Son 15 cevap

Son 10 konu

[box type= align="alignleft" class="" width=""]

İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur: 

  1. Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
  2. Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
  3. Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
  4. Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
  5.  Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
  6. Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.

Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.

[/box]

Bir kaç gaybi muciz...
 
Bildirimler
Tümünü temizle

Bir kaç gaybi mucize:

Katılım : 57 sene önce
Gönderiler: 0
Konu başlatıcı  

Yellowstone :

Duhan 10. “Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.”

Bu ayet Yellowstone yanar dağına işaret ediyor. İlk büyük patlaması 2,1 miliyon yıl önce idi, 2. si 1,3 million yil önce, 3. sü 650 bin yil önce. 2,1 - 1.3 = 0.8, 1.3 - 0.65 = 0.65. Bu sayılar ile görüyoruz ki büyük bir patlama her an gerçekleşebilir. Eğer bu volkan patlar ise 800 km yarıçapının içinde olan her şeyi yok edip, bütün dunyayı dumanı ile kaplayacak.


 

Üstün Din :

 

Fetih 28. “Öyle bir mabuttur o ki Peygamberini, doğru yolu göstermek üzere gerçek dinle, bütün dinlere üstün olmak için göndermiştir ve Allah'ın tanıklığı yeter.” Bu Ayetin Mucizevi yönüne bakalım. İlk olarak Müslümanların Sayısı ile başlayalım : Dünyada en çok Dinine bağlı olan kişi sayısı Müslümanlardandır. Şimdi şöyle bir itiraz gelebilir “Dünyada 2.2 Milyar Hristiyan var bu nasıl oluyor ?” diye. Fakat ben yukarıda Dinine bağlı olan kişi sayısı dedim. Ben İsviçrede oturuyorum, Sınıfımda doğru dürüst Hristiyan tanımıyor bir tanesi Diyorki “İncilden bazı yerler Allah’ın bazı yerler değil” zaten Sınıfımda O kişi ve 2 Müslüman hariç İnançlı yok. Hatta Tüm okulumda doğru dürüst Hristiyan Tanımadım. Orta okuldayken 1 tane tanımıştım oda Suriyeliydi, ve orada İslam olduğu için din önemlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İkinci olarak ben Delil derim çünkü bakın ben şahsen hiçbir Hristiyan’ın doğru düzgün Allah’ı kanıtladığını görmedim, bu kişiler Deistler gibi Müslümanların fikirlerini çalıp şunu derler (Bunu Deistler der) “Siz Deist argümanlarını Kullanıyorsunuz” fakat hiçbirisi öyle düşünmemiştir. Hiçbir İnancın İslam Kadar delili yoktur. Soruyorum Hristiyana Delillerini, cevabı şöyle “Felan kişi Hz. İsa’yı görmüş, felan kişi onla Konuşmuş vs...” Gidip Bakıyorum Onların Sayfalarına şu an İncil değiştirilmedi hariç başka Delil sunmuyorlar, onlarda ateist gibi Kuran’ı çürütmeye çalışırlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesela İnstagram’da bir hristiyan var, gidip Agnostiklerin Postunu beğeniyor sırf İslam’a karşı bir şey denildi diye. Fransız Sayfalarına bakıyorum aynı şey, ateistler vs... Hristiyanların İslam’a karşı Yaptıkları videoları Gayrimüslimlerin Hepsi Yorum yapıp tebrik ediyor. Zaten Müsteşrikler ne ? İslam Düşmanları değil mi ? Öbürkü gün “Kuran’da 2500 Gramer Hatası var” diyen Akıllı Hristiyan değil miydi ? Evet öyleydi fakat Gig TV ile Dostlaşıyorlardı. Maide 51. “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir.” Bu ayet ne demek istediğimi zaten özetliyor. Hristiyanlar hiç düşünmedikleri İncildeki Bilimsel Mucizeleri Kuran söyledikten sonra Kitaplarında Arıyıp buluyorlar. Yani Basitçe Hiçbir Farklı İnançta İslam’ın Akli yönünden Zerresi yok !

 

Üçüncü Delilim ise Müslümanların İslam’a bağlılığı. Bir Müslüman Takvasından Herşeyden Vaz geçebilir, Bediüzzaman Gibi kişiler İslam Alemi için Onlarca yıl Hapiste Yatmaya Razılardır, Said Nursi 18 defa zehirlenmedi mi ? Evet bu oldu Peki neden vazgeçmedi ? Dinine bağlılığından ve Aklı bu olayların gerçekleşmesi gerektiğini Söylediği için nedeni ise Allah sevdiği Kuluna Dünya’yı Sevdirmez.

 

Ümeyyeoğulları :

 

İsra 60. ″Ey Resûlüm! Hani sana: ″Şüphesiz senin Rabbin, insanların hepsini (ilmi ve kudreti ile) kuşatmıştır″ demiştik. Biz, Mîraç gecesi sana gösterdiğimiz temaşayı, ancak insanları imtihan etmek için gösterdik. Kur’ân’da lanetlenen ağaçla da onları imtihan ettik. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, onların azgınlığını artırmaktan başka bir işe yaramıyor.”

İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ der ki: Âyet-i Kerîme’de geçen ″Sana gösterdiğimiz temaşa″ ifadesi: ″Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in Mîraç gecesi gördükleridir ki, bunları rüyâda değil, uyanık olarak ve bizzat gözleriyle görmüştür. Kur’ân’daki lânetlenmiş ağaç da zakkum ağacıdır.″ [Sahih-i Buhârî, Tefsir-i İsrâ 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 1816.]

Zakkum ağacı hakkında Allah’u Teâlâ Sûre-i Sâffât, Âyet 63’te de şöyle buyurmuştur: ″Şüphesiz ki, zakkum ağacını zâlimler için fitne (dünyâda imtihan ve âhirette azap) kıldık.″ Bu Âyet-i Kerîme’lerde, ″Lânetlenmiş ağaç″ diye temsil edilen zakkum ağacından maksat, aşağıdaki Hadis-i Şerif’lerde geçtiği üzere Ümeyyeoğullarıdır. Zakkum ağacı, dünyâda bir imtihan, âhirette ise bir azap çeşididir. Ümeyyeoğullarının, bu ağaca benzetilmesinin sebebi, onların neslinden gelecek olan bâzı kişilerin Müslümanlara verecekleri eziyet ve cefâdan dolayıdır. İşte lânetlenmiş ağaç, Ümeyyeoğullarının soy ağacıdır. Bu nesilden gelen Hz. Osman, Hz. Muâviye ve Hz. Ömer İbn-i Abdulaziz gibiler müstesnâdır.

Bu husus Hadis-i Şerif’lerde şöyle geçmektedir: Said b. el-Müseyyeb Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakleder: Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Ümeyyeoğullarını minberinin üstüne maymunların tırmanışı gibi tırmandıklarını gördü ve bundan hoşlanmadı. [Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr, c. 10, s. 81.]

Allah’u Teâlâ ona: ″Bu kendilerine verilen dünyâdır″ diye vahyetti ve bundan sonra gözleri aydınlandı. İşte o vahiy, Sûre-i İsrâ, Âyet 60’taki: ″Biz, Mîraç gecesi sana gösterdiğimiz temaşayı, ancak insanları imtihan etmek için gösterdik. Kur’ân’da lanetlenen ağaçla da onları imtihan ettik″ ifadesidir. [İbn-i Kesir, Şemâil’ür-Resûl, s. 483.]

Yusuf b. Sa’d Radiyallâhu anhu’dan nakledilen bir Hadis-i Şerif’te de, şöyle buyrulmaktadır: Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e, minberinin üzerinde iken Ümeyyeoğullarının hâli gösteril­di. Bundan hoşlanmadı. Bunun üzerine Kevser suresinin ilk ayeti nazil oldu : ″Ey Resûlüm! Şüphesiz ki, Biz sana Kevser’i verdik″ buyruğu nâzil oldu ki, bununla Cennetteki bir nehri kastetmektedir. Yine: ″Şüphesiz ki, Biz Kur’ân’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Ey Resûlüm! Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır…″ diye geçen Kadir Sûresi nâzil oldu. ″Senden sonra bu sürede Ümeyyeoğulları hükümdarlık yapacaklardır″ buyurdu. el-Kâsım dedi ki: ″Biz onların hükümdarlıklarını saydık, bin ay olduğunu gördük. Bir gün fazla, bir gün eksik değil.″ [Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 84.]

İşte bu Hadis-i Şerif’te, Yezid’le başlayıp Mervan ile son bulan Emeviler dönemi anlatılmaktadır. Yezid hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Hadis-i Şerif’lerinde şöyle buyurmuştur: “Benim sünnetimi ilk değiştirecek olan yönetici, Ümeyyeoğullarından bir adamdır.″ (Râvi der ki:) O, Yezid’dir. [Beyhakî, Delâil’ün-Nübüvve, Hadis No: 2802; İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, Hadis No: 145; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 31063; 38368.]

“Ümmetimin yönetimi, adâlet ve itidal üzere yürüyecektir. Fakat Ümeyyeoğullarından bir adam, bu yönetimde ilk gediği açacaktır.″ Denildi ki: O, Yezid’dir. [Ebû Ya’la el-Mevsili, Müsned, Hadis No: 837; Beyhakî, Delâil’ün-Nübüvve, Hadis No: 2803; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 31069, 31070.]

“Yaklaşan bir şerden Arapların vay hâline! Altmışıncı senenin başından itibaren emânet ganîmet sayılacak. Zekât malı idareciler tarafından yenilecek. Şâhitlik, tanıma durumuna göre yapılacak ve hüküm Allah’ın emirleri dışında verilecektir.″ [Hâkim, Müstedrek, Hadis No: 8626.]

Hicri altmışıncı sene tam olarak Yezid’in hükümdar olduğu senedir. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in hicreti, miladın başı sayılmıştır. Hicretten sonra on yılı Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in dönemi ve otuz yıl da dört halife dönemi ve yirmi yıl da Hz. Muâviye dönemidir. Bunlar toplandığında hicri altmış yıl yapar. İşte Hz. Muâviye’nin vefâtından sonra Yezid’in halifeliğini ilan etmesi tam bu altmışıncı yıla denk gelmektedir. Peki vahiy olmadan bu bilinecek bir şey mi ? Bir kişinin ümmetin adaletini bozacağını vahiysiz bilebilirmiydi ? Tabii ki’de Hayır. ″Altmışıncı senenin başından ve çocukların yönetiminden Allah’a sığının ve bilin ki dünyâ (yönetimde) soysuz oğlu soysuzların eline düşmedikçe işler bozulmaz.″ [Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 7970, 8343; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 30854; Nebhânî, Huccetullâhi Alel Âlemin fî Mucizât-ı Seyyide’l-Murselîn, c. 2, s. 813.]

″Altmış sene sonra öyle bir nesil gelecek ki, onlar namazı bırakıp şehvetlerine uyacaklar ve bu azgınlıklarının cezâsını görecekler. Sonra öyle bir nesil gelecek ki onlar Kur’ân’ı okuyacaklar, fakat Kur’ân gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Kur’ân’ı üç sınıf kişi okuyacak: Bunlar: Mü’min, münâfık ve fâcir. Beşîr Radiyallâhu anhu der ki: Râvi Velid b. Kays’a: ″Bu üç grup kimlerdir?″ diye sordum da şöyle dedi: ″Münâfık onu (aslında kalben) inkâr edendir. Fâcir, onu geçim aracı edinendir. Mü’min ise, ona inanandır.″ [Hâkim, Müstedrek, Hadis No: 8792.]

Allah’u Teâlâ Sûre-i Meryem, Âyet 59’da şöyle buyurmuştur: ″Sonra onların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve şehvetlerine tâbi oldular. Onlar, Gayya’ya (Cehennemde bir kuyuya) atılacaklardır.″ Bu âyete ve bu âyet hakkında nakledilen hadislere bakıldığında, Ümeyyeoğullarından olan ve Yezid ile başlayan Emevilerin lânetlendiği soy ağacının, İslâm’a ve Müslümanlara çok büyük zararları olacağı bildirilmektedir. Nitekim Yezid, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in torunları olan Hz. Hasan’ı zehirleterek şehit etmiştir. Ayrıca Hz. Hüseyin Efendimizi, Ehl-i Beytini ve Ashâbından ileri gelenlerin birçoğunu şehit etmiş veya zindanlara atarak çok zulümler yapmıştır. [Mir’at-ı Kâinat, c. 1, s. 697.]

İslâm tarihinde Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in yukarıdaki Hadis-i Şerif’te haber verdiği gibi, Ümeyyeoğullarından Hakem İbn’ul-As’ın da Müslümanlara çok zararı olmuş ve büyük bir fitne çıkararak Sıffin Savaşı’na sebep olmuştur. Bu savaşta on binlerce Sahâbe şehit olmuştur. "Kur’ân gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek." Bu söz şu anlama geliyor “Kuran’ı okuyacaklar fakat onla amel etmeyecekler." Resulullah tüm bu gaybi bilgileri nasıl bilgi ?

Miladi takvim :

 

Kehf 25-26. “Ashâb-ı Kehf’in uyuyarak mağaralarında kaldıkları müddet, üç yüz senedir. Dokuz sene de artırdılar. Ey Resûlüm! De ki: ″Onların mağaralarında ne kadar kaldığını Allah’u Teâlâ daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O‘na mahsustur. O, ne güzel görür ve ne güzel işitir. Onlar için O‘ndan başka bir dost yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.″

 

Ashâb-ı Kehf üç yüz dokuz yıl yattılar ve yattıkları yaşta kalktılar. Onların ne kadar yattığını Allah’u Teâlâ bilir ve onu kullarına bildirince, kullar da haberdar olurlar. Yoksa Allah bildirmez ise doğrusunu kimse bilemez, demektir. Miladi takvim ile Hicrî takvim arasındaki fark, her yüz sene de yaklaşık üç senedir. Miladi takvimin üç yüz yılı, Hicri takvimin yaklaşık olarak üç yüz dokuz yılına tekabul eder. Miladi yıl, üç yüz altmış beş gündür. Ay yılı ise, üç yüz elli beş gündür. Fark buradan kaynaklanmak-tadır. İşte âyette üç yüz diye buyrulması miladi yıla göredir, artırarak üç yüz dokuz, diye buyrulması da hicri yıla göredir. Miladi takvimi 1582’de kabul edilmiştir, peki Peygamber Efendimiz bu takvimi nasıl biliyordur ?

 

 

Yahudiler :

 

Araf 167. “Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz rabbinin ceza vermesi çabuktur; yine O çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

Âyet-i Kerîme’de: ″Ey Resûlüm! Zikret o vakti ki, senin Rabbin, kıyâmet gününe kadar Yahudilere şiddetli azap edecek kimseler göndereceğini yeminle bildirdi″ diye buyrulmaktadır. Tarihe bakıldığında da, Yahudilerin farklı zamanlarda diğer insanlar tarafından devamlı cezâlandırıldıkları ve böylece zelil duruma düştükleri görülmektedir. Yahudiler hakkında Sûre-i Âl-i İmrân, Âyet 112’de Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ″Onlar her nerede olsalar, zillet içinde olmaya mahkûmdurlar…″

Allah’u Teâlâ Yahudilere, Câlut’u ve Roma Krallarını musallat etmiş, daha sonra da Hristiyanların eliyle onları ezmiş ve perişan etmiştir. Sonra İslâm Dini gelmiş, Müslümanların dâvetlerini kabul etmemeleri sebebiyle yine o perişanlıkları devam etmiş, bir kısmı öldürülmüş ve bir kısmı da sürgün edilmiştir. Ayrıca yakın tarihte de, İspanyollar ve Almanlar tarafından elim bir şekilde öldürülmüşlerdir.

Son olarak Yahudilerin, Deccalın yardımcıları olacağı ve bu nedenle gökten inecek olan Hz. Îsâ ile beraber olan Müslümanların eliyle öldürülecekleri hakkında Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyâmet kopmayacaktır. Müslümanlar onları öldüreceklerdir. Öyle ki Yahudiler, taşların ve ağaçların arkasın­da saklanacaklar. Fakat o taş veya ağaç, o zaman, ″Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu! Bu Ya­hudi benim arkamda, gel onu öldür″ diyecek. Ancak garkat ağacı hâriç. Çünkü bu, Yahudi ağacıdır. [Sahih-i Müslim, Fiten 18 (83).]

Yine bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Siz, muhakkak Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki o zaman bir taş: ″Ey Müslüman! Bu Yahudi arkama saklandı, gel ve onu öldür″ der. [Sahih-i Buhârî, Cihat 94, Sahih-i Müslim, Fiten 18 (83 Sünen-i Tirmizî, Fiten 56.] [Nadiri Tefsiri, Araf Suresi, 167. Ayet Tefsiri]

Bakara 94-96. “Onlara, “Şayet Allah katında âhiret yurdu, diğer insanlara değil de yalnız size ait ise ve bu iddianızda doğruysanız haydi ölümü isteyin bakalım!” de. Kendi elleriyle yapıp ettikleri işler sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. Yemin olsun ki, onları insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun; müşriklerden de çok; her biri ister ki bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan kurtaramaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.”

Ayet-i kerime gaybe dair haber vermeyi ihtiva eden mucizelerden bir tanesidir ve fiilen gerçekleşen de budur. Resulullah (s.a.)'ın çağında hiçbir Yahudinin ölümü temenni ettiğine tanık olunmamıştır. Kaldı ki Hz. Peygamber bu hususta şöyle buyurmuştur: “Eğer Yahudiler ölümü temenni etselerdi ölümlerini ve cehennemdeki yerlerini de gö- rürlerdi". [Kurtubî, II/33.]

”Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Yusuf Sûresi’ni okurken, bir Yahudi bilgini yanına girdi ve ″Yâ Muhammed! Bunu sana kim öğretti?″ diye sordu. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Allah’u Teâlâ öğretti″ cevabını verdi. Hayrete düşen o Yahudi bilgini diğer Yahudilerin yanına giderek, ″Vallâhi! Muhammed, Tevrat’ta indirildiği şekilde Kur’ân’ı okuyor″ dedi.

 

Sonra da yanına Yahudilerden birkaç kişi alarak Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna vardılar. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’i görünce, vasıflarından onun Peygamber olduğunu anladılar ve onun omuzları arasındaki Peygamberlik mührüne baktılar ve Yusuf Sûresi’ni dinlediler. Öyle bir hayrete düştüler ki, hepsi de Müslüman oldular..” [Beyhakî, Delâil’ün-Nübüvve, Hadis No: 2536; Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c. 8, s. 181.]

 

Yusuf 3. ”Ey Resûlüm! Biz sana bu Kur’ân’ı (bu sûreyi) vahyetmekle sana kıssaların en güzelini beyan ediyoruz. Halbuki daha önce elbette sen bundan habersizdin.” Bilmediği şeyler nasılda doğru oluyor ?

 

 

Araçlar :

 

Nahl 8. “Allah’u Teâlâ, binmeniz için ve bir ziynet olarak at, katır ve eşek dahi yarattı. Daha bilmediğiniz şeyleri de yaratır.” Bu Âyet-i Kerîme’nin sonunda: ″Daha bilmediğiniz şeyleri de yaratır″ diye geçen ifade; biz Mü’minleri, binilecek ve her türlü ihtiyaç için kullanılacak vâsıtaları icat etmeye teşvik etmekte ve adı geçen hayvanların dışında, özellikle günümüzde kullanılan araçların icat edileceğine işâret etmektedir. Bu sürecin sonu yoktur. Bu sahadaki ilerleme kapısı kıyâmete kadar açıktır.

Yasin 41-42. “Onların zürriyetlerini dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. Onlar için gemiye benzer binilecek şeyler de yarattık.”

Âyet-i Kerîme’de: ″Onlar için gemiye benzer binilecek şeyler de yarattık″ diye buyrulmaktadır. Allah’u Teâlâ bu Âyet-i Kerîme ile, Nûh Aleyhisselâm’ın gemisine benzer otomobillerin, trenlerin ve uçakların yapılacağını önceden haber vermektedir. Allah’u Teâlâ, insanı en mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bu teknolojik aletleri yapacak akıl ve irâdeyi ona vermiştir. Bu aletleri yapacak madenleri yaratan da O’dur. Eğer O’nun yaratması, insana akıl ve kâbiliyet vermesi olmasa idi, hiçbir şey meydana getirilemezdi. İşte bu da Kur’ân-ı Kerîm’deki mûcizelerden biridir.

Velid bin Muğire :

 

Kalem 8-16. “Ey Resûlüm! Sen, o yalanlayanlara uyma. Onlar isterler ki, sen onlara yumuşak davranasın, böylece onlar da sana yumuşak davransınlar. Yalan yere çok yemin eden, hakir, gıybetçi, koğuculuk yapan, hayra engel olan, zâlim, günahkâr, zorbalık yapan, bununla beraber soysuz olan bir kimseye, mal ve oğullar sahibi olmuş diye sakın uyma. Ona âyetlerimiz okunursa, ″Bu, öncekilerin masallarıdır″ der. Biz yakında onun burnunu damgalayacağız.”

 

İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ demiştir ki: Bu âyetler Velid b. Muğire hakkında nâzil olmuştur. Allah’u Teâlâ’nın onu kötülediği kadar hiçbir kimseyi kötülediğini bilmiyoruz. Nakledildiğine göre; Velid’in annesi ona gayri meşrû bir sûrette gebe olmuştu. Bu durum, bu âyetler nâzil olana kadar kimse tarafından bilinmiyordu. Velid bu husustaki âyetleri işitince, annesine gitmiş ve kılıcını çekerek, ″Muhammed, beni on vasıf ile teşhir etti. Bunlardan dokuzunu kendimde buldum. Zinâ çocuğu olduğuma dair bir bilgim yok, bana hakikati söyle, yoksa boynunu vururum″ demiş.

 

Annesi de demiş ki: ″Sus, hakikati sana söyleyeceğim. Senin baban zengindi, fakat cinsi münasebet gücüne sahip değildi. Onun için o ölünce malı başkalarına gidecek″ diye korktum. Nefsimi bir çobana dâvet ettim, o da geldi. İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ buyurdu ki: Âyette geçen ″Biz yakında onun burnunu damgalayacağız″ buyruğu, kılıçla onun burnunu damgalayacağız, demek­tir.

 

Nitekim bu âyetin hakkında indiği kişi olan Velid b. Muğire’nin burnu Bedir Gü­nü’nde kılıçla işâretlenmiştir. Ölünceye kadar bu şekilde işâretli kalmıştır. [Nadiri Tefsiri, Kalem Suresi, 8-16. Ayet Tefsiri] Denildiği gibi, Velid bin Muğire 10-13. ayetteki tüm vasıfları taşıyor, bir tanesinide bilmiyor, ve o vasıf doğru çıkıyor. Peki Hz. Muhammed (saw) vahiysiz bu bilgiye nasıl ulaştı ?

İmam-ı Azam :

 

Muhammed 38. “İşte sizler, Allah yolunda mallarınızı infak etmeye dâvet ediliyorsunuz. Fakat içinizden bâzınız cimrilik ediyor. Cimrilik eden, kendi aleyhine cimrilik etmiş olur. Allah’u Teâlâ hiçbir şeye muhtaç değildir. Siz ise fakirsiniz. Eğer itaatten yüz çevirirseniz, sizin yerinize başka bir kavmi getirir. Sonra o gelen kavim, sizin gibi olmazlar.”

Bu Âyet-i Kerîme ile ilgili olarak Ebû Hüreyre Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir: “Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ashâbından bâzı kimseler: ″Yâ Resûlallah! Allah’u Teâlâ’nın, Sûre-i Muhammed, Âyet 38’de, şâyet biz yüz çevirecek olursak, yerimize getireceğinden ve bizim gibi olmayacaklarından sözünü et­tiği kişiler kimlerdir?″ diye sordular. Selmân, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyordu. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, Selmân’ın baldırına elini vurarak, ″Bu ve arkadaşlarıdır. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer îman Süreyya yıldızında asılı bulunsaydı, Fârislilerden bâzı kişiler onu el­leriyle yakalardı″ diye buyurdu.” [Sünen-i Tirmizî, Tefsir’ul-Kur’ân 48.]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem bir diğer Hadis-i Şerif’inde de şöyle buyurmuştur: ″Yâ Ebû Eyyüb! Selmân’ı, Fârisli diye ayıplama. Eğer din, Süreyya yıldızında asılı olsaydı, Fâris evlâdından bâzıları ona yetişirdi.″ [Râmûz’ul-Ehâdîs, s. 492/7; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 34133.]

Yine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ″Eğer din Süreyya yıldızına gitmiş olsa bile, Farslardan bir kimse veya Fârisoğullarından birisi muhakkak ona gider ve onu uzanıp alır.″ [Sahih-i Müslim, Fedâil’üs-Sahâbe 59 (230 Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 7735, 9038.]

Şâfii âlimlerinden olan İmam Suyûti Hazretleri şöyle buyurmuştur: Bu Hadis-i Şerif’lerin, İmam-ı Âzam’ı gösterdiği söz birliği ile bildirilmiştir. Nu’man Alûsi de: Bu Hadis-i Şerif’in, Ebû Hanife’yi gösterdiğini, dedesinin Fâris soyundan olduğunu yazmaktadır. [Burası Ahmed Cevdet Paşa’nın ″Faideli Bilgiler″ adlı eserinden alınmıştır. İmam-ı Âzam ile ilgili geniş bilgi için bakınız: el-Kerderî, Menâkib’ul İmam Ebî Hanife Radiyallâhu anhu, c.1, s. 54-55.]

İmam-ı Âzam Ebû Hanife Hazretleri hakkında İbn-i Hacer-i Mekkî Hazretlerinin ″Hayrât-ül-Hisân″ kitabında naklettiği bir Hadis-i Şerif’te de Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Dünyânın ziyneti 150. senesinde kaldırılır.″ Büyük fıkıh âlimi Şemsü’l-Eimme Abdülgaffar Kerderî der ki: ″Bu Hadîs-i Şerif’in, İmam-ı Âzam Ebû Hanife’yi bildirdiği açıktır. Çünkü o, hicri 150 yılında vefât etmiştir.″

İmam-ı Âzam Efendimiz de, Arap olmayan bir kavimdendi. İslâmiyetin zâfiyete düşüp bâtıl fikirlerin çoğaldığı bir dönemde gelerek, İslâmiyeti tekrar güçlendirip kuvvet kazandırmıştır. Ömrünün on yedi yılını hadis toplayarak geçirmiş ve bu hadislerden edindiği bilgi üzerine de Hanefi Mezhebi’ni kurmuştur.

Mübâhele ayeti :

 

Ali İmran 61. “Sana gelen bu ilimden sonra her kim bu konuda seninle tartışmaya kalkışırsa, de ki: "Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da Allah’ın lâneti yalancıların üzerine olsun diye dua edelim."

 

Rivayet edildiğine göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Necrân hristiyanlarına deliller getirip, sonra onlar da cehalet ve tanımamalarında ısrar edince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onlara "Eğer getirdiğim delilleri kabul etmezseniz, şunu biliniz ki Cenâb-ı Hak bana, sizinle lânetleşmemi emretmiştir" dedi. Bunun üzerine onlar, "Ey Ebu'l-Kâsım! Hele bir dur da, arkadaşlarımızın yanına varıp, bu hususu aramızda konuştuktan sonra, tekrar sana gelelim.." dediler. Gidip arkadaşlarıyla görüştüklerinde kraldan sonra gelen ve içlerinde söz sahibi olan kimseye: "Ey Abdu'l-Mesih, söyle bakalım ne dersin?" dediler.

 

Bunun üzerine o, "Ey hristiyan topluluğu, Allah'a yemin ederim ki, siz Hazret-i Muhammed'in gönderilmiş bir peygamber olduğunu anladınız. Yine O'nun, sizin sahibiniz (Hazret-i İsa) hakkında hak olan sözü ve görüşü getirdiğine de yemin ederim. Yine Allah'a yemin ederim ki, herhangi bir peygamberfe iânetleşmeye giren topluluğun ne yaşlısı sağ kalır, ne çocukları büyür (hepsi mahvolur). Yine yemin ederim ki, eğer siz bu işe girişirseniz, sizin soyunuz ve nesliniz kurur ve tükenir: Ama, bundan kaçınır, dininiz üzre yaşamaya devam eder ve bulunduğunuz hali sürdürmeye devam ederseniz, o adamla (Hazret-i Muhammed) anlaşın ve memleketlerinize geri dönün!.." dedi. Bu esnada, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, üzerinde siyah kıldan bir örtü, futa olduğu halde evinden dışarı çıkmıştı..

 

Hazret-i Hüseyn'i kucağına almış, Hazret-i Hasan'ı elinden tutmuş, Hazret-i Fatma Hazret-i Peygamberin, Hazret-i Ali de Hazret-i Fatıma'nın peşindeydi... Hazret-i Peygamber şöyle diyordu: "Ben duâ ettiğim zaman, siz amin! deyiniz." Bunun üzerine Necrân'in piskoposa, "Ey hristiyanlar, ben karşımda öylesine yüzler görüyorum ki, onlar Allah'tan, bir dağı yerinden oynatıp yok etmesini isteseler, muhakkak ki Allah o dağı yerinden götürür. Binâenaleyh, lanetleşmeyin, aksi halde helak olur, yok olursunuz.. Ve yeryüzünde, kıyamete kadar tek bir hristiyan kalmaz.." dedi. Hristiyanlar sonra, "Ey Ebu'l-Kasım, biz seninle lânetleşmemeye ve dinin hususunda sana müdahale etmemeye karar verdik.." dediler. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Lanetleşmediğinize göre müslüman olunuz... Böylece de, müslümanların lehine olan, sizin lehinize, aleyhlerine olan da sizin aleyhinize olur.." deyince, onlar bunu kabul etmediler, direttiler.

 

Bu hâdise, şu iki bakımdan Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, peygamberliğinin sıhhatine delâlet etmektedir:

 

  1. a) Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onları azabın gelmesiyle korkutmuştur. Eğer Hazret-i Peygamber buna iyice güvenmeseydı. bu âdeta kendi kendini yalanlama hususunda bir çaba sarfetme olurdu. Çünkü hristiyanların mübâheleye yanaşmaları, sonra da azabın inmemesi durumunda, bu, haber verdiği hususlarda yalancı olduğunun ortaya çıkması olurdu. Halbuki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, en akıllı İnsan olduğu malumdur. Binâenaleyh O'nun, yalan olduğunu ortaya çıkarabilecek bir işi yapması uygun olmaz. O, bu hususta ısrar ettiğine göre, azabın onların başına geleceğine son derece güvendiği için ısrar ettiğini anlamaktayız.

 

  1. b) Bu hristiyanlar mübâheleye yanaşmamışlardır. Tevrat ve İncil'de Hazret-i Peygamberin peygamberliğine delâlet eden şeyleri onlar bilmemiş olsalardı, onunla mübâhele etmekten (lanetleşmekten) geri durmazlardı. [Tefsir-i Kebir, Ali İmran suresi, 61. ayet Tefsiri.]

Râzî zaten delilleri saymış ama ben tekrarlamak istiyorum. Peygamber nasıl böyle bir riski aldı yalancı ise (haşa) ? Şimdi Hristiyanlar haklı ise Peygamberimiz lanetlenecek. Diyelim’ki ateistlerin dediği gibi Allah vs yok. Şimdi Hristiyanlar teklifi kabul etse, kimse lanetli olmamalı, buda onun nübüvvet iddiasını çürütür. Bu ayet Peygamberimizin hak olduğuna en büyük delillerden biri.

Türkler  :

 

Maide 54. “Ey îman edenler! Sizden her kim dîninden dönerse, muhakkak Allah’u Teâlâ, onların yerine yakında öyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.”

Ömer Nasuhi Bilmen’in tefsirinde yazdığı gibi bâzı İslâm ulemâsı, Sûre-i Mâide, Âyet 54’te övgüyle bahsedilen kavmin Türkler olduğunu belirtmişlerdir. [Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm Meâli Âlîsi ve Tefsîri, c. 2, s. 785-786.]

Nitekim Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra birçok kavim mürtet olmuş yani İslâm’dan dönerek kâfir olmuştu. Bunlar ile Hz. Ebû Bekir Efendimizin yaptığı harpler meşhurdur. Sonra Yezid ile başlayan Emeviler zamanında da İslâmiyet büyük zarar görmüştür. İşte bu hâdiselerden kısa bir zaman sonra Türkler, topyekün Müslüman olmuşlar ve İslâmiyeti yüceltmek için hiç durmadan, hem mânen, hem madden bütün küffar ile harp yapmışlardır.

İslâm tarihine bakıldığında Türklerin İslâmiyete yardımı miladi 751 yılında meydana gelen Talas Savaşı ile başlayıp, Selçuklular ve altı yüz yirmi yıl İslâmiyet’e hizmet eden Osmanlı İmparatorluğu ile devam etmiştir. Görüldüğü üzere, Araplardan sonra İslâmiyete en büyük hizmeti Türkler’in yaptığı anlaşılmaktadır. Âyet-i Kerîme’de, Arapların hâricinde başka bir kavimden bahsedilmesi de, bu kavmin Türkler olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Türkler, uzun süre İslâm’ın bayraktarlığını yapıp Konstantin şehrini yani İstanbul’u da fethederek, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin övgüsüne ve müjdesine mazhar olmuşlardır. [Nadiri Tefsiri, Maide Suresi, 54. Ayet Tefsiri]

Bu hususta Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ″Konstantin (İstanbul) şehri muhakkak fetholunacak. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onun askeri de ne güzel askerdir.″ [Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 18189; Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 1200; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 28.]

″Sizler Rumlarla mutlaka çarpışırsınız! Ne varki sizden sonra İslâm’ın yüz akı olan başka bir ordu gelir ve Rumlarla, asıl onlar çarpışır. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah yolunda harp ederler ve Allah yolunda kendilerini kınayanların kınamalarından çekinmezler. İşte onlar tesbih ve tekbir sesleri ile Konstantin’i (İstanbul’u) ve Roma’yı fethederler. Oralardan daha önce hiçbir yerden alamadıkları miktarda öyle çok ganîmetler elde ederler ki, onlar bu ganîmetleri aralarında kalkanları ölçek yaparak taksim ederler…″ [Hâkim, Müstedrek, Hadis No: 8625.]

″Türkler, size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyin. Çünkü ümmetimin mülkünü ve Allah’u Teâlâ’nın ona olan ihsanını en evvel Kanturaoğulları (Türkler) alacaktır.″ [Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 10236.] 

Kalpteki gizlilik :

 

Hûd 5. “Haberiniz olsun ki onlar, kalplerini haktan döndürürler ve kalplerinde gizlediklerini O’ndan saklamak isterler. Haberiniz olsun ki onlar, örtülerine büründükleri vakitte bile, gizledikleri ve açıkladıkları şeylerin hepsini Allah’u Teâlâ bilir. Şüphesiz ki O, kalplerde olanı hakkıyla bilir.”

 

Rivâyete göre bu Âyet-i Kerîme, Ahnes b. Şurayk hakkında nâzil olmuştur. O tatlı sözlü, hoş görkemli bir kişiydi. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in hoşuna gidecek sözleri söyler, fakat kalbinde bunun aksini düşünürdü. Bu ayette Allah’ın Herşeyi bildiğine vurgu yapılıyor ve buradaki mucize şudur : Hz. Muhammed (saw) bu kişi tarafından kaldırıldığını bilmiyor ki ayet iniyor ve uyarılıyor, peki soru şu “Peygamber Efendimiz o kişinin kalbinde kini nasıl biliyordu ? Ve diyelim ki biliyor neden kendini uyarsın ki ayet ile ?”

 

 

Kıble hakkında itiraz :

 

Bakara 142. “İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir.”

 

(Mekke'de iken) Hz. Peygamber hem Kabe'ye hem de kayaya doğru bir arada yöneliyor idi. Kabe’nin güneyinde kuzeye doğru yönelip namaz kılıyordu. Yüce Allah onun bu konudaki duasını kabul etti ve Medine'ye hicret ettikten sonra da Beyt-i Atîk’a yönelmesi emrini verdi. Buna dair Yüce Allah’ın, “Biz yüzünü göğe doğru evirip çevirdiğini görüyoruz." (Bakara, 2/144) buyruğunu indirdi.

 

Buharî ile Müslim'de belirtildiği gibi, onun bu şekilde kıldığı ilk namaz, ikindi namazıdır. Yahudiler, müşrikler ve münafiklar şöyle dediler: Kıbleyi Beytülmakdis'ten Kabe'ye doğru değiştirmeye onları iten sebep nedir? Herhalde "Muhammed doğduğu yere doğru özlem duymaya başladı. Pek yakında o eski yönüne dönecektir." Onların kıblenin değiştirilmesine dair itirazlarına bu daha vukua gelmeden önce ve Peygamber (s.a.) için bir mucize olmak üzere vap verilmeye başlandığını görüyoruz.

 

Böylelikle Yüce Allah peygamberine bu konuda onu hazırlasın, ansızın gelecek sorular karşısında cevap verebilsin diye kesin ve tartışılmaz delili ve bu delildeki hikmeti göstermiş olmaktadır. Verilecek cevabın özü şudur: Bütün yönler Allah’a aittir. Birisinin ötekinden üstün olmasını sağlayan bir meziyeti yoktur. Allah dilediği cihetten dilediği tarafa yönelmeyi emredebilir. Kula düşen ise şu buyruğunda olduğu gibi, Rabbinin emrine uymakta ibarettir: “Doğu da Batı da Allah’ındır. Bundan dolayı nereye dö- nerseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara, 2/115).” [Tefsir’ül-Münir, Bakara suresi, 142. ayet Tefsiri]

 

Görüldüğü üzere, Yahudiler Peygambere karşı kıble değişimi yüzünden itiraz edeceğini bilen Allah, onlara itiraz olarak, onlar bir şey demeden, ayet indirdi. Buda Kuran’ın gaybi bir mucizesidir.

 

 

Yasak yemekler :

 

Ali İmran 93-95. “Tevrat indirilmeden önce, İsrâil’in (Ya‘kub’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrâiloğulları’na helâl idi. De ki: "Doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun!"Artık bundan sonra kim Allah adına yalan uydurursa işte onlar zalimlerin ta kendileridir. De ki: "Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hanîf olan İbrâhim’in dinine uyunuz. O müşriklerden değildi."

 

“Âl-i Îmran şuresi baş tarafından itibaren buraya kadar Yüce Allah'ın bisk gini ve Muhammed (s.a.)'in peygamberliğini ispat edici delilleri ortaya koymak, Kitap Ehli'ne karşı delil getirip onların iddia, bid'at ve geleneklerini çürütmek sadedindedir. Bu ayetler ve ondan sonra 97. ayet-i kerimeye kadar olan buyruklar ise Yahudilerin Beyt-i Haram ile ilgili iki şüphesini reddetmeye yöneliktir. Bu şüphelerin birincisi, onların Peygamber (s.a.)'e, "Sen İbrahim'in ve onun soyundan gelenlerin dini üzere olduğunu iddia etmektesin. Peki deve eti gibi onlara göre haram kabul edilen şeyleri nasıl helâl kabul edersin?" şeklindeki sözleridir.

 

Bunun üzerine, "Tevrat indirilmezden evvel İsrail'in kendisine haram kıldığından başka bütün yiyecekler İsrailoğulları'na helâl idi." ayeti onları reddetmek üzere nazil olmuştur. Ebu Ravk ve el-Kelbî der ki: Bu ayet-i kerime şunun üzerine nazil olmuştur: Peygamber (s.a.) kendisinin İbrahim'in dini üzerine olduğunu söyleyince Yahudiler "Sen deve etini yer, sütlerini içerken bu nasıl olabilir?" dediler. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: "Bu İbrahim'e helaI idi, biz de onun yolu üzere gidiyoruz." Yahudiler bizim haram kabul ettigimiz her bir şey için, "Bunlar Nuh'a da Ibrahim'e de haram idi ve bu bize kadar böyle devam edegelmiştir." diyorlardı.

 

Yüce Allah da onları yalanlamak üzere, Tevrat indirilmezden evvel ... bütün (bu) yiyecekler İsrailoğulları'na helal idi,” ayetini indirdi. İkincisi ise, yine Yahudilerin şöyle demeleridir: Sen nasıl olur da İbrahim'in dini üzere olduğunu ve bütün insanlar arasında ona en yakın kimse olduğunu ileri sürebilirsin? Halbuki İbrahim, İshak ve onun soyundan gelen bütün peygamberler Beytü'l-makdis'i tazim ediyor, ona yönelerek namaz kılıyorlardı. Eğer onların yolu üzere giden bir kimse olsaydın sen de orayı tazim eder ve orayı bırakıp Kabe'ye yönelmezdin. "Şüphesiz insanlar için ilk yapılan ev Mekke'de olandır." (Âl-i Îmran, 3/96) ayeti onların bu iddialarını reddetmek üzere nazil oldu.

 

Mücahid der ki: Muslümanlar ve Yahudiler birbirlerine karşı övündüler. Yahudiler "Beytü'l-makdis, Kabe'den daha faziletli ve daha büyüktür" dediler. Çünkü orası peygamberlerin hicret ettiği yerdir ve ayrıca o Arz-ı Mukaddes'tedir. Bunun üzerine Müslümanlar şöyle cevap verdiler: "Hayır, Kâbe oradan daha üstündür." Yüce Allah da bu ayet-i kerimeyi indirdi. [Esbâbu’n-Nüzûl, s. 65-66.]

 

Yahudilere verilen cevabın özeti şudur: Bütün yiyecek türleri Ísrailoğulları'na helâl idi. Bundan tek istisna Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in yani Hz. Yakup'un kendisine haram kıldıkları ile yine işledikleri bir takım suçlar ve aykırı davranışlar dolayısıyla onları azarlamak ve tedip etmek kasdıyla Yüce Allah'ın Tevrat'ta İsrailoğulları'na haram kıldığı yiyeceklerdir. Peygamber (s.a.) ve onun ümmeti ise bu gibi günahları ve aykırı davranışları işlememişlerdir. O bakımdan bu temiz yiyecekler onlara haram kılınmamıştır. İbrahim (a.s.)'e de bunlardan herhangi bir şey haram kılınmış değildir. Çünkü bu haram kılma Tevrat’ın indirilişinden sonra olmuştur ve ona bütün yiyecekler helâl idi.

 

Daha sonra Yüce Allah peygamberi Muhammed (s.a.)'e Yahudilerin iddialarını yalanlamak üzere onların kitabı olan Tevrat'ın hükmüne baş vurmavı emretmekte ve onlara şöyle demektedir: “Hadi kitabınız olan Tevrat'ı getiriniz ve onu okuyunuz. Eğer iddianızda doğru söyleyen kimseler iseniz." Bu durumda Tevrat'ın sizi yalanlayacağından korkmazsınız. Eğer siz Tevrat'ı getirecek olursanız orada İsrailoğulları'na haram kılınan her bir şeyin ancak azarlayıcı, tedip edici bir ceza olarak haram kılındığını görürsünüz.

 

O bakımdan böyle bir suç işlemeyen kimseler için ise bu şeylerin asıl itibariyle helâl olmaya devam ettiğini görürsünüz. Çünkü yiyeceklerde aslolan helâl olmak, mübah olmaktır. Her kim Allah’a yalan iftirada bulunup bu haram kılmanın Tevrat'ın indirilmesinden önceki peygamberlere ve ümmetlere de yapıldığını iddia eder, Allah'ın Kitabı'nda indirmediği şeyleri ileri sürerse, işte böyleleri hakkın alâmetlerini gizleyip Allah'a karşı açık yalan söyleyerek iftirada bulundukları için bizzat kendilerine zulmeden zalimlerdir.

 

Rivayet edildiğine göre onlar Tevrat'ı getirme cesaretini gösteremediler, şaşırıp kaldılar. Bu ise Muhammed (s.a.)'in peygamberliğinin en açık delilidir. Ayrıca bilindiği gibi o ümmî olduğundan dolayı Tevrat'ı okumadığı halde Allah'tan gelen bir vahiy ile Tevrat'ta olanı biliyor ve Tevrat Kur'an-i Kerim'de bulunanları destekliyordu.” [Tefsirü’l-Münir, cilt 2, s. 273-276.]

 

 

Enam 65 :

 

Enam 65. “De ki: "Allah size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizi muhalif gruplara ayırıp birbirinize güçlerinizin acısını tattırmaya kādirdir." Bak, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!”

 

“Ey Habîbim! De ki: ″O, size üstünüzden veya ayaklarınızın altından azap göndermeye ve sizi fırkalara ayırıp, bâzınızı diğerine musallat edip sizi birbirinize öldürtme azâbı gibi azapları size vermeye kâdirdir…″ diye devam eden Sûre-i En’âm, Âyet 65’te dört durum vardır. Hepsi de azap olup mutlaka meydana gelecektir. İkisi Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefâtından yirmi beş yıl sonra meydana gelmiştir. Müslümanlar fırkalara ayrılmış ve birbirlerine sıkıntı çektirmişlerdir. Diğer ikisi de mutlaka meydana gelecek. Bu da, hasf (deprem ile yerle bir olma) ve semâdan recm şeklinde olacaktır." [Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 20279; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 6947.]

 

Bu ayet ve hadis apaçık bir şekilde 4 gaybi haber veriyor. Peygamberimizin ümmeti bölünmüştür (Mutezile, 19.lar, Kuran’da namaz yok diyenler, Şia ve bir çok Bidat olan mezhepler). Bunların hepsi Ehli Sünnete sallar, yani ayetin dediği gibi bize musallat oluyorlar.

 

Son 2 azap kıyamet günü olacağını düşünüyorum nitekim depremler ile alakalı ayette var : Zilzal 1. “Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında;”, Sema’dan recm’de meteor olmalı (sonuşta meteorlar koca kaya parçaları).

 

Resulullah şöyle buyuruyor : “Bu hususta Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ″Bu ümmetin sonunda yere geçme, diğer hayvanların şekline döndürülme ve patlama hâdiseleri vardır.″ Hz. Âişe dedi ki: ″Yâ Resûlallah! Aramızda sâlih insanlar olduğu halde yine helâk olur muyuz?″ dedim. Buyurdu ki: ″Evet, çirkin durumlar ortaya çıktığı vakit.″ [Sünen-i Tirmizî, Fiten 21; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 6235.]

 

Bu hadiste’ki “yere geçmeyi” başka bir Ayet ile daha çok açalım : BVYA şöyle buyurur: "Mülk 16. “Göktekinin sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız yeryüzü sallanıp çalkalanmaktadır.” Bu Ayette “sallanıp çalkalanmaktadır” için kulkanılankelime “Temur”dur, kelimenin kökü “mevrandır” mesela “göğün dalgalanacağından” haber veren Tur 9. ayette aynı kelime kullanılıyor (Darfluid diye yeni bir teoriye göre evren sıvıdan oluşuyor) yani bu iki ayet sıvı bir şeyin dalgalanmasından bahsediyor.

 

Litosfer olarak isimlendirdiğimiz yer kabuğu sıvı bir magma denizi üzerinde yüzmektedir. Bu sıvı magmaya ise manto denir. Bu Ayetin başında insanların yerin dibine batırılacağı söyleniliyor demek ki, yer kabuğunun bazı kısımlarında çöküşler olacak ve bazı kısımları ise coşmuş bir denizdeki yüzen bir gemi gibi dalgalanıp çalkalanacak. Güneş patlaması ile çok sayıda gelen nötrino yağmuru Dünyanın çekirdeğini ısıtıyor ve magmanın kaynamasına yol açıyordu. Böylece yer plakaları kırılıyor, magmaya batıyor, bazı kısımlar çalkalanarak magmanın üstünde yüzüyor ve magma yeryüzüne fışkırıyordu. Kuran yerin bir sıvı üstünde yüzdüğünü ve tektonik plakaların kopup serbest kalmaları durumunda çalkalanarak yüzeceğini ve bazısının batacağını nereden bildi? Bilim insanları çekirdekte bulunan Uranyum, Toryum ve potasyumun radyoaktif nötrino salmasından dolayı çekirdeğin ısısını sürekli artırdığını söylüyorlar. [ https://en.wikipedia.org/wiki/Radiogenic_nuclide#Radiogenic_heating ., https://en.wikipedia.org/wiki/Geoneutrino .]

 

Fakat 2018 yılında bilim insanları çekirdeğin ısınması için daha yakın bir tehlikenin ise çok derinlerde oluşan sıcak gazlar olduğunu açıkladı. [Bezrukov, L. B., Kurlovich, A. S., Lubsandorzhiev, B. K., Mezhokh, A. K., Morgalyuk, V. P., Sinev, V. V., & Zavarzina, V. P. (2018). Geo-Neutrinos and the Earth’s Internal Heat Flux. Physics of Particles and Nuclei, 49(4), 674-677.  https://link.springer.com/article/10.1134/S1063779618040135 .]

 

2013 yılında yapılan bir araştırma ise katı çekirdeğin dış sınırının 6000 derece olduğunu ve bunun beklenenden 1000 derece daha fazla olduğunu göstermişti. [ https://www.livescience.com/29054-earth-core-hotter.html  ]

 

2015 yılında ise nötrinoların yaptığı sıcaklık artışının beklenenden fazla olduğu bildirildi. [ https://physicsworld.com/a/physicists-isolate-neutrinos-from-earths-mantle-for-first-time/  ]

 

Araştırmalar kabuk hareketlerini sağlayan ana itici gücün yer altındaki sıcaklık olduğunu ve bu sıcaklığın çok artmasının ise yer küresini kaynayan bir hale döndürebileceğini gösteriyor. [Rowley, D. B., Forte, A. M., Rowan, C. J., Glišović, P., Moucha, R., Grand, S. P., & Simmons, N. A. (2016). Kinematics and dynamics of the East Pacific Rise linked to a stable, deep-mantle upwelling. Science advances, 2(12), e1601107.  https://advances.sciencemag.org/content/2/12/e1601107 .]" [ https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2020/06/245-kuranda-yuzen-yer-kabugu-betimlemesi/ ]

 

Patlama hadisesine geçeceksek bu pek çok şey olabilir, Bomba patlayabilir, Nükleer santraller patlayabilir, bir meteor gelip çarpsa çok büyük bir patlama meydana gelir vs... Hayvan’a dönüştürülürse hadisesi hala müteşabih diye düşünüyorum. “Ümmetim üzerine en çok korktuğum, sapık ve saptırıcı imamların çıkmasıdır.″ Sevbân Radiyallâhu anhu, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu da söyledi: ″Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar bâtıla üstün gelerek hak üzere devam edeceklerdir. Onları yardımsız bırakanlar, onlara zarar veremeye-ceklerdir.″

 

İmam Tirmizî buyurdu ki: Bu hadis sahihtir. Muhammed b. İsmâil’den işittim şöyle diyordu: Ali b. el Medînî Radiyallâhu anhu’dan işittim, şöyle demişti: Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ″Ümmetimden bir taife hak üzere olmaya devam edecektir″ diye geçen Hadis-i Şerif’i Hz. Ali’ye hatırlatılınca, şöyle buyurmuştur: ″Onlar, hadisle uğraşan ve ona göre yaşayan kimselerdir.″ [Sünen-i Tirmizî, Fiten 51.] Son zamanlarda pek çok sapık imam ortaya çıkmıştır, camilerde tecavüz vakaları yaşanmıştır. Yani özetle peygamberin korktuğu gerçek yaşanmıştır.

Tevbe 64 :

 

Tevbe 64. “Münâfıklar, kalplerinde gizlediklerini haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler (bu çekincelerini de alay yoluyla birbirlerine söylerler). Ey Resûlüm! De ki: ″Alay edin bakalım! Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, çekindiğiniz şeyi açığa çıkaracaktır.″

Münâfıklar kendi aralarında müslümanlar aleyhine konuşur sonra da, ″Umulur ki Allah, bu söylediğimiz gizli sözleri açığa çıkar­maz″ derlerdi. Allah’u Teâlâ onların konuştuklarını açığa çıkararak, kendilerini rezil, rüsvay etmiştir. Peki Peygamber efendimiz münafıkların bu sözünü nasıl bildi ? Eğer yalan söylüyor diyorsanız, neden münafıklar “biz hiç böyle bir şey düşünmüyoruz bu yalancı bir peygamberdir (haşa)” demediler ?

Tevbe 65-66 :

 

İbn Ömer (radıyallahü anh) şunu rivayet etmiştir: "Münafıklardan birisi, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve mü'minleri kastederek. Tebük Savaşı'nda : "Bunlardan daha korkak, bunlardan daha yalancı ve bunlardan daha ödlek kimse görmedim" dedi. Bunun üzerine sahabeden biri, "Yalan söylüyorsun. Sen bir münafıksın" dedi ve bunu Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e haber vermek için gitti ve kendisi daha oraya varmadan, Hazret-i Peygamber'e bu ayetlerin indiğini gördü.

O münafık da, devesine binmiş olarak, Hazret-i Peygambere geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, biz şaka yapıyorduk ve yolu (kolayca) katedelim diye kervancılar gibi (abuk-sabuk) konuşuyorduk" dedi. O münafık, "Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" deyip duruyor, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Resulü ile mi eğleniyordunuz" diyor, münafığın sözüne hiç aldırış etmiyor, bu sözden başka birşey söylemiyordu." [Tefsirul Kebir, Tevbe Suresi, 65-66. Ayet Tefsiri]

Peygamber (saw) münafıkların alay ettiğini nasıl biliyordu ? Tam varırken ayetler iniyor ve münafıkların halini anlatıyor, Peygamber gayba göre nasıl konuştu ? Yoksa ona bunu bildiren Allah mı ?

 

Tevbe 74 :

 

Tevbe 74. "Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişler, müslüman olduklarını beyan ettikten sonra inkârcılığa sapmışlar ve başaramadıkları o işe yeltenmişlerdir …"

Cülas b. Süveyd: ″Eğer Muhammed’in Medîne’de bıraktığımız dostlarımız hakkında söyledikleri doğru ise, bizler eşeklerden daha kötüyüz″ dedi. Bunu duyan Âmir b. Kays: ″Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem elbette doğru. Siz eşeklerden daha alçaksınız″ diye cevap vermişti. Bu zât, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Medîne’ye dönünce durumu haber verdi. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem her ikisini de huzuruna çağırdı. Cülas: ″Vallâhi! Ben bu sözleri söylemedim, bana iftira ediyor″ diye yemin etti.

Bunun üzerine Âmir de, onun bu sözleri söylediğine ve iftira etmediğine dair yemin ettikten sonra ellerini kaldırdı ve ″Ya Rabbi! Peygamberine doğru söyleyeni tasdik ve yalan söyleyenin de yalancılığını ortaya çıkaracak âyet gönder″ diye duâ etti. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ: ″Münâfıklar, senin hakkında bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler…″ diye devam eden Sûre-i Tevbe, Âyet 74 nâzil oldu. Bu olaydan sonra Cülas’ın: ″Allah’u Teâlâ bu âyette tevbeyi de beyan buyuruyor. Ben hakikaten yalan söylemiştim″ diyerek tevbe ettiği ve tevbesinde de sâdık kaldığı rivâyet edilmiştir. [Nadir Tefsiri, Tevbe Suresi, 74. Ayet Tefsiri]

Hz. Muhammed (saw) bu münafığın yalancı olduğunu nasıl biliyordu ki böyle bir ayet yazmış olabilir, hemde görüyoruz ki bu münafık yalvarıyor, gaybi haber almayan bir kişi vicdanı yüzünden onun haklı olduğunu düşünür ama hayır ayet onun münafık olduğunu açıklıyor. Diyelim ki Hz. Muhammed (saw) rastgele ayet indirdi, 1. Bu cesareti nereden aldı ? Bu basit şey için 1400 yıl çöp olurdu. 2. Neden o münafık ayete karşı çıkmadı ? Ha o münafikta ayetlerin Allah tarafından geldiğini biliyordu ki hiç karşı çıkmayarak kabul etti.


   
Alıntı

Başa dön tuşu