Son 15 cevap

Son 10 konu

[box type= align="alignleft" class="" width=""]

İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur: 

  1. Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
  2. Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
  3. Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
  4. Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
  5.  Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
  6. Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.

Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.

[/box]

Müslümanlar depresy...
 
Bildirimler
Tümünü temizle

[Çözüldü] Müslümanlar depresyona girer mi? Depresyona girenlerin imanları zayıf mıdır?

dayssoon
(@dayssoon)
Katılım : 5 sene önce
Gönderiler: 3292
Konu başlatıcı  

Müslümanlar depresyona girer mi? Depresyona girenlerin imanları zayıf mıdır?

Çağımızın hastalığı depresyon iman eksikliğinden midir?

Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM


   
Alıntı
Kurtuluş Berzan
(@kurtulusberzan)
Moderatör.
Katılım : 8 sene önce
Gönderiler: 4843
 

Girer tabiki. Kuran'da müşrikler inanmıyor diye Peygamberimizin yoğun bir depresyona girdiği yazılıdır. 

“(Rasûlüm!) Onlar îmân etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!..” (eş-Şuarâ, 3)

Yakub a.s.'da yoğun bir depresyon yaşamış.

“(Yâkub:) «Ben gam ve kederimi sadece Allâh’a arz ediyorum…» dedi.” (Yûsuf, 86)

hepimiz insanız ve Dünya sıkıntıları hepimizi sıkabilir. Bu durumda kim olursa olsun depresyona girer. Fakat Allah inancı olan insanlar, inançlarının derinliğine göre daha mukavemetli olabilir. İmtihan ve sabır da zaten depresyonu, sıkıntılı olmayı, bunalmayı gerektirir. Allah kaldıramayacağımız kederden korusun.

“Biz sizi korku, açlık, mal, can ve ürünlerden eksiltmek sûretiyle kesinlikle imtihandan geçiririz. Sabredenleri müjdele! Onlar başlarına bir felaket geldiğinde, «Biz yalnız Allâh’a aidiz ve O’na döneceğiz!» derler. Rablerinin bağışlaması ve rahmeti onlaradır. Doğru yola ulaştırılanlar da onlardır.” (el-Bakara, 155-157)

Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.


   
dayssoon reacted
CevapAlıntı
Xyz123
(@xyz123)
Katılım : 6 sene önce
Gönderiler: 1214
 

@kurangunlukleri Hocam Peygamberlerin üzüntülerine depresyon diyemeyiz diye düşünüyorum. Depresyon elini ayağını her şeyden çekip yalnız kalmayı istemek gibi bir şey. Hz. Yakup oğlu Hz. Yusuf'un peygamber olacağını rüyasından anlamıştı. Ama diğer oğullarından onu koruyamamıştı. Onu öldürmediklerini anlamıştı ve bu yüzden onun özlemini çekiyordu ve belki de Allah'a karşı kendini suçlu hissediyordu. Aynı şekilde Peygamberimiz de müşrikler inanmadıkları için risalet görevini eksik mi yaptım diye düşünüyor olabilirdi. Allah'a karşı olan görevin büyük ve ağır olması bence temel sebep. 

“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
(Kehf 23-24)


   
CevapAlıntı
dayssoon
(@dayssoon)
Katılım : 5 sene önce
Gönderiler: 3292
Konu başlatıcı  

İnternette okuyup çok beğendiğim bir yazıyı sizlerinde okumasını isterim.

Her insanın hayatı kendi tâkati nisbetince imtihanlarla dolu… Kimi buna kader diyor, kimi imtihan, kimi depresyon, kimi de “âmu’l-hüzn” yani “hüzün yılı” diyor.

“(Yâkub:) «Ben gam ve kederimi sadece Allâh’a arz ediyorum…» dedi.” (Yûsuf, 86)
Okuyucularımızdan bir kardeşim arayıp:
“-Hocam, mü’min depresyona girer mi?” veya “İmtihanlar karşısında kanatları kırılıp hüzünle dolar mı? Eğer depresyon veya başka adı ile hüznün dibine çöküp kalırsa, bu îman zaafiyeti midir?” diye sordu.
Hangi insan diyebilir ki, ben hiç imtihandan geçirilmedim; hayatın bâdireleri karşısında hüzün diyarından geçmedim diye…
“Üsve-i Hasene” olan Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hususta da örnek olmuş. Hayatın bazı bâdireleri karşısında bunalmış, içi hüzün dolmuş! Öyle ki bu hüznü bazen çok uzun sürmüş. Mâlum olduğu üzere, en sevgili hanımı Hazret-i Hatice Annemizin vefatı ile birlikte, onun yokluğu hep yüreğini yakmış… En sevdiği amcasının îmansız vefat etmesi, ömrü boyunca içinde kanayan bir yara olmuş âdeta…
Bazen İslâm düşmanlarının alayları ve soruları karşısında bunalmış, haftalarca vahiy gelmemiş; kâfirler O’nunla:
“-Rabbin Seni unuttu, bak gökten artık âyet gelmiyor!..” diye alay etmiş.
HÜZÜN YILI
En sevdiği hanımına zina iftirası atılmış, çaresiz kalmış, bir ay âyet-i kerîme gelmemiş. Daralmış, zorlu bir imtihandan geçmiş ve bize her hususta olduğu gibi, hüzünde, üzüntüde kısacası depresyona girip bunalınca neler yapılacağına dâir yine en güzel örnek olmuş.
Demek ki, üzülmek, hüzünlenmek, hüznün uzun sürmesi, bugünün tabiri ile “depresyon hâlleri” olmuş, ama O, dipsiz kuyularda ümitsiz kalmamış.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hep duâya sarılmış. “Ben hüzün yılındayım. Bir müddet dînimi tebliğ etmeyi bırakıyorum, kafamı dinleyeceğim, tatile gideceğim!” dememiş.
Bilakis o en zor zamanlarında dâvâsına hizmetle daha fazla meşgul olmuş. Bunalım mekânlarından “Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır.” düsturunca ayrılmış, ama başka yerde tebliğine devam etmiş. O bölgenin insanı, onu yorup incittiyse, yeni diyarların insanlarının gönül kapılarını çalmış. Yâkub -aleyhisselâm-’ın diliyle ifade edilen:
“Ben gam ve kederimi sadece Allâh’a arz ediyorum…” (Yûsuf, 86) âyet-i kerîmesi mûcibince namaz ve duâsını artırmış, Kur’ân âyetlerinde tesellî bulmuştu.
KAHRIN DA HOŞ LÜTFUN DA HOŞ!
Demek ki, bu bunalım, imtihan veya depresif hâlleri ve bu devredeki zamanı iyi kullanmak, Rabbimize yaklaşmak için bir vesîle kabul etmek lâzım…
Tasavvufta bu hâller; bunalım, içe kapanma ve daralmalar, Rabbe yakınlaşmak için bir vasıta kabul edilmiş ve buna “kabz hâli” denmiş. Bir yerde kabz varsa, ardından Allâh’ın izni ile “bast: genişlik, ferahlık” gelecektir. Bu yüzden evliyâullah bu zor imtihanlar içinde iken:
“Kahrın da hoş, lütfun da hoş!” diyebilmiş, niceleri de:
“Derman arardım derdime, Derdim bana derman imiş.” mısrâları ile bu sırrı fısıldamış hâl ehline… Bu hâller âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfte de şöyle ifade edilir;
“…Allah hem sıkar, hem açar.” (el-Bakara, 245)
“Allah Teâlâ, dilediği zaman ruhlarınızı kabzeder ve dilediği zaman size onları tekrar verir.” (Buhârî, Mevâkid, 35)
Velhasıl mü’min hüzünlenir; hüznü uzun sürerse deprosyana da girebilir. Ama Rabbinden ümit kesmez, O’na dayanır. Bu hâller geçicidir. Eğer insan, onunla mücadele etmeyi bilirse, bu menfî hâlden zarar görmek bir tarafa; istifade ederek, güçlenerek çıkar.
Öyleyse kul, başına hüznün ve musibetlerin sağanak sağanak yağdığı, kaçacak bir yer ve zaman bulamadığı demlerde; duâ ve ibadetini artıracak… Eğer bunu başarabilirse, bu bir îman zaafı değil, bilakis îmânını takviye eden acı bir ilâç gibidir. Sabrederse hem şifa bulur, hem de mânen derecesi artar.
HAKİKİ MÜMİN DEPRESYONA GİRMEZ
Yok, eğer kişi bu hâllerde:
“-Bunlar neden benim başıma geldi? İçim sıkılıyor, daralıyorum. Depresyondayım!” der ve kulluğu, bilhassa namazı-niyazı terk ederse, başka bir ifadeyle Rabbinden ümit keser, hatta Rabbine kızıp şeytanın vesveseleri ile kulluğu terk ederse, işte o zaman durum tehlikelidir. Hakikî bir mü’min böyle bir depresyona girmez, girmemelidir. Yoksa îman, avuçtan su gibi akıp gidebilir, Allah korusun!..
Bir ahbâbımı ziyaret ettim. Gencecik yaşında menopoza girmiş. Çok üzgündü.
“-Neden bu kadar genç yaşta?” diye sordum.
Erken yaşta evlenmiş ve evliliği maalesef bazı şerli kişilerin sihir ve büyü yaptırmaları sebebi ile âdeta zindana dönmüş. Başına gelenleri şöyle anlattı:
“-Sabahtan akşama sadece uyuyordum, evime hiç bakamıyor, eşimle konuşamıyordum. Öyle ki, hayattan hiçbir beklentim kalmamıştı. Büyük bir bunalım içindeydim ve yedi yılım böyle geçti. Hiç çocuğumuz olmamıştı. Bu çocuksuzluk imtihanı, hayatımızı daha da zorlaştırıyordu.
ÇOK ÜZÜLMÜŞTÜM
O sıralar bir akrabamın yeni evlenen kızları, hemen anne olmuştu. Onu ziyarete gittim, çok üzülmüştüm. Ağlayarak evime geldim. Günlerce seccade üzerinden kalkmadım. Ağladım, duâ ettim. Sanki Rabbimin huzurunda ağladıkça üzerimden damla damla hüznüm akıyor, ben ferahlıyordum. Bu ferahlık neticesinde günlerimi namaza ve Kur’ân’a rabtetmiştim. O sıralarda eşim, bir Allah dostu olan Denizlili rahmetli Ali Ege Hoca’yı ziyarete gitti. Tanışma faslından sonra eşime:
“-Evlâdım, kaç çocuğun var?” diye sormuş.
Eşim, boynunu büküp:
“-Hiç evlâdımız yok efendim.” demiş.
Hazret, hasta yatağından doğrulup cebinden bir duâ yazılı iki kâğıt çıkarmış, bunları sarmış ve:
“-Bunu eşinle beraber üzerinizde taşıyın. Hayırlı, sâlih bir oğlunuz olur inşâallah.” demiş.
Eşim eve gelince olanları anlattı. Büyük bir teslimiyetle bu duâları üzerimizde taşıdık ve bir ay sonra da doktorum, anne olacağımın müjdesini verdi. Tam yedi yıl sonra bu müjdeli haber, bizi sevince boğdu. Bunlar sadece samimi duâ ve yakarışın henüz başlayan rahmet tecellîlerinin ayak sesleri idi.
Bir gün eşim yanımda uyuyordu. Ben de “Doğumu yaklaşmakta olan yavrumuz için bir kurban adasam, hem Rabbimize karşı bir şükrümüz olur!” diye düşündüm. Ama maddî durumumuz pek müsait değildi. Eşime nasıl söylerim diye düşünürken eşim uyuduğu yerden fırlayarak uyandı.
“-Ne oldu?” dedim. Rüyasında:
“-Kalk, adağını kes!” diye seslenmişler. O:
“-Ne adağı?” deyip fırlamış.
Ağlayarak az önce içimden geçen adağı söyledim. Ertesi gün eşim bir kurban kesip fakir-fukaraya dağıttı. Bir hafta sonra bebeğimiz doğdu, ama mosmordu. Uzun süre ağlamadı. Doktorum öldü zannetti. Meğer anne karnında bebeği besleyen kordon çürümüş, bebek günlerdir aç kalmış ve ölmek üzere iken bir mûcize gibi dünyaya gelmiş. Doğduğunda Afrikalı çocuklar gibi, bir deri, bir kemikti. Belki ölecekti, ama Rabbim ona can vermeyi murâd etmiş. Bunu da adadığımız bir kurban vesîlesi ile bize bildirmişti.
DUA VE GÖZYAŞI İLE ARINALIM
O, yavruyu da verecekti, ama kul olarak bizim O’na gönülden sığınmamızı, yalnız O’ndan talep edip ayağımıza takılan prangalardan kurtulmamızı istiyordu. Yani hâlisâne duâ, sadaka ve sâlih zâtların himmeti!.. Kardeşim, bütün depresyon ilâcı bu!” diyerek her şeyi özetledi.
Rabbimiz, zulüm olsun diye zorluk ve çileler yazmaz kaderimize... Kendisine yaklaşalım; duâ ve gözyaşı ile arınalım, makamımız âlî olsun diye basamaklar koyar sadece... Kimi, basamağa ayağı takılınca, oturur, ağlar, isyan eder. O basamağı koyana belki de küfreder!..
Kimisi de basamağa takılınca, acıyan ayağına bakar; “Bu belâ benim başıma niye geldi, bu bir îkazı olsa gerek!” der, istiğfar ve duâ ile kendine gelir. Bundan sonra önüne çıkan basamaklara karşı daha uyanık ve tecrübe sahibi olduğu için şükreder ve bir üst basamağa sıçrar. Böylece yükselir, yükselir; tâ ki maksada ulaşır.
Tercih bize kalmış; ya çileye katlanıp sabredeceğiz, uyanık olacak, zahmeti rahmete çevirecek ve iki cihan saâdetine kavuşacağız ya da iki dünyada mutsuz ve kayıpta olacağız!..
Rabbimiz, bir kudsî hadîsinde şöyle buyurur: “Beni kalbi kırıkların yanında ara!” (Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)
İMTİHANLARIMIZIN BOL OLDUĞU ZAMANLAR
Gerçekten en hisli niyazlarımız, kalbimizin kırık ve hüzünle dolu olduğu zamanlardaki duâlarımız değil midir? Rabbimize en yakın olduğumuzu hissettiğimiz anları şöyle bir hatırlayalım; muhakkak imtihanımızın en bol olduğu veya dert ve hastalıklarımızın zirvede olduğu zamanlardır.
İşte bu yüzden Bakara Sûresi’nde şöyle buyrulur;

“Biz sizi korku, açlık, mal, can ve ürünlerden eksiltmek sûretiyle kesinlikle imtihandan geçiririz. Sabredenleri müjdele! Onlar başlarına bir felaket geldiğinde, «Biz yalnız Allâh’a aidiz ve O’na döneceğiz!» derler. Rablerinin bağışlaması ve rahmeti onlaradır. Doğru yola ulaştırılanlar da onlardır.” (el-Bakara, 155-157)

Rabbimiz, sevdiği kullarına daha çok belâ ve musibet gönderir ki, o kul, sabretsin, şükretsin ve Rabbine yaklaşsın. Bu sebeple en büyük musibet ve imtihanlar, öncelikle peygamberlerin başından geçmiştir.

Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM


   
CevapAlıntı
Kurtuluş Berzan
(@kurtulusberzan)
Moderatör.
Katılım : 8 sene önce
Gönderiler: 4843
 
Gönderen: @xyz123

Depresyon elini ayağını her şeyden çekip yalnız kalmayı istemek gibi bir şey.

O kadar üzüntüyü çeken Peygambere sorsan o da her şeyden uzak kalmak, kendini çekmek ister ama Peygamberlik görevi izin vermiyor onlara işte. 

Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.


   
CevapAlıntı
dayssoon
(@dayssoon)
Katılım : 5 sene önce
Gönderiler: 3292
Konu başlatıcı  

@kurangunlukleri bir de ateistler diyor ya "haksızlık değil mi biz de peygamber olsaydık direk cennetliktik diye." Peygamberlerin yaşadığını,çektiğini,dertlerini biz yaşasak iki gün dayanamazdık.

Düşünce merkezim KURAN'ı KERİM
Kılavuzum PEYGAMBERİM
Akıl defterim BİLİM
Kalp kitabım VİCDANIM


   
CevapAlıntı
(@kathrynfarris58)
Katılım : 5 sene önce
Gönderiler: 50
 

Girse bile girmemesi girmesinden hayırlıdır diye düşünüyorum. Depresyon hastalıktır zararlıdır, kurtulmak gerekir, kurtulmak için çabalamak gerekir.


   
CevapAlıntı

Başa dön tuşu