
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Bakara 228. “Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler kadınlar üzerine daha üstün bir dereceye sahiptirler. Allah izzet sahibidir, hikmet sahibidir.”
Kadınlar erkekler üzerinde, erkeklerin kadın üzerindeki hakların aynısına sahiptir. Güzel arkadaşlık, mârûf bir şekilde geçinmek, zarar vermemek, her ikisinin de ahiret ile ilgili hususlarda Allah'tan korkmaları ve hanımın kocasına itaat etmesi, birinin diğeri için süslenmesi. İbni Abbâs der ki: “Hanımım benim için süslendiği gibi ben de hanımım için süslenirim.." Erkeklerin süslenmesi ise, kendilerine yakışan temizlik, güzel kıyafet ve elbise ile koku sürünmek, kına yakmak ve gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerine uygun diğer şekillerde olur. Erkeklerin kadınlara göre bir dereceleri (yani mevki) üstünlüğü vardır. Bu ise evde kavâmet, velâyet, aile işlerini yürütmek (reislik) derecesidir. “Erkekler kadınlar üzerine hakimdir. Çünkü Allah kimisini kimisinden üstün kılmıştır. Bir de mallarından harcamaktadırlar." (Nisâ, 4/34).
Yani üstün olup başkanlık derecesinin verilişini haklı kılan iki husus vardır: Erkeğin fazla tecrübesi, dengesi, akli yapısının farklı oluşu, sorumluluk yüklenmeye hazırlıklı olacak şekilde yaratılmış olması; Kadına mehir ödemek, kadının kifayet miktarı mesken, giyim, yiyecek, içecek, tedavi ve buna benzer masrafları yapmakla yükümlü tutulması. Aslında bu derece üstünlüğu, açıkça anlaşıldığı gibi aynı zamanda bir yükümlülüktür. Kadınlar için bir teklif (yükümlülük) olmaktan ziyade erkekler için bir tekliftir. Bundan dolayı erkeğin kadın üzerindeki hakkı kadının erkek üzerindeki hakkından daha bir vâcibdir.
İbni Abbâs da der ki: "Derece farklılığı, erkeklerin güzel geçim için, mal ve ahlâk bakımından onların hanımlarına genişçe davranmaları için bir işarettir." Yani daha faziletli olanın ötekinin hatalarına katlanması, kendisini dizginlemesi, problemlerin yahut karşılaşılan bunalımların çözümünde, tedavisinde sinirlerine hakim olmasını gerekir. İbni Atıyye der ki: Bu, gerçekten güzel ve parlak bir görüştür. Bu başkanlığın başka sebebi de şudur: Her insan topluluğu hatta şirketler bile sorumlu bir başkanın varlığına ihtiyac duyar. Bu başkan yükleri taşır, kâr ve zarardan öncelikle o sorumludur. Bu kurumun sorumluluğunu güvenlik, mutluluk ve huzurun kıyılarına ulaştıracak şekilde idare eder.
Erkek de evin içinde, dışında bunu gerek öğreterek, gerek öğrenim imkânlarını sağlayarak gerçekleştirmeye çalışır. Eşine, genç kızına, halihazırda ve geleceğinde faydalı olacak bilgi ve becerileri öğrenmek imkânını vermek için çabalar. Erkek çoğunlukla evin dışında omuzlarına yükletilmiş görevleri sırtlamak zorundadır. Kendisi gelir elde etmek ve aile hayatı için gerekli kazancı sağlamak için çalışır. Kadın da buna karşılık çoğunlukla evin içerisinde erkeğin görevini tamamlayacak ağır sorumluluklarla dolup taşar. Kadın ahlâk ve fazilet üzere çocukları eğiten evin hanımıdır. Hayatın zorunlu ihtiyaçlarının elde edilmesinde erkeğin yardımcısıdır.
İşte Peygamber (s.a.)'in Hz. Ali ile Hz. Fâtıma arasında verdiği hüküm de budur. Efendimiz, Hz. Fâtıma'yı evin içerisinde evi idare etmek ve onu yönetmekle görevlendirirken, Hz. Ali’yi evin dışında mücadele vermek, rızkın yollarını araştırmakla, Allah yolunda hak uğrunda ve cihad etmekle görevlendirmiştir.
“Önce Allah, yaratılıştan bazı kimseleri, diğer bazılarından birtakım özelliklerle üstün kılmıştır. Vücut yapıları bakımından erkekler, kadınlardan daha dayanıklıdırlar. Kadınların yapamayacakları güç işleri erkekler yapabilirler. Bundan dolayı cihâd, erkeklere farz kılınmıştır.
Erkek bazı yönlerden üstün olmakla beraber kadına böbürlenmeye, ona baskı yapmaya hakkı yoktur. Çünkü kadınla erkek, bir vücudun organları gibi birbirinin tamamlayıcısıdırlar. Nitekim yüce Allah'ın, "Allah erkekleri kadınlara üstün kıldı" demeyip, "Bazı insanları, diğer bazılarından üstün kıldı" demesinde bu noktaya işaret vardır. Vücutta baş ne kadar değerli ise kalb de o kadar değerlidir. Erkek baş durumunda ise kadın da kalb durumundadır, Bunlardan birinin daha çok yarar taşıması, daha üstün yaratılması, diğerinin değerini azaltmaz.
Âyeti kerime, erkek cinsinin, kadın cinsine üstünlüğünü ifade eder. Tek tek her erkeğin, her kadından üstün olduğu anlamını taşımaz. Nice kadınlar vardır ki bilgide, iş görmede, beden gücünde çok erkekten üstündür. Fakat tüm cins olarak erkek cinsinin, kadın cinsinden üstün yaratıldığı bir gerçektir. Hattâ erkek işareti taşıyan sperm dahi, kız işâreti taşıyan spermden farklıdır. Erkil sperm daha atılgan, başında ışık taşırken, dişil işâretli sperm daha az hareketlidir. Yumurtacık yerinde durur. Sperm gidip onu bulur, onu bulabilmek için de uzun ve tehlikeli yollar aşar; çetin savaşlar verir.
Tabiatta genellikle bütün canlılaşın erkekleri, dişilerinden daha tam, daha üstün yaratılmıştır. Meselâ horoz, tavuktan; koç, koyundan; erkek aslan, dişisinden daha güzel ve daha güçlüdür. Erkeğin yüzünde bıyık ve sakal bitmesi de kadına göre bir mükemmeliyet sayılır. Nitekim erkekte köselik bir kusur kabul edilmiştir. İşte çalışmaya daha dayanıklı, tedbir ve idarede daha üstün olan erkek, kadını himaye etmekle yükümlü tutulmuştur. Şunu da unutmamak lâzımdır ki kadınların da erkeklerden üstün oldukları meziyetler vardır. Çocuk yetiştirmede, merhamet ve şefkatte, duyarlılıkta kadın, erkekten üstündür.
"Allah bazı insanları, diğer bazılarından üstün kılmıştır" cümlesinde buna da işaret vardır. Allah, hikmeti gereği, aileyi idare etsin, çalışıp çoluk çocuğunu geçindirsin, toplumunu düşmandan korusun diye erkeği, vücut kuvvetinde daha üstün yaratmış; çocuklarını emzirsin, güzel yetiştirsin, şefkatiyle âileyi huzur ve sükûn ile doldursun diye kadına da duyarlılıkta üstünlük yermiş, anne olma imkânını bahşetmiştir. Yönetici olmalarının ikinci sebebi de erkeklerin, çalışıp kazanmaları, mallarıyle kadınların mehirlerini vermeleri, geçimlerini sağlamalarıdır. Kadının geçimini temin etmek, erkeğin üzerine farzdır. Kendilerini himaye edip geçimlerini sağlamalarına karşılık kadınların da kocalarına itâat etmeleri gerekir.
İşte iyi kadınlar, kocalarına itâat ederler, Allah'ın kendilerini koruması, muvvaffak kılmasıyle, Allah'ın verdiği koruma yeteneğiyle kocalarının ardından hem kendi namuslarını, hem de onların bütün haklarını korurlar. Karı-koca arasında gizli kalması gereken şeyleri hıfzeder, kocalarinın sırlarını yaymazlar. Hasılı üzerlerine düşen görevleri yapar, onlara hiyanet etmezler.” [Gerçek Bu Din, cilt 1, s. 36-37]
Erkeklerin fiziki üstünlüğü ve daha güçlü olması kolayca görülebilecek bir şey. Dünyanın en güçlü adamı yarışmalarında şampiyonluk kazanan Litvanya asıllı Zydrunas Savickas, 524 kilogramlık halteri kaldırarak dünya rekoru kırdı. Kadınlarda ise en güçlü sadece 257.5 kilo taşımıştır, yani erkeğin taşıdığının yarısı. Olimpiyatlarda eğer kadın ve erkek fiziği eşit olsa niye “kadın-erkek” karıştırılmıyor. Niye kadın sporcular sadece aynı cinsiyete sahip olan kişiler ile yarışıyor ?
Erkek ve kadın arasındaki farklılıklar göz atalım :
Ağlamak : Kadınlar erkeklerde 5 kat fazla ağlamaktadır;
Kalp : Erkeklerin kalbi kadınlara nazaran daha büyüktür ve yavaş çarpar;
Ses : Kadınlar ses telleri kısadır;
Beyin : Erkek beyni yaklaşık % 14 daha ağırdır;
Gelişim : Kadınlar erkeklerden daha hızlı gelişim gösterirler;
Spor : Erkekler kadınlardan daha hızlı ve atik davranırlar fakat, kadınlar daha dayanıklıdır;
Su : Erkek vücudunun % 70 – 80 sudan ibarettir bu oran kadınlarda ise % 60 ‘dır; Vücut ısısı : Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha çoktur;
Erkekler kadınlardan 20 kat daha fazla suç işler [mesela isviçrede, 7000 kişi hapishanede, 6700’ü erkek, 300’ü kadın];
Erkekler kadınlardan 2-5 kat daha fazla intihar ediyor vs ... [Daha çok erkek-kadın arası farklılıkları görmek için : http://islamicevaplar.com/kadin-erkek-arasindaki-biyolojik-ve-psikolojik-farklar.html ]
Erkeğin üstün yaratılması kadını aşağılık, değersiz bir varlık yapmaz. Nitekim tüm Müslümanlar Allah ve Resul’üne itaat etmelidir, Hz. Muhammed (s.a.w.)’in üstün olması ve ona itaat etmemiz bizi aşağılık ve değersiz Varlıklar yapmıyor. Eğer yapıyorsa Peygamber efendimiz hariç tüm Peygamberler değersizdir çünkü onlarda Peygamberimize itaat ederler.
Burada bahsettiğimiz “üstünlük” fiziki ve hak üstünlüğüdür yoksa Allah İçin her insan eşittir : Hucurat 13. “Ey insanlar! Şüphesiz ki, Biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizi birbirinizi tanımanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en makbul olanınız, en fazla takvâ sahibi olanınızdır. Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, her şeyi bilendir ve her şeyden haberdardır.”
Ayette denildiği gibi üstünlük takvadadır ırkta veya cinsiyette değil. “Ey İnsanlar! Şüphesiz ki sizin Rabbiniz birdir. Şüphesiz ki sizin babanız da birdir. Şunu bilin ki Arap olan birisinin Arap olmayana, Arap olmayan birisinin Arap olana, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâdadır…″ [Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 22391.]
Nisa 25. “Hepiniz Adem'in neslinden gelip birbirinizdensiniz.” Bu ayet şunu bize anlatmakta : Herkes insan, hepiniz ademden geldiniz.
″Yâ Resûlallah! İnsanların en şereflisi kimdir?″ denildi. Şöyle buyurdu: ″Allah’tan en çok korkan takvâ sahipleridir.″ [Sahih-i Buhârî, Enbiyâ 8; Sahih-i Müslim, Fedâil 44 (168).]
Yine erkeğin üstün olması kadın’a karşı adaletsizlik yapacağımız anlamına gelmiyor. Bir erkek bir kadını öldürürse, bir erkeğin bir erkeği öldürmesi ile aynı cezayı alır. Nitekim Allah şöyle buyuruyor : Nisa 124. “Erkek olsun, kadın olsun her kim iman etmiş olarak dünya ve âhiret için yararlı iyi işler yaparsa işte onlar da cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”
Bir kişinin başka bir kişiden üstün olması, o kişinin hayatını daha kolay yapmaz. Peygamber efendimiz en üstün insan iken, herkes ona itaat etmeli iken, onun hayatı kolay değildi, çok fazla sorumluluğu vardı, hata yapmamalıydı, zulme uğradı vs ...
League of Legends oyunundan örnek vereyim. Mesela bot lane’de iki karakter oynuyor. Birisi ADC (AD fiziksel güç anlamına gelir. Carry ise inglizcede “taşımak” anlamına gelir, yani oyunu taşıyan karakterlerden biri), ikincisi ise support (destek). Support ADC’ye “itaat” etmeli, ona uymalı.
Şimdi supportun ADC’ye uyması onu “çöp veya oyunda değersiz bir karakter yapmaz”. Sadece ADC üstün olur, ama üstün olması onun aleyhinede olabilir çünkü eğer o kötü oynuyorsa genelde oyun kayıp ediliyor, veya her dakika için 10 minyon kesmeli, ki bu çok zor bir şey. Hiç minyon kaçırılmamalı, ölünmemeli (supportun ise farm kesme yükümlülüğü yok, çokça ölse bile oyun kazanılabilir) yani basitçe yükümlülüğü fazla.
Demek istiyorum ki, üstün olmak her zaman iyi bir şey değil, tam tersi zor bir şey. Başka bir örnek vereceksem, oda “jungler” yani “orman karakteri”. Bu karakter ormandaki canavarları kesiyor, ve takıma “gank” atmalı. “Gank” ise bir “lane” pusu kurmaktır. Karşı takımdaki oyuncuya baskı kurup onu öldürmektir. Şimdi bu karakter genelde çok güçlü oluyor, oyunların kazanma sebebinin başı bu karakter.
Eğer iyi “ganklar” atıyorsa genelde oyun kazanılıyor. Bu karakter evet öbürlerine göre üstün fakat yükümlülüğü çok büyük. Çok iyi oynamalı, haritaya çok dikkat etmeli. Gank atmak için doğru zamanı bilmeli, ormandaki canavarları “seri kesmeli” yani zaman kayıp etmemeli. Genelde oyun kayıp edilince bu karaktere sövülüyor. Buradanda üstün olmanın kişinin lehine olmadığını anlayabiliriz. Aynı şekilde İslam’da tüm yükümlülükler erkeğin omuzlarına bindirilmiştir.
Nitekim İslam’ı seçen Fransız düşünür Roger Garaudy (1913-2012) Kur’ân’da erkek çocuğunun payının kız çocuğunun payının iki misli olması ile ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “İslam toplumunda, ailenin ve anne babanın bakımı ile ilgili bütün yükümlülüklerin ve bugün adına “sosyal güvenlik” dediğimiz bütün hususların, kocanın omuzlarına bindirilmiş olduğu dikkate alındığında, mirasta erkek çocuğunun payının, kızınkinin iki katı olması gerekir.” [Roger Garaudy İvİG, trc. Cemal Aydın (İstanbul: Pınar Yayınları, 1991), 143.]
Basitçe İslam kadın’ın yükümlerini hafifletiyor, ona bir zorluk vermiyor. "Kadın beş vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, ırzını korur ve kocasına itaat ederse, cennet kapıları ona açıktır." [Buhârî, Miskat, II/202]
Basitçe kadın sadece bunları yaparak Cennete girebilecekken, bir erkek ise cihad yapmalı, cuma namazına gitmeli, kadının tüm ihtiyaçlarını karşılamalı, eğer karşılamıyorsa kadın boşamalı. Kadın’ın ev işlerini yapma zorunluluğuda yoktur, hizmetçi tutabilir ve bu hizmetçinin parasını erkek verir. Bir evi geçindirmek kolay bir şey değildir, ondan Allah bu yükü erkeğe vermiştir.
“Erkekler hakimdirler." cümlesindeki yüklem mübalağa sigasındadır. Devamlılık, sürekli şekilde olup gitme ifade etsin diye isim cümlesi şeklinde gelmiştir. Kadınların geçim ve ihtiyaçlarını sağlarlar, onları koruyup idare ederler, te'dip edip uygun olmayan şeylerden alıkorlar. "Kıvâme" kelimesi, erkeklerin ailenin reisi olduğu, ailenin ve evin işlerini yürütecekleri manasınadır. Batıl ve haksız şekilde kadınlara musallat olmaları, kelimenin gerektirdiği manadan değildir.” [Tefsirü’l-Münir, Nisa suresi, 34-35. ayet Tefsiri]
Denildiği gibi “kadın erkeğe itaat edecek olsa bile, erkek ona zarar veremez”. Mesela diyelim ki kadın kendini kötü hissediyor hava almak istiyor, veya mesela bir rahatsızlığı var ve doktora gitmek istiyor ama erkek buna izin vermiyor, bu kadına karşı kötü davranmaktır ama İslam bunu yasaklamıştır. “Kadınlara iyi muameleden başka bir hakkınız yoktur.” [Tirmizi, Tefsir Tevbe, 3087]
"Mü'minlerin iman bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır." [Tirmizi, Radâ`, 11; Ebu Dâvud, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh, 50]
“Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır." [Tirmizi, İman 6; Hanbel, 6/47-99]
Nisa 19. “Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek için evlenme ve boşanma konusunda- engel çıkarmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.“
Rum 21. "Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır." Ayetler ve hadislerde görülebileceği gibi erkek kadın’a iyi davranmalı.
Hatta Rum 21’de Allah “sevgi ve şefkat duyguları” diyerek “aşkı” kastetmiştir. Peki soru şu eğer itaat konusunda erkek kadın’a musallat olabiliyorsa, nasıl “aşk, sevgi” doğacak bu evlilikten ? “Hangi kadın, kocasının izni olmaksızın evinden çıkarsa, evine dönünceye, yahut kocası kendisinden razı oluncaya kadar Allah Teâlâ'nın gazabı içinde kalmış olur.” [Hatip, Muhtarul, s. 50.]
Şimdi düşünelim : Önünüzde eşiniz var, size dışarıya çıkma diyor, sizde çıkıyorsunuz. Bu nasıl bir evliliktir ? Bu nasıl bir aşk olabilir ? Eşiniz size çıkma dicek sizde çıkacaksınız, aslında bu ona terbiyesizliktir, onu önemsememektir. Bir erkek niye hanımının dışarıya çıkmamasını istesin ki ? Ya hanımı ile başbaşa kalmak istiyordur yada ona bir şey olmasından korkup izin vermiyordur, yoksa ayetlerin emrettiği gibi, kadınlara iyi davranan bir erkek niye izin vermesin ? “Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.” [Buhârî, Bed’u’l-halk 7; Müslim, Nikâh 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 40]
Bir kadın’ın hiçbir rahatsızlığı yoksa ve yatağa gelmemesi için hiçbir sebep yoksa kocası onu çağrırsa kadın gelmeli, ama bu Kadın’a zulüm değildir. Eğer erkeğe bu hak verilmese zinaya kayması büyük bir olasılıktır, herkes bilir ki erkeğin şehveti kadının kinden üstün bunu kolaylıkla görebiliriz. Bir erkek bir kadının dekoltesini görse bile zinaya kayabiliyorken hatta görmeyip sadece kadın biraz dar giyiyip göğüsleri belli olsa, erkek zina yapmak ister, fakat bu kadın için geçerli değil.
Birde erkek sadece kendini tatmin etmek için hanımının var olduğunu düşünmemeli çünkü Resulullah’ın belirttiğine göre erkeğin kadın’ı tatmin görevi vardır. “Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır. Peygamberimiz (asm), karısını düşünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip okşama olmadan cinsel ilişkiye geçilmemesini tavsiye etmiştir.” [Deylemî'den, Gazâlî, Ihyâ IV/52. Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu's-Sağîr (Fethu'I-Kadîr ile) VI/323)]
Ben şeyde demiyorum “karı-koca istişare etmemeli” çünkü bu şu ayete ters : Bakara 233. “Ana-baba aralarında istişare ederek ve anlaşarak (daha önce) sütten kesmek isterlerse ikisine de sorumluluk yoktur." Bu ayet “süt verme ile alakalı” fakat genel bir hüküm ifade eder, oda “istişare”.
Birde şu hadise bakalım : “Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindar kadındır. (yani yukarda verdiğim “kadın’ı cennete götüren şeyler ile alakalı hadis”) [Müslim, Radâ` 64. Ayrıca bk. Nesâî, Nikâh 15; İbni Mâce, Nikâh 5]
Şimdi şöyle bir şey var, ateistler diyorki “islam kadını aşağılıyor bu gerçek din olamaz” fakat bu hadisi gösterincede şunu diyorlar “bu hadis, kadınları kullanmak için var”. Bunun cevabı ise şöyledir : İslam’da kadın’ın kocasına itaat etmesi İslam’ın “hak din olmadığına kanıt değildir, bu sadece Allah’ın dilemesiyle istediği kişiye verdiği haktır”. İtaatkar bir kadın dinini bilir, İslam’ın hak olduğunu kanıtlar sonra “itaat eder” bunun yüzünden böyle bir itiraz saçmadır.
Son olarak şunu söylemek isterim : Ankebut 8. “Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Ama onlar, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onların sözüne uyma! Sonunda dönüşünüz yalnız bana olacaktır. İşte o zaman, vaktiyle yapmış olduğunuz her şeyi önünüze koyacağım.”
Bu ayete göre Anne-Baba’ya itaat edilmeli. Peki Anne ve Baba’ya itaat etmek kötü bir şey mi ? Yoksa onlara karşı gelmek edepsizlik, ahlaksızlık mı? Tabii’kide büyük bir nankörlük, bir terbiyesizliktir bu. Peki biz Anne-Baba’ya itaat etmemeyi kötü olarak görürken niye kocaya itaatı kötü görüyoruz ? İkisinin amacıda kötü bir şey yapmak değil. Birde Kuran’a baktığımızda Anne-Baba’ya karşı gelmemek çok daha üstün tutulmuş “koca-karı” itaatine göre.
Anne’ye itaat ise baba’ya itaatten üstündür, bunu şu hadisle görebiliriz : “Abdullah ibn Mes’ûd, Hz. Muhammed’e, kiminle beraber bulunması, kime hizmet etmesi gerektiğini sorunca Hz. Muhammed, üç kez “Annene” dedikten sonra, “Baban’a”, demiştir.” [Buhârî, Edeb: 2, VII/ 69; Müslim, Birr: 1]
Lokman 14. “Biz, insana, ana-babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. (Özellikle de anasını tasviye ederiz ki, o), kat kat zaafa düşerek ona hamile kalmış, emzirmesi de tam iki sene sürmüştür. Binaenaleyh; bana ve ana-babana şükret."
“Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, ″Büyük günahların en büyüklerinden size haber vereyim mi?″ buyurdular. Sahâbe-i Kirâm: ″Evet, Yâ Resûlallah!″ dediler. Bunun üzerine buyurdu ki: ″Allah’a ortak koşmak, anne ve babaya karşı gelmek.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, yaslanmış olduğu halde iken doğrulup oturdu ve sözüne şöyle devam etti: ″Yalancı şâhitlik ve yalan söylemek.″ Bu son sözü o kadar tekrarladı ki, ″Biz keşke sükût etse″ dedik.” [Sünen-i Tirmizî, Birr 4; Sahih-i Müslim, Birr 1; Sünen-i Ebû Dâvûd, Edeb 119.]
“Sâlim b. Abdullah (r.a) babasından naklederek şöyle demiştir. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki Allah kıyamet günü onların yüzüne bakmaz 1- Anne babasına isyan edenler ...” [Nesâî, Zekât, 69.]
“Abdullah bin Mesut (r.a.) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber’e: “Allâh’ın en çok beğendiği amel hangisidir?” diye sordum. “Vaktinde kılınan namazdır.” diye cevap verdi. “Sonra hangi ibâdet gelir?” dedim. “Anne ve babaya iyilik ve itaat etmek.” buyurdu. “Daha sonra hangisi gelir?” diye sordum. “Allah yolunda cihâd etmek.” buyurdu.” [Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1; Müslim, Îmân 137-139]
Bu ayet ile hadislerden Anne-Baba’ya itaatin kocaya itaatten üstün olduğu kolaylıkça görülüyor. Cihada gitmek için onların rızası alınmalı : “İbnu Amr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'den izin istedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): "Annen baban sağlar mı?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince: "Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap" buyurdu.” [Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 6]
“Ashâb-ı Kirâm’dan bir zât, Yemen’den hicret ederek Medîne-i Münevvere’ye Efendimiz’in huzûruna gelmiş ve cihâda katılmak üzere ondan izin istemişti. Allah Resûlü ile aralarında şöyle bir konuşma geçti: Yemen’de kimsen var mı?” - “Anam-babam var, yâ Rasûlallâh!” - “Onlar sana izin verdiler mi?” - “Hayır, vermediler.” - “Haydi Yemen’e git; onlardan izin iste! İzin verirlerse gel, cihâd et! Vermezlerse, anneni-babanı memnun etmeye çalış!” [Ebû Dâvûd, Cihâd, 31/2530]
Basitçe itaat konusu kötü bir şey değil. Tam tersi iyi bir şey, bir anne olmak kolay değil. Evet belki ben Annem’in her dediğimi yapmak zorundayım fakat onun yerinde olmak istermiyim diye sorarsanız hayır diyorum. Aynı şekilde, erkek olup hanımına bakmak kolay bir yükümlülük değil. Kadın belki itaat ediyor ama erkeğin çok büyük bir hakkı var diye bu böyle.