
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
@mert-cem tamam kardeşim ben müşriğim size hayırlı geceler.
Ben size müşrik demedim, müşriklerin yaptığını yapıyorsunuz dedim.
Amacım kimseyi kırmak da değildi, yanlış saydığınız hadisten ötürü sorumlu olma ihtimaliniz var diyorum, bu bir öğüttür.
Şöyle düşününün:
Cennette Arapça konuşulacak diye bir hadis var ve siz bunu uydurma, yalan görüyorsunuz ama Kuran ayetinde de belirtiği gibi sizin bu konu hakkında bir bilginiz yok.
Necm 28:
Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan "gerçekten" yana hiçbir değer taşımaz.
Bilgimiz olmayan konularda konuşmanın iyi olmadığını ben değil, Allah söylüyor.
Ben kimseyi kırmak veya "bak ben doğru biliyorum." gibi bir iddia ortaya atmak için yazmadım, farkında olmadan günaha girme ihtimalinize karşı sizi uyardım ve onu da bu ayete dayandırdım:
İsra 36:
Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Kuşkusuz kulak, göz ve fuad bunların hepsi ondan sorumludur.
Hayırlı geceler.
"Yasin 78: Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor."
Delilin nedir? Ön yargılı değilim işte, bak hala aynısını yapıyorsun...
Eğer yanlış saydığın hadis, Allah katındaysa bu yalanlamandan ötürü yargılanmayacağının delilini göster lütfen bana.
Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız
Bence geçerli ve yeterli bir delil.
Kuran okuyanlar, son yazdığımdan açık bir şekilde anımsadı ki müşriklerin asılsızca yaptığını yapıyorsunuz, alın size sorumlu olacağınız kitaptan delil:
Necm 28:
Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan "gerçekten" yana hiçbir değer taşımaz.
Ben müşriklerin yaptığını yapıyormuşum öyle mi?
Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
yanlış saydığınız hadisten ötürü sorumlu olma ihtimaliniz var diyorum, bu bir öğüttür.
Seviyeli bir şekilde konuştuğumuz için ben de sizin nerede hata yaptığınızı söyleyeyim müsadenizle. Şimdi siz diyorsunuz ki bir hadisin mütaşbih anlamı varsa ve o hadisi kabul etmezseniz günahkar veya sorumlu olursunuz. Oysa kaçırdığınız nokta şu ki, hadisi kabul etmeyen adam hangi manasını kabul etmediğini söylüyor yani başka bir müteşabih manayı kabul etmediğini söylemiyor. Örneğin;
"Peygamberimiz haşa Hz Zeynebi evinde görmüş ve demiş ki "kalpleri evirip çeviren Allahım". Bunun üzerine Zeyd: “Onu senin için boşayayım ya Rasulallah” dedi."
Şimdi bu hadisi reddeden insan zahiri manasıyla reddediyor, hadisin altında müteşabih bir mana varsa o manayı reddetmiyor ki. Zahiri manasıyla Peygamberin zaten halasının kızı olan Zeynep'i yeni görüp beğenmeyeceğiniz düşünüyor, zaten onu kendi elleriyle Zeyd ile evlendirenin kendisi olduğunu düşünüyor, istese başta kendi evleneceğini düşünüyor, sonra da diyor ki Peygamber böyle bir şey demez. Evet hadisin zahiri manası çok bozuk ve bu zahiri manayı inkar etmek asla kimseye zarar vermez. Sen diyorsun ki bu gibi hadislerin altında başka müteşabih bir mana olabilir. Tamam varsa da zaten kimse farklı bir manayı reddetmedi, zahiri manasını reddetti ve Peygamber hakkında sui zan oluşmasını engelledi. Bu suç ve günah olabilir mi? Tabiki olmaz. Aksine böyle akla, mantığa sığmayacak olayları belki altında müteşabih mana vardır diye zahiri manasını da sahiplenip insanların dini reddetmesine göz yummak ve zemin hazırlamak bizi sorumlu kılacaktır.
Bir hadisi reddeden zahiri manası için reddedebilir, veya bir hadisin doğru olup olmadığına emin olmasa da zahiri manasının doğru olduğunu kabul da edebiliriz. mesela ben geçen gün münafığın alametleri hadisini paylaştım ve dedim ki sahih olup olmadığını veya orjinalinde hangi kelimelerin kullanıldığını Allah bilir ama manası itibariyle bu hadis çok doğru ve ilham verici.
Yani kısaca, bir hadisin zahiri manasını, İslam'a, edebe, Peygamberliğe, akla veya bilimsel kanıtlanmış gerçekliğe aykırı olduğu için reddenler o hadisin sadece zahiri manasını reddediyorlar. Yarın sen hadisin altında farklı bir mana olduğunu gösterirsen elbetteki o manayı yeniden değerlendirebilirler. Fakat ilk anlaşılan manayı reddetmede sorun yok, çünkü müteşabih ise zaten ilk mana demek ki doğru değil ve reddedilmeli. yani o hadisin ilk manası her halükarda reddedilmeli.
Müteşabih ihtimali var diye hiçbir hadise dokundurtmama olayı da muhaddislerde yoktu. Muhaddisler eleme yaparlardı. Müteşabih olma ihtimali var diye her hadisi de sahiplenmenin sakıncası, İslam'ın üzerine hak etmediği yükleri bindirmek olacaktır.
Yine bu müteşabihlik konusunda Kuran ile hadisleri kıyaslaman da diğer bir hatan. Çünkü Kuran'ın değiştirilmediğini biliyoruz. Kelime kelime korunmuş bir söz. Allah içinde müteşabih ayetler olduğunu da bildirmiş. Şimdi Kuran'da bu özellikler var diye hadisleri Kuran ile bir tutarsan yanlış metod ile yine İslam'a yazık edersin. Her kelimesi peygamberin ağzından çıkan ve Allah'ın sözleri olan elimizdeki şüphe götürmeyen Kuran'ı, tarih boyunca birçok uydurma hadislerin karıştığı ve hemen hemen hiçbir hadisin de orjinal kelimeleriyle kaydedilmesinin mümkün olmadığı hadis külliyatlarıyla bir tutarsın? Birinden şüphelenmekle diğerinden şüphelenmek aynı şey olur mu hiç? Birinden şüphelenmek insanı dinden çıkarır, ötekinden şüphelenmek ise muhaddislerin sünnetidir ve doğru olan da budur zaten. Bu yüzden diyorum ki bu konuda istikameti koruyun. Aşırı fanatikleşmekten kaçının. fanatizmin tek gözü kördür ve olayı bu şekilde her yönüyle düşünüp anlayamaz.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Bence orta yol kişinin fikirlerinde değil, toplumla iletişiminde olmalı. Yani biri genel olarak hadisleri kabul eden bir kişi olabilir. Ama her fikre saygısı varsa ve sadece kendi fikrini doğru saymıyorsa bu orta yoldadır.
“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
(Kehf 23-24)
yanlış saydığınız hadisten ötürü sorumlu olma ihtimaliniz var diyorum, bu bir öğüttür.
Seviyeli bir şekilde konuştuğumuz için ben de sizin nerede hata yaptığınızı söyleyeyim müsadenizle. Şimdi siz diyorsunuz ki bir hadisin mütaşbih anlamı varsa ve o hadisi kabul etmezseniz günahkar veya sorumlu olursunuz. Oysa kaçırdığınız nokta şu ki, hadisi kabul etmeyen adam hangi manasını kabul etmediğini söylüyor yani başka bir müteşabih manayı kabul etmediğini söylemiyor. Örneğin;
"Peygamberimiz haşa Hz Zeynebi evinde görmüş ve demiş ki "kalpleri evirip çeviren Allahım". Bunun üzerine Zeyd: “Onu senin için boşayayım ya Rasulallah” dedi."
Şimdi bu hadisi reddeden insan zahiri manasıyla reddediyor, hadisin altında müteşabih bir mana varsa o manayı reddetmiyor ki. Zahiri manasıyla Peygamberin zaten halasının kızı olan Zeynep'i yeni görüp beğenmeyeceğiniz düşünüyor, zaten onu kendi elleriyle Zeyd ile evlendirenin kendisi olduğunu düşünüyor, istese başta kendi evleneceğini düşünüyor, sonra da diyor ki Peygamber böyle bir şey demez. Evet hadisin zahiri manası çok bozuk ve bu zahiri manayı inkar etmek asla kimseye zarar vermez. Sen diyorsun ki bu gibi hadislerin altında başka müteşabih bir mana olabilir. Tamam varsa da zaten kimse farklı bir manayı reddetmedi, zahiri manasını reddetti ve Peygamber hakkında sui zan oluşmasını engelledi. Bu suç ve günah olabilir mi? Tabiki olmaz. Aksine böyle akla, mantığa sığmayacak olayları belki altında müteşabih mana vardır diye zahiri manasını da sahiplenip insanların dini reddetmesine göz yummak ve zemin hazırlamak bizi sorumlu kılacaktır.
Bir hadisi reddeden zahiri manası için reddedebilir, veya bir hadisin doğru olup olmadığına emin olmasa da zahiri manasının doğru olduğunu kabul da edebiliriz. mesela ben geçen gün münafığın alametleri hadisini paylaştım ve dedim ki sahih olup olmadığını veya orjinalinde hangi kelimelerin kullanıldığını Allah bilir ama manası itibariyle bu hadis çok doğru ve ilham verici.
Yani kısaca, bir hadisin zahiri manasını, İslam'a, edebe, Peygamberliğe, akla veya bilimsel kanıtlanmış gerçekliğe aykırı olduğu için reddenler o hadisin sadece zahiri manasını reddediyorlar. Yarın sen hadisin altında farklı bir mana olduğunu gösterirsen elbetteki o manayı yeniden değerlendirebilirler. Fakat ilk anlaşılan manayı reddetmede sorun yok, çünkü müteşabih ise zaten ilk mana demek ki doğru değil ve reddedilmeli. yani o hadisin ilk manası her halükarda reddedilmeli.
Müteşabih ihtimali var diye hiçbir hadise dokundurtmama olayı da muhaddislerde yoktu. Muhaddisler eleme yaparlardı. Müteşabih olma ihtimali var diye her hadisi de sahiplenmenin sakıncası, İslam'ın üzerine hak etmediği yükleri bindirmek olacaktır.
Yine bu müteşabihlik konusunda Kuran ile hadisleri kıyaslaman da diğer bir hatan. Çünkü Kuran'ın değiştirilmediğini biliyoruz. Kelime kelime korunmuş bir söz. Allah içinde müteşabih ayetler olduğunu da bildirmiş. Şimdi Kuran'da bu özellikler var diye hadisleri Kuran ile bir tutarsan yanlış metod ile yine İslam'a yazık edersin. Her kelimesi peygamberin ağzından çıkan ve Allah'ın sözleri olan elimizdeki şüphe götürmeyen Kuran'ı, tarih boyunca birçok uydurma hadislerin karıştığı ve hemen hemen hiçbir hadisin de orjinal kelimeleriyle kaydedilmesinin mümkün olmadığı hadis külliyatlarıyla bir tutarsın? Birinden şüphelenmekle diğerinden şüphelenmek aynı şey olur mu hiç? Birinden şüphelenmek insanı dinden çıkarır, ötekinden şüphelenmek ise muhaddislerin sünnetidir ve doğru olan da budur zaten. Bu yüzden diyorum ki bu konuda istikameti koruyun. Aşırı fanatikleşmekten kaçının. fanatizmin tek gözü kördür ve olayı bu şekilde her yönüyle düşünüp anlayamaz.
Sizin burada anlattığınız şeye katılıyorum ama cennette Arapça konuşma hadisi gerçek bir anlama sahip değil mi?
Yani ben ve siz aynı düşünüyoruz. Ek olarak Kuran ve hadisi bir tutmadım, demek istediğim daha iyi anlaşılsın diye 2 ayetten örnek verdim yoksa tabii ki Kuran ve hadis aynı olamaz.
Ama @drobooss dostum ile bir konuyu oturtamadık.
Delilin nedir? Ön yargılı değilim işte, bak hala aynısını yapıyorsun...
Eğer yanlış saydığın hadis, Allah katındaysa bu yalanlamandan ötürü yargılanmayacağının delilini göster lütfen bana.
Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız
Bence geçerli ve yeterli bir delil.
Size güzel bir örnekle açıklamak istiyorum:
Necm 27:
Seviyeli bir şekilde konuştuğumuz için ben de sizin nerede hata yaptığınızı söyleyeyim müsadenizle. Şimdi siz diyorsunuz ki bir hadisin mütaşbih anlamı varsa ve o hadisi kabul etmezseniz günahkar veya sorumlu olursunuz. Oysa kaçırdığınız nokta şu ki, hadisi kabul etmeyen adam hangi manasını kabul etmediğini söylüyor yani başka bir müteşabih manayı kabul etmediğini söylemiyor.
Sizin bu dediğinize katılıyorum ama cennette Arapça konuşulması hadisi gerçek manada değil mi? Yani benim söz konu hadis hakkındaki görüşüm şöyle:
Peygamber böyle dediyse cennette Arapça konuşulur, demediyse konuşulmaz.
Ama dostum @drobooss şöyle diyor:
Bu hadis uydurma, cennette Arapça konuşma ile ilgili hadis uydurmuşlar.
Müşriklerin yaptığını yapıyorsunuz deme nedenim bundandı, Necm 28 ayetinin hemen öncesinde de müşrikler meleklere kız ismi takmayı gayet normal görmüşlerdi ama Kuran ayetinden onların durumuna bir bakın:
Necm 27:
"Yasin 78: Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor."
Sizin mantığınıza göre müşrikler de sorumlu tutulmayacaktı ama gördüğünüz gibi ahirete inanmayanlar böyle yapıyor, diyor Kuran...
Bu verdiğin ayetin de hiç iyi bir örnek olmadığını anlatacağım müsaadenle. Burada sırf bilmedikleri bir şey hakkında tahmin yürütüyorlar diye cezalandırılacaklarını anlatmak istemiyor. Eğer öyle olsaydı bütün müfessirlerin cayır cayır yanması gerekirdi. Hatta tüm müslümanların. Çünkü bilmediğimiz o kadar çok şey var ki ve onlar hakkında en çok tahmin yürütenler müfessirlerdir. Tüm müslümanlar da yapar bunu. Örneğin kimine göre Cennet'te cima vardır kimine göre yoktur. Şimdi haksız olan kişiyi Allah cezalandıracak mı? Daha bunun gibi bilmediğimiz konularda insanlar olarak tahminler yapmamız fıtratımızın bir gereği. Yani ayetteki müşriklere öyle söylenmesi yanlış tutturduklarından değil, doğrusu Kuran ile nazil olduktan sonra hâlâ o konuda kendi bildiklerini okumaları ve diretmeleri diye tahmin ediyorum.
Yani senin bu örneğin de hiç iyi bir örnek değildi. Konuyu iyice anlaşılmaz yapan bir önek. Tezini desteklemek için yanlış yorumluyorsun ama yorumun seni dahil herkesi zan altına sokacak bir yorum.
Bir de şunu hatırlaman gerekiyor. İnsanlar bir hadisi reddettiğinde o hadisin Peygamberden duymadıkları ve hadisler de değiştiğini bildikleri için reddediyorlar. Yoksa Peygamberin sözü diye reddetmiyorlar. Hata yapsalar bile bu konuda sorumlu olmazlar, çünkü Peygamber zamanında yazılmış, güvenilir temiz, sorumlu tutulacağımız söylenmiş olan hadis kaynakları yok elimizde. Kuran'ın ayetini kabul etmemek ile hadisi kabul etmek aynı şeyler değil. Hadisi kabul etmemeyi tüm muhaddisler yapmıştır. Birinin sahih dediğine diğeri uydurma demiş. Yani tekrar ediyorum hadisler konusunda Kuran gibi davranmayın. Aynı örnekleri vererek karşılaştırmalar yapmayın. İkisi karşılaştırılamaz.
Arapça meselesine gelirsek, ben de Cennet'te Arapça konuşulacağına ihtimal veremiyorum. Çünkü Dünya dilleri çok dinamik. Dünün Arapçası ile bugünün Arapçası aynı değil. Yarının Arapçası da farklı olacak. Diller sürekli evrimleşiyor.
Ayrıca Allah ayetlerin Arapça olarak kolaylaştırıldığını yazıyor. Demek ki göklerde tüm melekler Arapça konuşuyor, her şey Arapça yazılı diye bir şey yok. Son Peygamber Türk olsaydı bu sefer de göklerde tüm melekler Türkçe konuşuyor, Cennet'te Türkçe konuşulacak diye tahmin edecektik. Bu hadis doğrumu bilmiyorum ama kesinlikle sizin anladığınız anlamda bir doğruluğu yok. Doğruysa şu anlamda doğru olabilir. Yani yeniden dirildiğimizde aynı beyin ve hafıza ve DNA ile dirileceğimiz için herkes kendi dilini konuşması ve o şekilde hesap vermesi olabilir. Fakat Kuran'da o gün diller konuşmaz eller ve ayaklar ve deriler konuşur diyor. Yani bunu açıklamıştım. İnsanların tüm yaptıkları DNA'ya epigenetik olarak işaretlenir ve Allah onları çözer, onlar her şeyi anlatmış olur. Yani mahşerde de konuşma olacağını sanmıyorum. Kuran da bunu söylüyor zaten.
Cennet'te ise Dünya'daki gibi üç boyutlu bedenler olmayacak. verilen nimetleri görünce "Bunlar tıpkı önceki yediklerimize benzer" demeleri de bundan dolayıdır. Yani bu Dünya bedeninde bile olmayacağız. Bu Dünya dilinin üstelik sürekli değişen bir dilin oraya taşınması bana da gerçek gelmiyor. Ya dinleyenler Peygamberi tam anlayamadı, ya aktarma zincirinde birileri yanlış anlayıp anladığı şekilde aktardır. Ya da Peygamber büyük bir gerçekliğin çok küçük bir ucundan haber verdi. Örneğin mahşerde herkesin kendi dilini konuşacak olması gibi. Fakat dediğim gibi Kuran'a baktığımda bu ihtimal bile zor.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
Sizin mantığınıza göre müşrikler de sorumlu tutulmayacaktı ama gördüğünüz gibi ahirete inanmayanlar böyle yapıyor, diyor Kuran...
Bu verdiğin ayetin de hiç iyi bir örnek olmadığını anlatacağım müsaadenle. Burada sırf bilmedikleri bir şey hakkında tahmin yürütüyorlar diye cezalandırılacaklarını anlatmak istemiyor. Eğer öyle olsaydı bütün müfessirlerin cayır cayır yanması gerekirdi. Hatta tüm müslümanların. Çünkü bilmediğimiz o kadar çok şey var ki ve onlar hakkında en çok tahmin yürütenler müfessirlerdir. Tüm müslümanlar da yapar bunu. Örneğin kimine göre Cennet'te cima vardır kimine göre yoktur. Şimdi haksız olan kişiyi Allah cezalandıracak mı? Daha bunun gibi bilmediğimiz konularda insanlar olarak tahminler yapmamız fıtratımızın bir gereği. Yani ayetteki müşriklere öyle söylenmesi yanlış tutturduklarından değil, doğrusu Kuran ile nazil olduktan sonra hâlâ o konuda kendi bildiklerini okumaları ve diretmeleri diye tahmin ediyorum.
Yani senin bu örneğin de hiç iyi bir örnek değildi. Konuyu iyice anlaşılmaz yapan bir önek. Tezini desteklemek için yanlış yorumluyorsun ama yorumun seni dahil herkesi zan altına sokacak bir yorum.
Bir de şunu hatırlaman gerekiyor. İnsanlar bir hadisi reddettiğinde o hadisin Peygamberden duymadıkları ve hadisler de değiştiğini bildikleri için reddediyorlar. Yoksa Peygamberin sözü diye reddetmiyorlar. Hata yapsalar bile bu konuda sorumlu olmazlar, çünkü Peygamber zamanında yazılmış, güvenilir temiz, sorumlu tutulacağımız söylenmiş olan hadis kaynakları yok elimizde. Kuran'ın ayetini kabul etmemek ile hadisi kabul etmek aynı şeyler değil. Hadisi kabul etmemeyi tüm muhaddisler yapmıştır. Birinin sahih dediğine diğeri uydurma demiş. Yani tekrar ediyorum hadisler konusunda Kuran gibi davranmayın. Aynı örnekleri vererek karşılaştırmalar yapmayın. İkisi karşılaştırılamaz.
Arapça meselesine gelirsek, ben de Cennet'te Arapça konuşulacağına ihtimal veremiyorum. Çünkü Dünya dilleri çok dinamik. Dünün Arapçası ile bugünün Arapçası aynı değil. Yarının Arapçası da farklı olacak. Diller sürekli evrimleşiyor.
Ayrıca Allah ayetlerin Arapça olarak kolaylaştırıldığını yazıyor. Demek ki göklerde tüm melekler Arapça konuşuyor, her şey Arapça yazılı diye bir şey yok. Son Peygamber Türk olsaydı bu sefer de göklerde tüm melekler Türkçe konuşuyor, Cennet'te Türkçe konuşulacak diye tahmin edecektik. Bu hadis doğrumu bilmiyorum ama kesinlikle sizin anladığınız anlamda bir doğruluğu yok. Doğruysa şu anlamda doğru olabilir. Yani yeniden dirildiğimizde aynı beyin ve hafıza ve DNA ile dirileceğimiz için herkes kendi dilini konuşması ve o şekilde hesap vermesi olabilir. Fakat Kuran'da o gün diller konuşmaz eller ve ayaklar ve deriler konuşur diyor. Yani bunu açıklamıştım. İnsanların tüm yaptıkları DNA'ya epigenetik olarak işaretlenir ve Allah onları çözer, onlar her şeyi anlatmış olur. Yani mahşerde de konuşma olacağını sanmıyorum. Kuran da bunu söylüyor zaten.
Cennet'te ise Dünya'daki gibi üç boyutlu bedenler olmayacak. verilen nimetleri görünce "Bunlar tıpkı önceki yediklerimize benzer" demeleri de bundan dolayıdır. Yani bu Dünya bedeninde bile olmayacağız. Bu Dünya dilinin üstelik sürekli değişen bir dilin oraya taşınması bana da gerçek gelmiyor. Ya dinleyenler Peygamberi tam anlayamadı, ya aktarma zincirinde birileri yanlış anlayıp anladığı şekilde aktardır. Ya da Peygamber büyük bir gerçekliğin çok küçük bir ucundan haber verdi. Örneğin mahşerde herkesin kendi dilini konuşacak olması gibi. Fakat dediğim gibi Kuran'a baktığımda bu ihtimal bile zor.
Benim, böyle imani bile olmayan bir konuda şahsi görüşümü bildirmemin, bu kadar lastik gibi uzayacağını, konunun ahirete bile inanmıyor olan müşriklerin yaptığına benzetileceğini, oralardan buralara çekileceğini doğrusu tahmin bile etmezdim. Ki yazdığım yorumumda düşünce yapımı falan detaylıca anlatmış olmama rağmen bana kendi düşüncelerinin dayatılmak istenmesi ve her fırsatta hadis tartışması yapılması beni yoruyor.
Böyle tali konularda uzlaşmak zorunda değiliz ANA yollarda birleşip birbirimizi yıpratmayalım olur mu kardeşim?
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
Bu arada cennet dilinin Arapça olduğunu söyleyen hadisin senedi çok zayıf.
“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
(Kehf 23-24)
Bu arada cennet dilinin Arapça olduğunu söyleyen hadisin senedi çok zayıf.
Mesele spesifik bir hadis değil, örnek bir hadis üzerinden tartışma yaptık.
Böyle tali konularda uzlaşmak zorunda değiliz ANA yollarda birleşip birbirimizi yıpratmayalım olur mu kardeşim?
Aynen, bu konunun üzerinde yeterince durduk diye düşünüyorum, daha fazla konuşmaya bence de gerek yok. Ben sadece hadis, Kuran gibi olmasa da yorumlarda dikkatli olmamız gerektiğini belirttim.
"Yasin 78: Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor."