, sokakta gezerken ülkenin vakarını temsil ettiğini unutmadan hareket ve sözlerinde serbesttir ve ağzından çıkan her söz ülkeyi temsil etmez. Ama kendisine İspanya başbakanına iletilmek üzere bir görev verildiğinde o artık kendini değil, Türkiye Cumhuriyetini temsil eder. Ona gösterilen saygı da, saygısızlık da Ülkemize yapılmış sayılır. Kendisi de ileteceği mesaja ekleme ya da çıkarma yapamaz.
Buna benzetilerek Allah, kulları arasından bir kul ile diğer kullarına kurallarını iletmeyi murat ettiğinde bu iş için bu işin evsafına uygun birini seçer. Seçilen kişi mesaj alırken ve bu mesajı iletirken Resul'dür. Mesaj iletme görevinin dışında ise mesaj alma ve iletme potansiyeli olduğunun bir göstergesi olarak ise Nebi'dir. Bu göreve seçilebilme yeterliliğine sahip olduğu için ise kamil bir insandır. (Burada da beşer-insan ikilemi var ama burası bir dursun) Diğer bütün kullar gibi O da imtihandadır, ulaştığı doğru yoldan ayrılmamakla mükelleftir.
Bu açıklamayı ben
nebi diye daha önce gelen bir Resulün dinini aynen tebliğ eden elçiye deniliyor.
açıklamasına tercih ediyorum. Doğrusunu Allah bilir.
68 doğumlu, 4 yetişkin çocuklu, çalışan bir anneyim. Mühendisim. Tek ilgi alanım Kur'anı Kerim. Diğer ne varsa Kitabımı daha iyi anlamamı sağlar umuduyla ilgileniyorum. bvyserpilyucel@gmail.com
Yanlış düşünüyorsam düzeltin.
Estağfirullah, bu konular zaten yeni yeni rasyonel bir şekilde üzerinde düşünülen konular. Burada yeni bazı düşünce akımları oluşuyor veya vardır da zamanın popüler kültürü içinde kendisine ön saflarda yer bulamadığı için tarihin derinliklerinde de kalmış da olabilir.
Ben bu fikri Zeki Bayraktar'dan dinledim. İnternette uzunca bir videosu var. Açıklamaları da bana makul geldi. Onun örneğini kendi kelimelerim ile söylersem;
Emin Bey ülkemizin Madrid büyükelçisi olsun. Emin Bey büyükelçi olarak atanıncaya kadar sadece Emin Beydir. Büyükelçi olarak ataması yapıldıktan sonra o artık Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Emin Beydir. Ama Emin Bey eşine seslenirken, evladını severken, sokakta gezerken ülkenin vakarını temsil ettiğini unutmadan hareket ve sözlerinde serbesttir ve ağzından çıkan her söz ülkeyi temsil etmez. Ama kendisine İspanya başbakanına iletilmek üzere bir görev verildiğinde o artık kendini değil, Türkiye Cumhuriyetini temsil eder. Ona gösterilen saygı da, saygısızlık da Ülkemize yapılmış sayılır. Kendisi de ileteceği mesaja ekleme ya da çıkarma yapamaz.
Buna benzetilerek Allah, kulları arasından bir kul ile diğer kullarına kurallarını iletmeyi murat ettiğinde bu iş için bu işin evsafına uygun birini seçer. Seçilen kişi mesaj alırken ve bu mesajı iletirken Resul'dür. Mesaj iletme görevinin dışında ise mesaj alma ve iletme potansiyeli olduğunun bir göstergesi olarak ise Nebi'dir. Bu göreve seçilebilme yeterliliğine sahip olduğu için ise kamil bir insandır. (Burada da beşer-insan ikilemi var ama burası bir dursun) Diğer bütün kullar gibi O da imtihandadır, ulaştığı doğru yoldan ayrılmamakla mükelleftir.
Bu açıklamayı ben
nebi diye daha önce gelen bir Resulün dinini aynen tebliğ eden elçiye deniliyor.
açıklamasına tercih ediyorum. Doğrusunu Allah bilir.
Teşekkürler @serpilyucel hocam. Güzel bir açıklamaydı.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Mesaj iletme görevinin dışında ise mesaj alma ve iletme potansiyeli olduğunun bir göstergesi olarak ise Nebi'dir.
Serpil abla bu kısım çok doğru değil bence. Çünkü Nebi haber getiren demektir. Kuran'da mesela Nebe suresinde;
Amme yetesaelun. Anin nebeil azim.
derken Nebe kelimesi kullanılır ve haber demektir. Nebi de haber getiren (haberci) kişi demektir. Normal insan olması ile alakalı değil. Resul olmanın farklı bir şekilde söylenişi.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Çünkü nebi diye daha önce gelen bir Resulün dinini aynen tebliğ eden elçiye deniliyor.
Ben de eskiden Resul ve Nebi'nin farklı kişiler için kullanılabileceğini düşünüyordum ama şimdi her Resul Nebidir, her Nebi de Resuldür diyorum. Ayetin birinde onlara elçi diyor birinde haberci diyor, birinde elçi ve habercimiz diye beraber kullanıyor. Bu kullanım da normal bir kullanım.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Çünkü nebi diye daha önce gelen bir Resulün dinini aynen tebliğ eden elçiye deniliyor.
Ben de eskiden Resul ve Nebi'nin farklı kişiler için kullanılabileceğini düşünüyordum ama şimdi her Resul Nebidir, her Nebi de Resuldür diyorum. Ayetin birinde onlara elçi diyor birinde haberci diyor, birinde elçi ve habercimiz diye beraber kullanıyor. Bu kullanım da normal bir kullanım.
Çok teşekkürler hocam. Benim de bu konuda kafam karışıktı. Aslında ben eskiden elçi,resul, nebi, peygamber tüm bu sıfatların aynı olduğunu düşünüyordum. Sonradan( yalan olmasın Gürkan Engin ve Edip Yüksel di galiba) bir takım açıklamalarından kafam karıştı. Niye böyle bir ayrım yapıyorlar, herhalde vardır bir bildikleri dedim. Yani onlar nebi demek farklı, resul demek farklı gibisinden açıklıyorlardı.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM