
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
İddia: Hac 16. "İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir."
Kuran bu ayete göre apaçık ama siz Kur’an’ı tefsir ediyorsunuz. Hani apaçıktı?
Cevap: İlk başta tefsir nedir ona bir bakalım. Tefsir, Kur’an’dan çıkarttığımız her şeydir, her manadır. Sunulan iddiaya geçeceksek, buna pek çok farklı şekilde cevap verebiliriz.
İlk sorum şu olacaktır: Kur'an’ın tefsire ihtiyacı yoktur, tefsir edilemez görüşü Kur'an’dan çıkarıldı ise bu bir tefsirdir. Kur'an’dan çıkarılmadı ise Kur'an’ın hiçbir şeye ihtiyacı yokken neden onu ''Kur'an’ın tefsire ihtiyacı yok'' sözü ile desteklemeye ya da açıklamaya çalışıyoruz? Sonuçta ayette “Kur’an tefsir edilemez” yazılmıyor. Kur’an‘un apaçık olmasından bu manayı çıkartıyoruz yani bu apaçık bir tefsirdir.
İkinci sorum şu olacaktır: Matematik açık bir ilim midir? Herkes evet cevabını verecektir. Fakat ben buraya ikinci sınıfta olan bir çocuğu çağırsam, ona trigonometriyi sorsam, ne olduğunu, nasıl işlendiğini bilmeyecektir. Yani anlamayacaktır. Bu ne demektir? Bir şeyin açık olması, onun herkes tarafından anlaşılacağı anlamına gelmez. Bunu on ikinci sınıfa giden öğrenci veya bir hoca anlar. Yani bu bilene açıktır. Arapça bilmeyen birinin Kur’an okuyunca o ayeti anlamıyacağını Peygamber bilmiyor muydu? Biliyordu, hatta bu konuda ayet bile var. [Fussilet 44]
Üçüncü olarak, Kur’an’da hangi ayet Kur’an herkes tarafından yüzde yüz anlaşılacak diyor? Böyle bir ayeti kim sunabilir? Kur’an’a baktığımızda biz tam tersi ile karşılaşıyoruz. Mesela Allah bir ayette şöyle buyuruyor: Hûd 118. “Rabbin dileseydi insanları bir tek ümmet haline getirirdi, fakat onlar, aykırılığa düşmekten bir türlü kurtulamazlar.”
Allah bu ayette insanlar arası her konuda ihtilaf olacağını bildiriyor. Yani Kur’an zaten insanların farklı yorumlayacağını bildiriyor. Kuran’da "müteşabih ayet" diye bir kavram söz konusudur: Ali İmran 7. "Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar."
Zümer 23. “Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir.” Ali İmran 7 zikrettiğim ayet tipinin hangileri olduğunu açıklıyor. Bu ayetleri inkarcılar fitne çıkartmak için kullanıyorlar. Bunun anlamını sadece "Allah ve ilimde derinleşenler bilir". Eğer Kur’an’da inkarcıların fitne vermesi için ayetleri yanlış tevil ettikleri yazıyorsa bu demek oluyor ki Kur’an tefsir edilebilir, çünkü ilk başta dediğim gibi, tefsir, Kur’an’dan anladığımız her hangi bir şeydir. Daha önce demiştim ki “anlayan için apaçıktır.”
Bu ayet ise bunu doğrulamakta. Derin düşünenler için ayetler apaçıktır. Yine Allah farklı ayetlerde sonradan bazı ayetlerin anlaşılacağını, gösterileceğini söylüyor: Neml 93. "Ve: "Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız" de. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir."
Fussilet 53. "Biz dış dünyada ve iç dünyada ayetlerimizi onlara göstereceğiz. Ta ki O’nun hak olduğu onlara açıklanmış olsun. Rabbinin her şeye şahit olup (idare etmesi, onlar için) yeterli değil mi ?"
Sad 87-88. "Bu (Kur’an) ise bütün âlemlere kesinlikle bir öğüt ve uyarıdır. Ve onun bildirdiklerinin gerçekliğini bir zaman sonra öğreneceksiniz."
Eğer bazı ayetleri sonradan kavrayacaksak Kur’an’ın tefsiri caiz olur çünkü bu demek oluyor ki Peygamber zamanındaki insanlar bu ayetlerde bahsedilen ayetlerin yanlış yorumunu yapmışlardır. Yine Allah bazı insanların ayetleri kavrayamadığını söylüyor: Neml 84. "Nihayet, (hesap yerine) geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim ayetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Değilse yaptığınız neydi?"
Eğer bazı inkarcılar kavrayamıyorsa bu demek oluyor ki Kur’an’da her şey direkt anlaşılacak değil. İlginç olan bir şey var bu ayette. Bu ayet tamda bilimsel konuların ortasında iniyor, yani Allah demek istiyor ki "bilimsel hata sandığın gerçekte bir mucize, sen anlamadan yalan saydın". Bilimsel tefsir demişken, sekiz asır önce yaşamış olan Râzî bu konuda ne diyor bakalım: “Bazen cahillerden ve ahmaklardan biri gelip "Muhakkak ki sen, Allah'ın kitabının tefsirinde, astronomiye ve yıldızlarla ilgili ilimlere çok yer verdin. Bu alışılmışın aksine birşeydir" diyebilir. Bu zavallıya şöyle cevap verilir: "Eğer sen, Allah'ın kitabı üzerinde gerçekten iyice düşünmüş olsaydın, söylediğin bu sözün yanlış olduğunu bilirdin.” [Râzî, Araf 54 ayet tefsiri.]
İsra 82. "Biz Kur'ân'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri, parça parça indiriyoruz. Zâlimlerin ise ancak ziyanını artırır."
Bu ayetin anlamı şudur: Kafirler ayeti yanlış anladığı için ve yanlış tevil ettiği için, Kur’an onun küfrünü arttırıyor. Ama mümin tefsir ettiğinde, bu onun için şifa, onun imanını arttırır. Buna benzer şöyle bir ayet vardır: Bakara 26. “Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, “Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz.”
Sunacağım hadislerle bağlantı olarak şu ayeti inceleyelim: Kehf 54. "Hakikaten biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Fakat insan tartışmaya çok düşkün olan bir varlıktır."
Bu ayete göre Kur’an’da her tür misal verilmiştir. Her tür misal verildiyse bu misalleri çıkartmamız gerek. Yani bir defa daha tefsir yapmış oluyoruz. Allah Rasulü'nden (s.a.w.) şöyle buyurduğu bir rivayet nakledilmiştir: "Çok yakında bazı fitneler patlak verecek. Denildi ki: "Onlardan çıkış yolu nedir?" Şöyle buyurdu: "Sizden önce vuku bulmuş olanların ve sizden sonra vuku bulacak olanların haberi ve aranızda geçenlerin hükmünün yeraldığı Allah'ın kitabıdır." [Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an, c. 2, s. 1025.]
Peygamber burada Kur’an’daki bazı ayetlerin sonradan yani gelecekten haber verdiğini söylüyor. Durum böyle ise bu bilimsel tefsiri de kapsar, gelecekteki haberleri anlamamız içinde tefsir etmeliyiz. Buna benzer pek çok söz var: İbn Mesud'dan nakledilmiş söz: ''Kim ilim istiyorsa Kur'an'a yönelsin. Çünkü geçmiştekilerin ve gelecektekilerin haberi ondadır." [Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an, c. 2, s. 1025.]
Ondan nakledilen bir başka söz: ''Kim geçmiştekilerin ve gelecektekilerin ilmini istiyorsa Kur'an üzerinde çalışsın." [Ebu Hacer, el-Tefsiru'l-İlmi li'l-Kur'an fi'l-Mizan, s. 106.]
Yine kendisinden nakledilmiş bir başka söz: ''Bu Kur'an'da her ilim nazil olmuştur ve onda herşey bizim için beyan edilmiştir. Fakat Kur'an'da bizim için beyan edilmiş şeyler hakkında ilmimiz yetersiz." [Suyuti, el-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an, c. 2, s. 1025.]
O zaman ki insanların ilmi yetersiz ise bu demek oluyor ki o zamanlar bahsedilen ayetler doğru tefsir edilmiş değildir. Bu da tefsirin caiz olduğuna delildir. Yine Peygamber efendimiz, İbn Abbas Kur’an’ı güzel tefsir etsin diye dua ediyor: "Hz. Peygamber (asm), İbn Abbas hakkında: "Ya Rabbi, onu dinde fakih kıl ve ona tefsiri öğret." [Buhâri, Vudû, 10; Müslim, Fadailu's-Sahâbe, 138.]
Hz. Ali (r.a.) de Müslümanın çaba sarfederek ulaştığı şahsi Kur'an anlayışını onun esas mirası, başlıca sermayesi saymıştır. Sahabenin tefsirde bazen her birinin farklı farklı açıklamaları, bu kabilden sayılır." [Zerkeşi, el-Burhan fi ulumi'l-Kur'an, Kahire, 1957, 2/161; Süyuti, el-İtkan, 2/178-179.]
"Her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır." [İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, 3:54.]
Ayetlerin bâtıni manasını öğrenmek için, o ayetleri tefsir etmeliyiz. İbn-i Abbas'tan gelen bir rivayette ise şöyle denir : "Kur’an'ın dalları, fenleri, zahir ve batını vardır. Onun acaibi bitmez. Sonuna ulaşılmaz." [Süyûti, el- Itkan, II, 1220.]
Kur’an sayısız yerde kendisi hakkında düşünmeyi emrediyor: "Üzerine derin derin duşünulsün" [Muhammed 24]; "Herkes mesajları üzerine düşünsün" [Sad 9] "Akıl sahipleri ders olsun" [Sad 29] "Düşünüp öğüt alınsın" [Kasas 51] İnsan düşündüğünde bir şeyi tefsir eder. Bir şeyden öğüt almak içinde "mana" çıkartılmalı, tüm bu deliller tefsirin caiz olduğunu gösterir.
Yine Kur’an Peygamberin Kur’an açıklama görevi olduğunu söylerken [Nahl 44], nasıl olurda her ayetin anlaşılacağını iddia etsin? Peygamber her şey anlaşılıyor diye mi tefsir ediyor, ki kendisi yüzlerce ayeti tefsir etmiştir? Sahabe ve Tâbiîn bile Kur’an’ı tefsir etmiştir. Pek çok ayette Peygambere hem Kur’an hemde bunun yanında mizan yani hikmet indirildi deniliyor. [Şûrâ 17; Bakara 151; Nisa 113; ...]
Hikmet ise Kur’an’ın tefsirini, ilmini içerir. Bu da demektir ki Kur’an tefsir edilebilir. Kur’an’da bir çok ayette kalbi mühürlü kişilerin ayetleri anlamıyacağı söyleniliyor. [Kehf 57; Bakara 171; En’âm 25; ...] Demek ki Kur’an’ın apaçık olması, onun herkes tarafından anlaşılacağı anlamına gelmez.
Dördüncü olarak, Kuran’ın apaçık olması, "apaçık bir delil" olmasıdır. Ayette "beyyinat" kelimesi geçmekte, anlamı "delil"dir. Mesela aşağıdaki ayetlerde bunu kolaylıkça görebiliriz: Rum 9 “Onlara da peygamberleri nice açık kanıtlar getirmişti.”
Bakara 87. "Andolsun ki Musa'ya (Kitap) hakikat bilgisi verdik; ondan sonra da birbiri ardınca içinizden Rasûllerle takviye ettik. Meryemoğlu İsa'ya da beyyineler (hakikat bilgisinin apaçık tasdiki olan hâller) verdik."
Nahl 44. "Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik."
Tüm bu ayetlerde "delil" ve "mucize" için aynı kelime kullanılıyor. "Beyyinât" kesin mucize demektir." [Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, cilt 12, s. 442.]
Apaçık delil manasında alırsak hiçbir sorun kalmıyor. Kur’an Allah’ın varlığının en açık delilidir.
Beşinci olarak, Kur’an’ın apaçık olduğunu söyleyen ayetler pek çoktur. Hicr 1’de şöyle buyrulur: “Elif-lâm-râ. Bunlar kitabın, apaçık Kur’an’ın âyetleridir.”
Ayetin başındaki üç harfe “huruf-u mukatta” denilir. Kur’an’da otuz ayette huruf-u mukatta geçer. Bu ayetler Kur’an’daki en müteşabih ayetler olabilir. Kırktan fazla yoruma sahiplerdir. Hicr 1’de ise hem en müteşabih olan konu söyleniliyor hem de Kur’an apaçık deniliyor. Bu bize Kur’an’ın açık olmasının müteşabihe engel olmadığının delilidir. Allah Kur’an’ın uzak bir kitap olduğunu söylüyor: Bakara 2. “Bu, kuşkusuz, erdemliler için yol gösterici bir kitaptır.”
Bu ayetteki “zalike” (bu) ifadesi uzakta olan bir şey için kullanılır. Yani bu ayetten Kur’an’daki manaların öyle uzak olup asla tüm Kur’an’ın manalarına ulaşamayacağımıza işaret. İlginç olan şu da var: Bu ayet de huruf-u mukatta olan bir ayetten sonra geliyor. Buradan biz bu harflerin çok derin bir işarete sahip olduğunu anlıyoruz.
Altıncı olarak, apaçık dendiğinde görünür olarak apaçık ama içerdiği manaları herkes anlamaz şeklinde de anlaşılabilir. Mesela ben felsefik anlaşılması zor bir kelime söylesem sesim net duyulsa, anlaşılır konuştu denilir bana. Ama ne demek istediğimi anlamazlar. Aynı şekilde Kur’an Arapça olarak okunduğu zaman gayet anlaşılır net bir şekilde okunmuştur, yazılmıştır ama asıl kastedilen manayı herkes anlayamaz bunun için ilim tahsili gerekir.
Allah razı olsun. Karşılaştığın bir dinsize tefsir atarsan hemen bu ayetleri sana gönderiveriyorlar.Bir çoğu da bu ayetleri Gig Tv adı verilen melundan öğrenip bize satıyor.
Allah razı olsun.