
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Buradaki "açıklık" yani "mübîn" şahısların bilgisine göre bir açıklıktır. Yani Kur'an herkesi kendi bilgisine göre hareket eder ve kişinin bilgisi nispetinde ona o kadar açıktır.
@kemal hocam bir de Allah her kesimin anlayabileceği bir üslup ile göndermiş. Eğer dileseydi tamamen bilimsel terimlerle veya felsefi terimlerle donatırdı da en cahil insan veya avam kesim asla bir şey anlayamazdı. Yani açıklıktan kasıt herkese hitap edebilmesini de içerir öyle değil mi? İlk dönem insanlarına veya cahil bir Arap bedevisine de hitap etmesi gerekir evrensel olan bir kitabın. Yani tüm insanlar Kuranın tüm ayetlerinin tamamını anlamayabilir ama çoğunluğunu ve verilen mesajları anlayabileceği sadeliktedir.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Yani açıklıktan kasıt herkese hitap edebilmesini de içerir öyle değil mi?
Evet, kastettiğim bu hocam. Her seviyeye farklı şekillerde hitap eden bir kitap. İnsanlar çalışıp Kur'an bilgisini arttırırsa seviyesini yükseltebilir. Bu da bir imtihan aslında:
"Bilenler bilmeyenle bir olur mu?"
İlk dönem insanlarına veya cahil bir Arap bedevisine de hitap etmesi gerekir evrensel olan bir kitabın.
Kesinlikle. Kitap herkese hitap etsin ki bir anlamı olsun. Eğer çok zor veya çok kolay olsaydı bu sefer de halk veya âlimler şikayet ederdi. Bahaneler çok. Her zaman dediğim gibi Kur'an herkese istediği cevabı verir.
@ruveyda Kur'an bence baştan berri apaçıktı fakat Kur'an benim gözümde yeni gönderilmiş bir din sanki bı 100 yıl önce inmiş gibi. Çünkü son 100 yıla kadar kimse Kur'an'ı ANLAYARAK OKUMADI. Hep başkalarının sözünü dinleyerek Kur'an'a uydumlarını sanıyorlardı bazıları.daha 100 yıl önce Türkçe mealler yeni çevrilidir. Fakat son 10-15 yıldır herkes anlamaya yeni çalıştı. Eğer Kur'an geldiği andan itibaren herkes anlayarak okusaydi o zaman herkes apaçık olduğunu ve aynı temelli fikirler üzerinde duracaktı.
O halde her fırsatta kararlılıkla yeni şeyler yapmaya giriş.(94:7)
"eğer teknoloji bu kadar gelişmeseydi islamdan bazı insanların haberi dahi olmayacaktı,islamın indiği ilk dönemlerde de islamdan haberi dahi olmayan ülkeler ve insanlar vardı vs."
Sitede bu konuyla alakalı bir yazı vardı. Kim cennete kim cehenneme adında.
Senin durumuna gelirsek tavsiyem nefsine dikkate etmen. Hayatını sürekli sıkıntılı bir halde geçiren birisi bu sıkıntılı durumdan kurtulmak ister. Bu durumda ise sıkıntılı durumdan kurtulmanın iki yolu var. Ya dinden çıkmak ya da dinine bağlanıp şüpheleri gidermek. Eğer sıkıntıdan kurtulma isteğini dinden çıkma isteği olarak algılarsan ben dinden mi çıkmak istiyorum diye kendini yiyebilirsin ya da daha kötüsü de olur. Sen daha böyle bir şey yaşamamışsın gibi görünüyor ama yaşayabilirsen dikkatli ol. Tabi şüpheden kısa sürede kurtulamazsan ya da dinden çıkmazsan son bir seçenekte var. O da sıkıntıyı kabul etmek. Acıdan kaçmanın daha fazla acı çektirdiği veya seni yıprattığı da oluyor. Kendinle yüzleş. Örnek bir kendinle yüzleşme şöyle olabilir.
1-)''*İç sesin aklında ki şüpheleri sıralar.*''
2-)''*Sen ise burada ona karşı kesin kanıtları söylersin.*'' Tek çift mucizesi, Benford's Law ve Kuran*1 gibi kanıtları sıralayacaksın. Eğer nefsin ''ama bir çok hata var'' dese bile bu sayede senin cevabın ''Ama birçok kanıtta var. Bu yüzden her şeyi boş verip dinden çıkmak doğru olmaz. En azından kuranı bir insanın yazmasıyla açıklayamadığın bu kanıtları açıklamak zorundasın.'' olmalı.
3-)''*Sonra güçlü olan kanıtları buraya sıralayacaksın.*''
4-)''*Kesin olan kanıtları söyledikten sonra sıra onun getirdiği iddialara gelir. En başta yapman gereken şey ''gerçekten öyle mi'' deyip onun getirdiği iddiaları ve her mantıksız olduğu noktayı sorgulamak olacak.
Örnek vermek gerekirse bu konu hırsızın el kesilmesi konusu olabilir. Mesela içinden el kesmenin günümüz ahlağına ve insanların hassasiyetlerine aykırı olduğunu düşünüyor olabilirsin. Ama gerçekten sorguladığın zaman şöyle bir şeyle karşılaşırsın. Bu durum kuranın yanlış olduğunu gösteren bir durum değil. İnsanların düşüncelerine aykırıysa ne olmuş? Günümüz insan ahlağına aykırı bir şey içerdiğini varsayarsak(ayetin hakkında farklı düşünceler var o yüzden varsayarsak diyorum) kuranın yanlışlığı için bir kanıt niteliğinde olabilir mi? Hayır. Senin isteklerine ve arzularına uygun olmayan şeyin yanlış olduğunu iddia etmek ne kadar mantıksız bir şey.
Hala içten içe hırsızın el kesilmesi konusu seni rahatsız etse bile rahatsız etmesi ile yanlışlığına dair bir kanıt olması arasında bir fark olduğuna bildiğinden dolayı bunu nefsinin islama karşı bir kanıt olarak kullanmayı bırakmasını sağlayabilirsin. Yani nefsin bunu aklına getirdiğinde dediğinin gerçekten mantıksız olduğunu bilerek '' Boş yapma, hadi yollan.'' diyebilirsin ve vesvese sayısını azaltabilirsin.*''
Ayrıca şunu da unutmayalım. ''Aman Allahım ben Allah'ın istediği şeyden nasıl rahatsız olabilirim'' diye düşünebilirsin. Ama Allah'ın istediği şey senin nefsine rahatsızlık verse ve arzularına uygun olmasa bile senin nefsine rahatsızlık vermesi ile senin Allah'ın dediklerini kabul etmen arasında fark olduğunu düşünüyorum.
Örneğin bende kibir konusunda böyleyim. İki de bir nefsim beni Allah'ın kölesi olmak konusunda rahatsız ediyor ama ben bunu umursamayıp kibrimi bastırmaya çalışıyor ve ''Hayır ben Allah'ın kölesiyim, sırf sen bunu istemiyorsun diye bu benim Allah'ın kölesi olmayı kabul ettiğimi değiştirmez ve sırf sen kibirli olmak istiyorsun diye senin dediğini yapacak değilim.'' Diyerek kibrimi bastırıyorum ve acizliğimi kabul edip kendime hatırlıyorum.
Tabi bunu yapmamda(Rahatsızlık konusu hakkında ki düşüncelerimde) yanlışım var mı, bunu en iyi Allah bilir.
Eğer bir yerde yanlış olduğumu düşünüyorsanız lütfen söyleyin.
*1: https://keremkoseoglu.wordpress.com/2020/09/04/kuran-ve-benford-kanunu/
eğer teknoloji bu kadar gelişmeseydi islamdan bazı insanların haberi dahi olmayacaktı, islamın indiği ilk dönemlerde de islamdan haberi dahi olmayan ülkeler ve insanlar vardı vs.
Sağlam bir imanı elde etme yolu insanı aslında olgunlaştırıp geliştiren bir olay. Ben bu yüzden Allah'ın kendini veya meleklerini veya zorlayıcı birer mucize ile iman yolculuğuna gerek bırakmayacak mucizeler göstermediğini düşünüyorum. Çünkü aslında hayat da bir mucize, biz d, yaşam, da, hayvanlar da, Kuran da yeterli bir mucize. Kim için? Ruhunu temiz tutanlar için. Ruhunu kirletenler için ise her zaman bir inkar yolu açık bırakılmış. İnsan bu iman yolculuğunda kendini geliştirip ahirete layık bir olgunluğa ulaşıyor. Sen de bu yolculuğa girdiğin için engeller seni yoruyor, yola girdiğine pişman oluyorsun ve yola girmediğin rahat zamanlarını özlüyorsun ama seni temin ederim bu yoldan çok daha gelişmiş ve insan olma mertebelerini aşmış biri olarak çıkacaksın. Yolun sonunda Rabbine çok daha yakın hissedeceksin. Şimdilik aklına gelen soruların delilleriyle çözümünü ara ve soruların zorluğuna karşı koy yeterli. Bir müddet sonra o kadar gelişeceksin ki şu anda zor gelen sorular çok basit gelecek. Tıpkı bir çocuğun haltere başlarken ufak ağırlıklarda zorlanması, devam ettikçe zorlanması ama yolun sonunda o kadar gelişmesi ki ilk ağırlıkları parmağının ucuyla kaldırması gibi olacaksın. Bunu herkes için söylüyorum. Çünkü benim sürecim bu şekilde işledi.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Örneğin bende kibir konusunda böyleyim. İki de bir nefsim beni Allah'ın kölesi olmak konusunda rahatsız ediyor
Yazdıklarınızdan çok istifade ettim. Söylediklerinize imzamı atarım yalnız şu kulluk konusunda sizinle farklı fikirdeyiz. Kur'an bizleri Allah'ın "kölesi" olarak tanımlamaz. Yani Arapça ifadeyle "memlûk" olarak tanımlamaz. Böylesi bir tanım da zaten Allah'ın bizi yaratma gayesi ile uyuşmaz. Sahibin köleye ihtiyacı vardır ancak Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur. Allah'ın insanoğlunu yaratmasında herhangi bir çıkar ilişkisi, kölelik durumu yoktur. Bizi yaratmasının temelinde saf sevgi vardır. Sanırım birçoğumuzun anlayamadığı sorunlardan birisi bu. Niye yarattı? Belki saf iyilik için yapmıştır? Bunun karşılığında da kölelik değil de "abdlik" istemiştir. Abdliğin temelinde sevgi vardır. Bu kelime bu yüzden dolayı hiçbir dile tam tercüme edilemez. İngilizin bunu "servant" diye çevirmesi ne kadar eksikse bizim de bunu "kul, köle" olarak çevirmemiz o kadar eksiktir aslında.
@kemal
Zaten ben köle derken Allah'ın bir şeye ihtiyacı olmasını kastetmiyordum.
Zariyat 56 hakkında ne düşünüyorsun?
Bir de https://yaklasansaat.com/YsVsCode/https/http-folders/dinler/islam/merkezi_kavram_kolelik.html linki hakkında düşündüklerin neler?
Senin düşünceni bilmek isterim.
Ölen annemi günün birinde yeniden göreceğim umuduyla geçtmişti çocukluğum
Canınızı sıkmak gibi olmayacak ise kaç yıl oldu annenizi kaybedeli, küçük müydünüz o sıralar?
68 doğumlu, 4 yetişkin çocuklu, çalışan bir anneyim. Mühendisim. Tek ilgi alanım Kur'anı Kerim. Diğer ne varsa Kitabımı daha iyi anlamamı sağlar umuduyla ilgileniyorum. bvyserpilyucel@gmail.com
@dolger Atttığın makaleyi okudum. Oradaki de farklı bir görüş tabii ama eksik bence. Aramızdaki fark onun bu kelimeye yüklediği kısmî bir anlam ve kelime farklılığı .
Biz 'abd kelimesine "kul" ve "ibadet eden" manası verdiğimizde anlamı buharlaştırmış olmuyoruz. Çok önceden beri atalarımız da bu kelimenin karşılığı olarak köle yerine kul kelimesini tercih etmiş. Çünkü köle kelimesinin zihindeki çağrışımları hepimizin malumu olduğu üzere pek hoş değil. İnsanlık tarihi bunun acı tecrübeleriyle dolu. Belki köle kelimesi bu anlamı yüklenmese ve tarihi serüveni başka olsaydı bu kelime tercih edilirdi.
Köle kelimesi kendisinin de belirttiği gibi
Herkesin bildiği üzere köle; kendi iradesi olmayan, efendisi ne derse, ne isterse onu yapmakla yükümlü olan, koşulsuz, mutlak itaat eden, sürekli efendisinin hizmetinde, onu hoşnut etmeye çalışan kimse anlamındadır. Şarkılarda ve şiirlerde dile getirildiği gibi, ilahlaştırma boyutunda aşırı bir sevgiyi ve mutlak bağlılığı anlatmak için "sana/senin kölen olurum" gibi ifadeler kullanılmaktadır. Yani kölelik ifadesi, her zaman zoraki bir baskıyı ya da bir zulüm sonucu "esaret"i değil, aynı zamanda sevginin ve bağlılığın son noktasını ifade etmek için kullanılan bir kelimedir.
aşırı sevgi ve bağlılığı ifade için kullanılsa da kendi İRADESİ olmayan kişilere de denir. Bizi "kölelikten" çıkarıp "kul" ve "âbid" yapan da İRADElerimizdir. Bu "ince" ayrımı görmezsek imtihanı kavrayamamış oluruz. Allah insanoğlundan koşulsuz itaat istemedi. Hatta insanoğluna kendisine isyan edebilme İMKÂNını dahi verdi. Allah bizden aklederek, düşünerek kendisine kul olmamızı istedi. Mutlak bir cebri durum yok yani. Köle kelimesi bu manayı karşılamıyor maalesef.
Üstelik "kul" ve "ibadet eden" manâları, yazarın söylediğinin aksine, modern zamanlarda kavramları çağdaşlaştırıp 'abd kelimesinin anlamını buharlaştırmanın bir tezahürü değil. Çok eski zamanlardan beri (Karahanlı Türkçesi (11. yy), Eski Anadolu Türkçesi (13-15.yy), Kıpçak Türkçesi (14-15.yy) vb.) bu kelimeye atalar çoğu kez "kul" ve "ibadet eden" manaları vermişler. Ben hiç köle manasını veren görmedim. Önümde Kaşgârlı Mahmud döneminden kalma bir Kur'an tercümesi var. Burada fihristte köle kelimesi geçmez mesela. Bundan dolayı arkadaşın
1) Kur'an'da عبد kökünden gelen kavramların girdiği kalıba göre; köle, köle olmak, kölelik gibi anlamlara geldiği apaçıktır. Mealcilerin köle kavramını, çağdaş anlayışı onaylamak için istediği gibi yumuşatması; istediği yerde "kul", istediği yerde "köle" olarak kullanması "Kur'an'i tanım ve anlamları" buharlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.
diyerek suçu doğrudan mealcilere ve modernistlere atması talihsiz olmuş. Eski Türkçeden misal getirerek "kul" kelimesi Orhon Yazıtlarında şöyle de manalandırılmış deyip Eski Türkçeden ayet meallerine, 'abd kelimesinin anlam karşılığını göstermek için değinmemesi ikinci bir talihsizlik olmuş. Yani biz yeni bir şey uydurmuş değiliz. 1000 yıl önceki atalar da bu kelimeye kul manası vermiş. Tabi tapmak diyen de olmuş. Köle diyen de olmuşsa ben görmedim.
Bunun dışında; Isfahani'nin müfredat sözlüğünden istifade etmiş arkadaşımız ancak Isfahani bu abd kelimesinin Kur'anda 4 farklı kullanım şekli olduğundan bahsetmiş fakat yine yazarımız bundan da bahsetmeyip abd kelimesinin tek bir anlam karşılığı varmış gibi Isfahani'nin diğer açıklamalarına değinmemiş.
Bu konuda İslam Ansiklopedisi'nde Hamidullah'ın yazdığı "abd" maddesine bakabilirsin. Orada abd kelimesinin Allah için olduğunda ne manaya geldiği güzel bir şekilde ifade edilmiş. Yani müellifin dediği gibi kelime
عبد kökünden gelen "abd" (عَبْدٌ) kelimesidir. Yani abd, "hür olmayan-köle" demektir
değildir. Hamidullah'ın da dediği gibi abd kelimesi
Allah’a yapılıyorsa abd “hür insan”, kula itaat ediliyorsa “köle” mânasına gelir. ( https://islamansiklopedisi.org.tr/abd)
Bir de
"Köle"yi "kul" ya da hizmetçi yaptığınız zaman insana Allah'ın vermediği bir yetkiyi vermiş, insanı Allah'ın kölesi, her konuda O'nun hükmünü arayan, en çok O'ndan korkan, O'nu her şeyin üstünde seven, sadece O'nun razılığını amaç edinmiş, O'na tam boyun eğmiş, O'na mutlak ve koşulsuz itaat eden bir kimse olmaktan çıkarıp; Allah'ın emirlerini yapmaya gayret eden ama kendince görüşleri-düşünceleri olabilen, kendine ait geniş bir özgürlük alanı olabilen, Padişah'ın yanındaki devlet adamları gibi yardımcı-hizmetçi bir pozisyon ortaya çıkıyor.
denerek farklı bir saptırma yapılmış. Sanki biz bugün, veya binlerce yıldır atalarımız, Allaha kulluk yapıyoruz deyince arkadaşın üstte yazdığı tanımların içine girmiş olmuyoruz. Sanki ceddimiz, dedelerimiz Biz Allah'ın kuluyuz deyince bundan Allah'a tam bir itaati anlamadı ve bütünüyle ittiba O'na edememiş oldu. Bu nasıl bir mantıkî saçmalık anlamak zor... İnsanlar yeni bir şey keşfetmiş gibi davranıyor, donkişotluk taslıyor ama maalesef bazı konularda çok rijit davranıyorlar. Makale yazarı arkadaşımızda da ben bu rijitliği ve eksikliği gördüm.
Allah ile kul arasındaki ilişkiyi ve imtihan sırrını açıklayan ayetleri buraya tek tek yazalım.
Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat 56)
Eğer Rabbin dileseydi İNSANLARI tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar ihtilaf etmeye devam edeceklerdir.Rabbinin MERHAMET ETTİKLERİ müstesna. ZATEN onları (insanları) da BUNUN (rahmeti/merhameti) İÇİN yarattı. (Hûd 119)
Evet, Allahâ yapılması gereken, iyi amellerimizin sınanması için yapılması gereken bir kulluk vardır ancak burada bir cebriyet söz konusu değildir. Allah bizleri bu konuda muhayyer bırakmıştır. İhtiyar ve irade bizim elimizdedir yani. Birçok hususta kendimizle alâkalı çoğu şeyin kontrolü elimizde değil ama cüz'î İRADEmiz bundan müstesna. Fakat kölelik kavramı bu manâları içermez maalesef. Yoksa bu kelimeyi seçmekte bir art niyet olduğu için bu kelime seçilmiyor değil. Kelime 'abd kavramını tam karşılamadığı, Allah'ın merhamet sıfatıyla birebir uyuşmadığı ve imtihan sırrını yeterince ifade edemediği için kullanılmıyor. Bir de yukarıda söylediğim gibi insanlığın hafızasında bu kelimeyle alakalı çağrışımlar pek iyi olmadığı için...
bu ayet olmadan öncede aynı şey de benim aklıma gelmişti ya hiç sorgulamadan inanan ya da basit argümanlar ile inanan kişiler hristiyan doğsaydı ?Dini sorgulamaya başlayalı iki yıl oldu neredeyse ve o zamandan beri benim için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Tüm dünyam değişti.
Bu kısma kadar bana da birebir aynı şeyler oldu. Bende şuanda tammmmammen inanamıyorum. Ne yaparsam yapayım olmuyor. Ama inkar da edemiyorum. İçimdeki şeytan ne zaman dürtmeye başlasa Kur'an'ın mükemmelliği gerçeği suratıma çarpıyor.Kur'an'ın mucizelerini görüp inkar edecek kadar "salak" değilim. Her ne kadar İslam'da ki bazı şeylere (mesela kader konusu) kafam basmasa da inkar etmiyorum. Benim bazı şeyleri anlayamamam o şeyin yanlış olduğu anlamına gelmiyor.
Sorunu cevaplayacak olursam;
1. İçlerinde en ama enn ufak bir şüphe olmayacak kadar inanan insanlar genelde sorgulamayan insanlar oluyor. Çevremizde bu insanlardan çok var. Dedelerimiz, ninelerimiz gibi gibi. Tek argümanları büyüklerinden "çocuğum bak Allah var haberin olsun biz müslümanız" diyen insanlarda tam teslimiyet, şüphesiz inanç var.
2. Bir de dini tam anlamıyla bilen, araştırmış ve kibrine yenik düşmemiş insanlar var. Bu tür insanların da imanı yüksektir.
Ama bence 2. seçenekteki insanların imanı Allah katında daha değerlidir. Çünkü onlar 1.seçenekteki insanlar gibi atalarının söylediği sözleri değil de kendi akıllarını kullandılar.
Bakara Suresi, 170. ayet
Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?
Bu ayetteki insanlar gibi.
@ruveyda hiç kurana dine ulaşamıyan insanlar cennete ve ya cehenneme gitmiyor diye duymuştum, ama bence bunun viraz da kader kavramı ile ilgisi varnereden biliyorsun eğer Allah onu kuranla tanıştırsaydı müslüman olacaktı ? Ve Allah da bunu bileceği için cennete ya da cehennem atabilir diye düşünmüştüm ama yine de kul bu sefer cehnneme ya da cennete giderse "Allahım ben ne yaptımki cehennemde/cennetteyim ?" Diyebilir , ve haklıdırda....
Ölen annemi günün birinde yeniden göreceğim umuduyla geçtmişti çocukluğum. Ve artık bundan emin bile değilim. Düşüncesi bile o kadar korkunç ki. Hani bir söz vardır "inanmak değil bilmek istiyorum." Bende onu tam tersi işte. Bilmek falan istemiyorum. Tek istediğim yeniden eskisi gibi inanabilmek ve onun verdiği huzur
Eğer bunu inanmak açısından ;gerçekten olmasa bile gerçekten varmış gibi düşünmek
Açısından düşünüyorsan seni temin ederimki pek bir faydası olmayacaktır her geçen saatte aklına tak !! Diye vurabilir
Bilmek de bir tür inanmakdır
Gerekçelendirilmiş inanç
Yoksa bende etrafımda olmayan hayali bir kişi düşünerek rahat edebilirim , ama bu gerçeği değiştirmeyecek
Gerçeği sevmedikçe hiçbir şeyin anlamı yoktur
Varsayılanı sevmek diye bir şey yokdur, tamamen Kendi Kendinin bir ALDATMACASIDIR !!
Ben gerçeği istiyorum !!
Mutlak huzur böyle mümkün ancak !!
Hayali şeyler değil !!