
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
İnsan karakterinde çok az rastlanan vasıflardan biri düşmanını affetmesidir. Hz. Peygamber (sav) bu vasfı da en güzel şekilde taşımaktaydı. Kişinin kendisine kötülük yapandan intikamını alması haktır; fakat ahlâkî açıdan bakılacak olursa bu hakkın sonuna kadar kullanılması, olaya merhamet penceresinden yaklaşılmaması hoş bir davranış değildir. Bütün râvîlerin ifadesine göre Hz. Peygamber (sav), hiçbir vakit şahsına yapılan kötülüklerden dolayı intikam alma peşinde koşmamıştır.
Hz. Hamza'nın karnını deşip ciğerini parçalayan Hind, Peygamber'in yanına yüzü örtülü gelerek İslam'ı kabul etmiş ve affını sağlamak istemiş. Hz. Peygamber onu tanımış, fakat tanıdığını belli etmemişti. Hz. Peygamber'in bu tavrı Hind'e o derece tesir etmişti ki Hind, "Bugüne kadar en nefret ettiğim çadır senin çadırındı. Fakat bugün senin çadırından daha sevimli çadır görmüyorum." demişti.
İslam düşmanı Ebu Cehil'in oğlu İkrime, İslam'ı kabul etmeden önce babası gibi Hz. Peygamber'in en azılı düşmanlarından biriydi. O da Mekke'nin fethiyle Yemen'e firar etmişti. İkrime'nin zevcesi Müslümanlığı kabul etmiş, İkrime'yi takip etmiş ve onu bulup Hz. Peygamber'in huzuruna götürmüştü. Hz. Peygamber (sav) onu gördüğüne sevinmiş, onu karşılamış ve İkrime de Müslümanlığı kabul etmişti.
Hebbâr b. Esved Bedir Savaşı'ndan bir ay kadar sonra Mekke'den Medine'ye hicret etmekte olan Peygamberimiz'in kızı Zeynep'i rahatsız ederek devesinden düşürmüş, hamile olan Zeynep'in çocuğunu düşürmesine sebep olmuştu. Bu olaydan sonra hakkında ölüm emri çıkarılan Hebbâr yıllarca ele geçirilememiş ancak Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber'in (sav) huzuruna gelerek, "İran'a kaçacaktım ama senin lütuf ve keremin, merhamet ve affın beni engelledi. Suçumu itiraf ediyorum. Ben Müslüman olmaya karar verdim." demiş ve kelime-i şehadet getirerek İslamiyet'i seçmişti. Hz. Peygamber (sav) Esved'i de bağışlamıştı.
Hz. Peygamberin bütün savaşları Ebû Süfyan'ın ne derece korkunç bir İslam düşmanı olduğunu gösterir. Müslümanların, gayrimüslimlerle olan savaşları, Süfyan tarafından hazırlanmıştı. Mekke'nin fethi sırasında Ebû Süfyan Müslümanlar tarafından esir alınmış ve Hz. Abbas'ın eliyle Hz. Peygamber'in huzuruna getirilmiş, Hz. Peygamber (sav) de Ebû Süfyan'ı kabul etmişti. Hz. Ömer onu öldürmek niyetindeydi fakat Hz. Peygamber (sav) Ömer'i engellemiş, bununla da kalmayarak Ebû Süfyan'ın evini insanların sığınabilecekleri "güven evi" olarak ilan etmişti. Peygamber'in bu tavrı tarihte eşine çok az rastlanan bir tavırdır.
Her kabilenin İslam'a boyun eğdiği bir ortamda Müseylimetü'l-Kezzab'ı yetiştiren Hanîfeoğulları, Müslümanlara karşı gelmek istemiş fakat kabilenin reisi Sümâme Müslümanların eline düşmüş ve mescide bağlanmıştı. Hz Peygamber (sav) mescide geldiği zaman ona bakmış, "Benden ne bekliyorsun?" diye sormuş, Sümâme de şöyle demişti:
"Muhammed! Beni öldürecek olursan ölümü hak etmiş birini öldürmüş olursun! Fakat beni bağışlarsan ağır bir minnetin altına girmiş olurum. Fidye şartını öne sürüyorsan istediğin kadar fidye vermeye hazırım!"
Hz. Peygamber düşünmüş, ertesi gün ve üçüncü gün de aynı soruları sormuş, aynı cevapları almıştı. Üçüncü günün sonunda onun serbest bırakılmasını emretmişti. Sümâme camiden çıkmış, bir ağacın arkasında yıkanmış, sonra dönüp Hz. Peygamber'e şu sözleri söylemişti:
"Ya Resulullah! Dünyada en çok nefret ettiğim adam sendin fakat bugün en sevdiğim adam sensin! Eskiden en hoşlanmadığım din senin dinindi. Fakat şimdi canımdan fazla sevdiğim din, senin dinindir. Eskiden hiç görmek istemediğim şehir bu şehirdi. Bugün ise içinden ayrılmak istemediğim şehir bu şehirdir !..."
İslam tarihçilerinin anlattığına göre Hz. Peygamber (sav), hiçbir zaman kimseden intikam almamıştır. Sahîh-i Buhârî ve Müslim'de ifade edildiği şekliyle, Hz. Peygamber (sav) şahsına karşı yapılan kötülüğün intikamını almaz, ancak ilahî emirlere karşı gelinirse onu da cezasız bırakmazdı.
Hz. Peygamber (sav) Tâifliler tarafından kendisine yapılan saygısızlığa çok üzülmüştür. Hatta bu kötü davranışın (Hz. Peygamber'i taşlayarak kan içinde bırakmaları) onda bıraktığı tesir, Uhud yenilgisinin bıraktığı tesirden daha fazladır. Buna rağmen on sene sonra Tâif kuşatması sırasında Tâifliler Müslümanlarla savaşırken Hz. Peygamber (sav) şu şekilde dua etmişti:
"Allah'ım! Tâif'i nurlandır ve Müslümanlığa kat!"
Dünyada merhametin bundan daha güzel bir örneğine rastlamak mümkün değildir. Neticede Hz. Peygamber'in duası kabul olmuş, Tâif liderleri Müslümanlığı kabul etmiş ve Allah'ın dinine boyun eğmişlerdi. Hicretin dokuzuncu yılında Tâiflilerin heyeti Hz. Peygamber'i ziyaret ettiği zaman, Hz. Peygamber (sav) onları camide misafir etmiş ve onlara saygı göstermişti.
Kureyş Hz. Peygamber'e her türlü hakarette bulunmuş, onunla alay etmiş, onu ölümle tehdit etmiş, onun yoluna dikenler sermiş, üzerine pislik atmış, boynuna kement atarak sürüklemiş, ona büyücü, sihirbaz, şair demişti. Buna rağmen Hz. Peygamber (sav) onlara kızmamıştı. Peygamberimiz Zülmecaz panayırında insanları aydınlatmaya çalışırken onu dinleyen bir adam diyor ki: "Muhammed Allah'ın bir olduğunu, O'na inananların kurtulacaklarını söylüyordu. Ebû Cehil ise onun üzerine toprak atıyor, 'İnanmayın şuna! Sizi Lat ve Uzza'dan vazgeçmeye çağırıyor!' diyordu. Fakat Hz. Peygamber bütün bu tahrik edici tavırlara rağmen bir kere dönüp de Ebû Cehil'in yüzüne bakmamıştı."
...
Kaynak: Mevlânâ Şibli, Muhammedî (SAV) Ahlâk
Gerçekten ben hayret ediyorum nasıl bir insan bu kadar affedici olabilir diye. Affetmek gerçekten çok zordur. Düşünsenize birçok sevdiğin kişi vahşice öldürülmüş ve sen o kişileri affediyorsun. Ben şahsen bu kadar affedici olamazdım. Aslında sadece ben değil kimse olamaz. Peygamberimizin şefkati o kadar yüce ki herkesi tüm insanları kucaklamış. Sevgi ,şefkat, tevazu, merhamet, af hepsi bir insanda nasıl böyle en üst seviyedeymiş?
Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM
@drobooss Böyle bir şeyin benzeri ne insanlar arasında ne de peygamberler arasında bulunabilir. Peygamberlerin de en çok sıkıntı çekeni Efendimizdi. Verdiği cevaplar da bir o kadar insanüstüydü. Bu yüzden Rabbimiz kitabında Ona "وَمَاۤ اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ" demiştir.