Son 15 cevap

Son 10 konu

[box type= align="alignleft" class="" width=""]

İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur: 

  1. Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
  2. Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
  3. Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
  4. Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
  5.  Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
  6. Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.

Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.

[/box]

Göğe çıkmak:
 
Bildirimler
Tümünü temizle

Göğe çıkmak:

Katılım : 57 sene önce
Gönderiler: 0
Konu başlatıcı  

Kur’an’ı analiz ettiğimizde pek çok ayet göğe çıkabileceğimize işaret ediyor. Hepsini analiz edelim: Nisa 78. “Nerede olursanız ölüm size ulaşır; ister ki, yüksek burçlarda olun …”

Allah her yerde ölümün bizi yakalacağını söylüyor, hatta “burçlarda” olsa bile yakalayacağını söylüyor. Peki burçlar Kur’an’a göre nedir? Büruç suresinin ilk ayetine bakarak öğrenelim: “Andolsun burçlar sahibi göğe,”

Allah çok açık şekilde burçların gökteki bazı cisimler olduğunu söylüyor. Peki bu cisimler ne olabilir? “Burçlar aslında bize nisbetle var görünen şeylerdir ve gökte toplu olarak gördüğümüz her hangi bir yıldız kümesini ifâde ederler.” [Uzay ayetleri Tefsiri, Gökada Burçlar Gezegen ve Uydular.]

Galaksilere işaret edildiğinin delilleri şunlardır: Kur’an’a göre burçlar göğü süslemektedir [Hicr 16], yani basitçe Dünya gezegeninden görülmektedir. Peki gökyüzünü gece ne süslüyor? Yıldızlar ve galaksiler. Kur’an’da yıldız için “necm” kelimesi kullanıldığına göre bu ayet “galaksilere” işaret etmeli.

Yine söz konusu âyette burçların bir yapı gibi yükseltilmiş (müşeyyed) oldukları dile getirilmiştir. Burada burçlar yüksek yapı topluluklarına benzetilmiştir. Galaksiler bir yapı gibidir. Galaksilerin dağılmamasını sağlayan karanlık madde vardır tıpkı bir binanın tuğlası gibi. Bu nedenler yüzünden ayet normal yıldızlara işaret etmiyor, çünkü yıldızlar galaksiler gibi bir yapı değil.

Yine tefsirlere baktığımızda burçların “büyük” şeyler olduğu söyleniliyor. [Bknz: İbn Abbas] Evren’de galaksiler kadar büyük olup, yapı olan cisim yoktur.

“el-Burcu "İrtifa ve yükselmek" mânasindaki "buruc" kelimesin­den türemiştir. Yüksek saray ve kaleler için ad olmuştur. Kur'an'ın nazil olduğu dönemde, ay, güneş ve hareket eden yıldızların içinde döndüğü semavi merkez odak olarak bilinen yerlere bu isim verilmekteydi.” [Et-Tefsir'ul Hadis, Büruç suresi.]

“Semavi merkez” çok önemli bir detaydır. Çünkü yıldızlar galaksinin etrafında döner, merkeze doğru ilerler.

“Burç: Hisar, surun yüksekçe kısmı ve saray anlamına geldiği gibi, göklerin saray belirtileri sayılan “takım yıldızlarına” da delâlet etmektedir. Furkan sûresi'nde açıklandığı gibi, gökteki takım yıldızlarından her biri bir burç sayılır. Bu ifade tarzı bize göredir. O bakımdan Kur'ân, ilâhî düzenlemenin bir parçasını yansıtan takım yıldızlarından söz ederken, onların bizden yana sağladığı görüntüye göre bu ismi kullanmaktadır.” [Celal Yıldırım Tefsiri, Büruç suresi.]

“Göklerde yıldız kümeleri yaratmıştır.” [Besairu’l Kur’an, Furkan suresi, 61. ayet Tefsiri.] Tüm bu deliller ayetin galaksilere işaret ettiğini gösterir.

Şunu bilmek gerekir ki “Kur’an’daki burçlar, bizim bildiğimiz astroloji ile alakalı burçlar değildir. Peygamber efendimiz falcılığı kesin olarak yasaklamıştır: "Kim bir kâhine uğrar ve onun söylediklerini tasdik ederse Muhammed'e indirilenden berî olur, kim de kâhine gelir ve fakat söylediklerini tasdik etmezse kırk gün namazı kabul edilmez." [Müsned, c. 2, 429; c. 3, 14; c. 4, 68; c. 5, 380; Müslim, Selâm, 125; Ebû Dâvûd, Tıb, 21; İbn Mâce, Taharet, 122; Tirmizî, Taharet, 102.]

Yine gaybı sadece Allah’ın bileceğini söyleyen pek çok ayet var: Enam 59. “Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları ancak O bilir …” [Benzer ayetler: Neml 65; Cin 26-27; Nahl 77; Yunus 20; Hud 123; Fatır 38; Hucurat 18; Buhârî, İstiska, 29; Tevḥîd, 4; Müslim, Îmân, 7.]

Konumuza geri dönersek, Allah galaksilere çıksak bile, orada öleceğimizi söylüyor. Bu çok önemli bir noktadır çünkü günümüzdeki astronomi ile uğraşan bilim adamları göğe çıkınca Dünya’nın sonundan kurtulup, insanlığın yok oluşundan kurtulacağımıza inanıyorlar. Ama Allah orada da ölümün bizi yakalayacağını açık şekilde söylüyor. [Tabiînden Süddî, Katâde ve Hasan el-Basrî Nisa 78’de gökteki burçlardan bahsedildiğini söylüyorlar, tıpkı izah ettiğimiz gibi.]

Şimdi başka bir ayete geçelim: Ankebut 22. “Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin için ondan başka ne bir koruyucu ne de bir yardımcı yoktur.”

Bu ayet yazıda verdiğim ilk ayete benzemektedir. Gökte bile Allah’ı aciz bırakamayacağımız yazılıyor. Bunun sağlanması için göğe çıkmak lazım. Yukarda dediğim gibi insanlar göğe çıkıp ölümden kurtulmayı umut ediyor, fakat Allah bu fikri reddederek “ondan başka koruyucu ve yardımcı olmadığını” açık şekilde söylüyor. Basitçe ölümden kaçmak için göğe çıkmanın boş olduğunu söylüyor.

“Siz bizi aciz bırakacak değilsiniz” Rabbinizi size yetişmekten "ne yeryüzünde ne de gökte” kazasından kaçmakla, yerde gizlenmek yahut çukurlarda saklanmakla ve gökte barınmakla ya da göklere yükselen kalelere çekilmekle.” [Beydavi Tefsiri, Ankebut suresi, 22. ayet Tefsiri.]

Bu konuda Kurtubi’nin tefsirine baktığımızda hem bu görüş söyleniliyor hemde başka bir görüş çürütülüyor: “Şöyle de açıklanmıştır: Yerde olsun, gökte olsun O'ndan kaçamazlar anlamındadır. el-Müberred dedi ki: Âyet; "Gökte bulunanlar da (âciz bırakabilecek değilsiniz)" anlamında olabilir. Bu durumda; "... anlar" mevsul bir isim olmayıp nekredir ve "gökte" de onun sıfatı olur. Sıfat da mevsufun yerine geçirilmiş olur. Ancak Ali b. Süleyman bunu kabul etmeyerek, bu câiz değildir der. Zira; nekre olduğu takdirde onun sıfat alması kaçınılmazdır. Sıfatı da sıla gibidir. Mevsul'un hazfedilmesi ve sılanın bırakılması da câiz değildir. [Ali b. Süleyman] dedi ki: İnsanlarla aklen kavrayabilecekleri ifadelerle hitab edilmiştir. Yani sizler semada olsaydınız dahi Allah'ı âciz bırakamazdınız, demektir. Yüce Allah'ın; "Yüksek kaleler içinde olsanız bile …" [en-Nisâ, 4/78] âyetinde olduğu gibi.” [Kurtubi Tefsiri, Ankebut suresi, 22. ayet Tefsiri.]

Yine Fahreddin Razi, İsmail Hakkı, Mevdudi ve Zemahşeri bu görüşü zikretmiştir.

Başka bir ayete bakalım: İnşikak 18-20. “Ve dolunay şeklini aldığı zaman aya ki, kesinlikle tabaka tabaka bineceksiniz. Durum bu iken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?”

Ayet açık şekilde basamak basamak göğe çıkacağımıza işaret ediyor.

İddia: Mealler “halden hale geçeceksiniz” yazıyor.

Cevap: Ayetin arapçasında "Leterkebunne tabekan 'an tabakin" yani “tabaka tabaka bineceksiniz” yazıyor. “Leterkebunne” bineceksiniz anlamına gelir, “halden hale geçeceksiniz” değil.

Mülk 3. Arapçası: "Elleżî ḣaleka seb’a semâvâtin tibâkân …"

Türkçesi: "Yedi kat göğü tabaka tabaka yaratan O’dur …"

Bu ayette “TBK” kökünden gelen “tibâkân” kelimesi kullanılıyor. Ayet ise “göğün tabaka tabaka” yaratıldığını söylüyor, basitçe İnşikak suresindeki ayet “hal”den değil, “tabaka”dan bahsediyor.

Nahl 8. Arapçası: “Velḣayle velbiġâle velhamîra literkebûhâ vezîne(ten)(c) veyaḣluku mâ lâ ta’lemûn(e)”

Türkçesi: “Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri yaratmıştır, daha da bilmediğiniz neler yaratır.”

Ayette “literkebuha” geçiyor ve anlamı binektir, geçmek değil. Ankebut 65. "Onlar bir gemiye bindikleri zaman," Bu ayette de binmek için İnşikak 19’da geçen kelime ile aynı kökten bir kelime kullanılıyor.

Ayet halden hale geçeceğimizi söylemek istese tıpkı Nuh 14. ayetinde ki gibi söylerdi: Nuh 14. “Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.”

  1. ayette Allah “hala inanmazlar mı” diyerek, bunun bir delil olduğuna işaret ediyor.

Beydavi, Nesefi, Razi, Hasan-ı Basri, Ebul Âliye, Mesruk İbn Mes’ûd, Şa’bî ve Mücâhid 19. ayeti göğe çıkmak ile bağdaştırıyor. Yani bu düşünce ayet bükme değildir, peygamber zamanından beri olan ayetin izahıdır.

Yine başka bir ayete geçelim: Enam 35. “Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, eğer yerde bir tünel yahut gökte bir merdiven arayıp da onlara bir mu'cize getirebilirsen yap. Eğer Allah dileseydi onları hidâyet üzerinde toplardı. Öyleyse sâkin câhillerden olma.”

Bu ayet göğe çıkabileceğimizin çok açık bir ifadesidir. Ayette kullanılan “merdiven” kelimesi “yükselme âleti” anlamındadır, bunu dil tefsiri olan Celaleyn’de yazmaktadır.

“… göğe çıkacak bir şey bulur da ondan indirecek bir mu'cize bulursan demektir.” [Beydavi Tefsiri, Enam suresi, 35. ayet Tefsiri.]

Yine 200’den fazla kütüphane okumuş İbn Cevzi şöyle diyor: “Süllem”de: Selametten türemiştir ki, o da seni ortaya çıkaran, teslim eden araçtır.” [Ez-Zadul-Mesir, Enam suresi, 35. ayet Tefsiri.]

Bu ayetin merdivenden bahsetmediğine başka bir delil kelimenin kendisidir: Tur 38. "Yoksa merdivenleri var da gökten mi duyuyorlar? Öyleyse duyanları, apaçık bir delil göstersin."

Bu ayette kullanılan “merdiven” kelimesi, Enam 35’te ki kullanılan ile aynı. Allah her ne zaman gökten bahsediyorsa, “merdiven” için bu kelimeyi kullanıyor fakat normal bir merdivenden bahsederken “meariç” kelimesini kullanıyor: Zuhruf 33. “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp yükselecekleri merdivenler yapardık.”

Hz. Peygamber insanların uzaydan bilgi toplama arzularını şöyle dile getirmiştir: "Eğer din Süreyya yıldızında olsaydı fâris milletinden bazı adamlar oraya gider ve o ilmi oradan alırlardı.” [San'anî, Musannef, 10/66, n. 19923.]

Hz. Peygamber bu konuşmasını Selmân el-Fârisî (r.)'nin kendi yanında bulunduğu bir sırada yapmış ve onun gerçek dini arama hırsını dile getirirken arap olmayan unsurların da bilime yapacakları katkıyı anlatmıştır. İslâmiyet bilimi dinden ayrı bir şey değil onu dînin bir parçası ve bir uzantısı olarak görmüştür. Gerçek din gerçek bilimle kucaklaşıp bütünleşmekte tereddüt göstermez. Bütünleşmenin olamadığı bir yerde ya din iyi anlaşılamamıştır veya bilim diye ortaya konulan şey varlığın gerçeklerine uygun değildir.

Gerçek bir bilim o konudaki varlığa ilişkin âyetlerin en doğru tefsiri olacaktır. Ancak bilimi ortaya koyan insan belli bir yere kadar varacak fakat İlâhî Beyan daha da ötelere ışık tutmaya devam edecektir. Uzayı keşif ve oralardan veya oralar hakkında bilgi toplama insanlığa göklerin fetih yolunu açmış olur. Uzay ve varlığa ilişkin gerçeklerin ortaya konulması bilim çevrelerinde pek çok dinin yıkılışını da beraberinde getirecektir. [Prof. Dr. Celal Yeniçeri, Uzay Ayetleri Tefsiri, Erkam Yayınları: s. 461-464.]

Göklere doğru yükselip çıkmanın kolay bir şey olmadığını herkes bilir. İnsanoğlu birkaç metre yukarıya bile sıçrayamıyor. Bedenî yetenekleriyle uçmaya müsait olmayan insan, akıl gücüyle, kendini uçuracak âlet ve makinalar yapabilmiştir. Göklere yükselip gitmenin pek çok zorlukları arasında, havasızlık ve yer çekimi iki önemli engeli teşkil ederler. Geçmişte insan hava tabakasının belli bir mesafeden sonra bittiğini bilemiyor ve sonsuza doğru boşlukların hava ile dolu olduğunu düşünüyordu.

Kur'an-ı Ke­rîm 'de, göğe çıkacak olan insanın karşılaşacağı zorluklar arasında havasızlığa işaret edilmiştir. Bu gerçek orada başka bir münâsebetle şöyle dile getirilmiş bulunuyor: "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslama açar. Kimi de sapıklık içinde bırakmayı dilerse, sanki göğe çıkıyormus gibi onun göğsünü daraltıp ona zorluk verir. Allah, îman etmiyenlere iste bunun gibi murdarlık çökertir." [Enam 125]

Burada uzaya doğru çıkmakta olan bir adamın göğsünün daralıp sıkışacağı ve nefes alma zorluğunun ortaya çıkacağı, dolaylı olarak anlatılır. Kalbini Kur'an gerçeklerine açık tutmayan ve gerçeklerin oraya nüfuz etmemesi için onu tıkayan kimse göğe çıkarken havasız kalan adamın durumuna benzetilmiştir. Bunlardan birinde gerçekler ötekinde ise hava içeriye nüfuz etmemekte ve her ikisi de biri manen öteki de maddeten kararıp ölmektedirler. Geçmişte müfessirler bu âyete dayanarak insanın göğe çıkma imkân ve yeteneklerinin olmadığını ileriye sürmüşlerdir. [Kurtubi, Enam suresi, 125. ayet Tefsiri; Keşşaf, Türkiye yazma eserler kurumu başkanlığı yayınları, c. 2, s. 742.]

Onların devrinde sanayinin bu düzeye gelmediği açıktır. Bu âyette, göğe çıkarken karşılaşılacak zorluklardan biri olan havasızlığa dikkat çekilmiş bulunulmaktadır.

Göklere gidişi imkân dâhilinde gören Kur'an buna ilişkin çarelerin bulunmasından da söz etmiştir. Kur'an bir din ortaya koyan bir kitab olarak ve üslûbu gereği gerçeklerin bir kısmını doğrudan değil de değişik vesilelerle ortaya koyar. Meselâ şu âyette, inkarcıların, bir takım çareler bulup sebeplerine tutunarak göklere çıksalar bile Allah'ın hükümranlığını ve ona âit işleri kendi ellerine alamıyacakları ihtarı yapılırken şöyle denilir: Sa’d 10. "Yahut göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların idare ve hükümranlığı onların elindemidir? Böyle diyorlarsa sebeplerine yapışıp yolunu bularak göğe yükselsinler."

Görüldüğü gibi bu âyette sebeplerine tutunarak göklere yükselişin gerçekleşebileceği ifâde edilmektedir. Burada esas anlatılmak istenen, İlâhî İktidara ve dini ortaya koyan vahiy kaynağına hiç bir zaman müdahale imkânının bulunamıyacağıdır. Bunun için inkarcı insanlar bu konudaki acizliklerini görsünler diye ellerindeki imkânları kullanarak göklere yükselip gitmeğe çağrılmışlardır. Vahyin geliş süresi içinde dini kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek isteyen inkarcılar bunu başaramadılar. Din tamamlandıktan sonra da günümüze kadar tarih içinde bir kısım insanlar ve hatta bazen iktidarlar dini kendi düşünce ve arzularına göre şekillendirme yoluna gittiler. Bunların vahye doğrudan müdahele etmek isteyenlerden bir farkları bulunmaz.

Bazı müfessirler âyette geçen "esbâb" gök yolları ve gök kapıları olarak yorumladılar. Hatta ilk İslâmî asır müfessirlerinden Dahhak [ö. 723] burada yedinci göğe çıkılmasından söz edildiği görüşündedir. [Taberî, XXIII/82; İbn Kuteybe, 376.]

İran ve Türk illerinde yetişip gene bu bölgelerde ilmî faaliyetlerine devam etmiş olan F. er-Râzî'nin dediği gibi gerçekten bu âyette, bütün evrene hükmettiklerini zanneden ve bu sebeple vahyi kendi ellerine alıp arzularına göre bir peygamber tayin etmek istiyenler Arş 'a kadar çıkıp yükselmeğe davet ediliyorlar. [F. Râzî, XXVI/180.] Tabiiki bu noktaya kadar varmak mümkün değildir ve nereye gidilirse gidilsin İlâhî Gücün her yerde hükmünü icra ettiği görülecektir. Mekândan münezzeh olan yüce Allah'ın hükümranlığını hiçbir yerden kısıtlamak ve Onun iradesine el koymak mümkün değildir.

Kur'an'da, Allah'ın yüce gücünün takdiri için yerkürenin olduğu kadar gökyüzünün de incelenmesi istendi. Bu cümleden, elimize aldığımız, üzerinde dolaştığımız yahut gözümüzün gördüğü tüm nesne ve varlıkların incelenmesi bu Kitapta karşımıza bir esas olarak çıkmaktadır, içlerinde dolaştıkları âlemlerde Allah'ın birlik ve yüceliğini göremiyenler Kur'an-ı Kerîm'de kınanmışlardır. Göklerde dolaşıp da oralarda bir Yaratıcının varlık belge ve delillerine aldırış etmiyenler de bir âyette bu kınananlar arasında yer almışlardır. İlgili âyetin anlatımı şöyledir: Yusuf 105. “Göklerde ve yerde nice deliller, vardır ki o insanlar, aldırış etmeden bunların üzerine basar geçerler."

 

Bu âyette, içlerinde dolaşacağımız göklerin ve belkide üzerlerinde yaşıyacağımız gezegenlerin yerküresi gibi bir incelemeğe tâbi tutulması öngörülmüş olmaktadır. İnsan artık göklerdedir ve bununla beraber onun yeryüzünde olduğu gibi oralarda da acizlikleri vardır ve belkide o, göklerde daha fazla âcizdir. Her yerde Allah'ın yardım ve himayesine ihtiyacı olan insan, sorumluluklarından kaçamaz ve bu konuda Allah'ı alt edemez.

Başka bir ayete daha bakalım: Lokman 16. “Lokman oğluna: 'Oğulcuğum, yaptığın amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kaya içinde veya göklerde, yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu senin karşına getirir. Allah hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır; gizli-açık her şeyden haberdardır.' dedi.”

Yine buna benzer bir ayet olduğu için buraya koyuyorum: Enam 3. “Odur göklerde de, yeryüzünde de Allah. Gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da ve ne kazanacağınızı da bilir.”

Lokman 16. ayete göre insanın iyi veya kötü göklerde yapacağı bir iş Allah'a gizli kalmayıp Onun tarafından tesbit edilecektir. Bir sonraki âyette de esas itibariyle anlatılmak istenen budur.

Yazının başında göğe çıkmanın pek çok ayete göre mümkün olduğunu söylemiştim, bunu pek çok ayette gösterdik, yine devam edelim ayetler ile: Hadid 4. “Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.”

Buna benzer diğer bir âyet de Sebe' sûresinde yer almaktadır. Bu âyette de şöyle denilir: Sa’d 3. "Yere ne giriyor, oradan ne çıkıyor ve gökten ne iniyor, oraya yükselip çıkıyorsa Allah bilir. O çok merhametli ve bağışlıyandır.”

Her iki âyetin bulunduğu sûrelerde önce, yer ve göklerde yapılan zikirler, Allah'a hamd ve Onu yüce sıfatlarla vasıflandırma gibi ibâdetlerden söz edilmiştir. Aslında yerle gök arasında nice fizikî ve kimyevî alış-verişler vardır ve her bir kütle etki alanı içerisindeki diğerine bir şeyler aktarıp vermekte ve ondan da bir şeyler almaktadır veya değişik biçimlerde biri diğerinden etkilenmektedir. Ama biz konumuza dönelim. Burada sunduğumuz ilk âyetteki; "Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir" ifâdesi, yere inen ve buradan yükselip göklere çıkanlar arasına insanları da dâhil etmiş olmaktadır.

Hz. Osman, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu bildirir: "Sabahladığı zaman üç defa: “Adıyla beraber yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar vermediği, işiten ve bilen Allah'ın adıyla” diyen kişi akşama kadar ani bir belaya maruz kalmaz. Bunu akşam söyleyen kişi de sabaha kadar ani bir belaya maruz kalmaz." [Ebu Davud, Edep, 5088, 5089; Tirmizi, Dua, 3385; İbn Mace, Dua, 3869; Bu hadisi pek çok Muhaddis kitabına koymuştur: Buhari, Ahmed b. Hanbel, Hakim, İbn Hibban, Nesai, İbn Ebi Şeybe, Ebu Nuaym vb.]

Peygamber efendimiz çok açık şekilde “gökte olsak bile, hadiste yapılan dua ile bize zarar dokunmayacağını” söylüyor. Yani göğe çıkacağımıza çok büyük bir işaret.

İddia: Rahman 33. “Ey cin ve insan toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak ‘üstün bir güç ‘olmaksızın aşamazsınız.”

 

Allah bu ayette göğe çıkamayacağımızı söylüyor.

 

Cevap: Ayette Allah göğe çıkamayacağımızı söylemiyor, evrenin sınırlarını geçemeyeceğimizi söylüyor. Ayette “gökler” geçmektedir, gökler kelimesi Kur’an’da her zaman evren için kullanılır. Unutmayalım ki Kur’an’a göre cinler zaten göğe çıkıyordu, böylece iddianın yanlış olduğunu anlıyoruz.

 

Ayetten yine şu çıkartılabilir: “Allah ayette göğe çıkamazsınız yerine, onun sınırlarını zikrediyor. Bu demek oluyor ki biz göğe çıkabileceğiz fakat onun sınırlarını geçemeyeceğiz. Eğer göğe çıkamayacağımız söylense “Göklere çıkabiliyorsanız çıkın” yazardı.”


   
Alıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 

Yine tefsirlere baktığımızda burçların “büyük” şeyler olduğu söyleniliyor. [Bknz: İbn Abbas] Evren’de galaksiler kadar büyük olup, yapı olan cisim yoktur.

“el-Burcu "İrtifa ve yükselmek" mânasindaki "buruc" kelimesin­den türemiştir. Yüksek saray ve kaleler için ad olmuştur. Kur'an'ın nazil olduğu dönemde, ay, güneş ve hareket eden yıldızların içinde döndüğü semavi merkez odak olarak bilinen yerlere bu isim verilmekteydi.” [Et-Tefsir'ul Hadis, Büruç suresi.]

“Semavi merkez” çok önemli bir detaydır. Çünkü yıldızlar galaksinin etrafında döner, merkeze doğru ilerler.

“Burç: Hisar, surun yüksekçe kısmı ve saray anlamına geldiği gibi, göklerin saray belirtileri sayılan “takım yıldızlarına” da delâlet etmektedir. Furkan sûresi'nde açıklandığı gibi, gökteki takım yıldızlarından her biri bir burç sayılır. Bu ifade tarzı bize göredir. O bakımdan Kur'ân, ilâhî düzenlemenin bir parçasını yansıtan takım yıldızlarından söz ederken, onların bizden yana sağladığı görüntüye göre bu ismi kullanmaktadır.” [Celal Yıldırım Tefsiri, Büruç suresi.]

 

4. Nisa suresi 78. ayet

Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, bu "senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu halka ne oluyor ki söylenen hadisi anlamaya yanaşmıyorlar!

Burada buruc kelimesi kale olarak çevrilmiş, yani bu kelime büyük yapılar anlamına geliyor.

Bence bu önemli bir bilgi yıldızlar vs... baktığımız zaman ufacık yapılar olarak gözüküyor, oysa günümüzde bizim ufacık olarak gördüğümüz yıldızların devasa boyutlarda olduğunu biliyoruz.


   
CevapAlıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 

Cevap: Ayette Allah göğe çıkamayacağımızı söylemiyor, evrenin sınırlarını geçemeyeceğimizi söylüyor. Ayette “gökler” geçmektedir, gökler kelimesi Kur’an’da her zaman evren için kullanılır. Unutmayalım ki Kur’an’a göre cinler zaten göğe çıkıyordu, böylece iddianın yanlış olduğunu anlıyoruz 

Ayet bana uzaya çıkmak gibi gelmiyor çünkü semavati velard derken yerin uçları da deniyor. Göklerin ve yerin uçları (çapları) derken ne demek istiyor? Yerin uçları şu olabilir mi: zaten göğün ucu otomatikmen yerin de ucu olmuş oluyor gibisinden mi aklıma takıldı bi an.

Yazıyı beğendim


   
CevapAlıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 
Gönderen: @ahadcansu

Göklerin ve yerin uçları (çapları) derken ne demek istiyor?

Bu ayette bilimsel bir mucize aslında dünyamızın 2 çapı var(tam küre olmadığı için), evren de aynı şekilde bir noktadan genişlemediği için çaplar ifadesi uygun oluyor.

https://images.app.goo.gl/C7nTkfU1Hs5P1cik8

kaynak: Larendem bilginin adresi

 


   
CevapAlıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 

@bulistan210

Eğer bu şekilde olursa dünyaya uyar fakat göklerin çapı yani uçları derkende çıkma ihtimalimiz olur bu da imkansız. Göklerin bucakları atmosfer için olamaz mı? Ne de olsa yerin ucu ile atmosferimizin ucu aynı şey arada tabaka var. Zaten kuranda gökler ile ilgili bir tablo çıkmıyor diye biliyorum sitede yazı vardı

 


   
CevapAlıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 

@ahadcansu Ayette bahsedilen gök kavramı eğer atmosfer ise de olur evren ise de.

Eğer atmosfer olarak düşünürsek, büyük bir gücü uzay roketleri vs. düşünebiliriz ama evreni düşünecek olursak ateist ideolojiye sahip bir sitede evrende nereye gidersek gidelim, eninde sonunda aynı yere döneceğimizi anlatıyordu. Yani bugünkü bilim seviyemize ve teknolojimize göre evrenin dışına çıkmak imkansız. Sonuç olarak ayet her perkspektiften mucize bence çünkü hem atmosferimizin hem de evrenimizin çapları var.


   
CevapAlıntı
(@selsebil)
Moderatör.
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 3113
 
Gönderen: @bulistan210

Sonuç olarak ayet her perkspektiften mucize bence çünkü hem atmosferimiz hem de evrenimizin çapları var.

Aynen, şimdi baktım da ayette geçen çap aynı şekilde arapçada direk اقطر agtar demek. Yarıçap falan "nısfu agtar" diye ifade ediliyor


   
CevapAlıntı

Başa dön tuşu