
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Normal olarak bu tarz kaynaklara bakarken bu tarz kaynaklarda çok fazla mucizenin olduğunu iddia eden birileriyle karşılaştım
https://www.sacred-texts.com/hin/vp/vp066.htm Kitap linki
iddia sahibi
https://dinsizdeist.blogspot.com/2012/05/hindu-metinlerinde-mucizeler-var-m.html
Bu kadar mucize bu kaynaklarda nasıl olabilir kurandan bir kaç yüz yıl önce ortaya çıktığı iddia edilen kaynaklar
bu kaynaklar doğru olabilir mi hemde zariyat 47 ye benzer bir ayetinde bu kitaplar arasında olduğu iddia ediliyor
O yaratışa Plazma ile başladı,dumanı yarattı.Tüm evren dumandan meydana geldi. O zaman evren Brahma’nın arzusuyla genişlemeye başladı ve gelecekte de genişlemeye devam edecek. Daha sonra O, yumurtanın altın parçasından ”Gökleri ve Yeri” yarattı. ( ayet numarası falan verilmemiş yada kaynak ) sadece brahma purana geçtiği iddia ediliyor
Vishnu Purana:2:8 = "There is in truth neither rising nor setting of the sun, for he is always; and these terms merely imply his presence and his disappearance."
Güneş gerçekte ne batar ne de doğar,bu her zaman böyledir; ve bu terimler(doğmak-batmak) sadece onun görünmesini(sabah) ve kaybolmasını(akşam) ima eder.
Böyle bir şey yazmıyor. Yalan.
Brahmanda Purana:8:8= "The magnitude and the movement of the planets dependiing on the sun are mentioned."
Gezegenlerin büyüklüğü ve hareketlerinin Güneş'e bağlı olduğundan bahsedildi.
Bu da yazmıyor.
Brahmanda Purana:12= "Presided over by Dhruva,the sun takes up water and showers it."
Dhurva'nın yönetimindeki Güneş,suyu yukarı çeker ve ona döker(yağdırır).
Bu da yazmıyor. Farklı bir yerde ise şu yazıyor:
Vishnu Purana 2.8: The Sun draws water from Akashganga (the Milky Way) also and causes it to rain on earth at once. That water is so sacred that mere touch of it destroys all the sins. The rains that fall during Nakshatras like Kritika; Rohini, Addra etc. come from the water of Akashganga.
3.2.7 Description of Celestial Worlds
Maitreya says- "O Brahmin! Kindly narrate now about the celestial worlds and the position of stars and planets there."
Parashar says- At a height of 1,00,000 Yojans above the earth is the sphere of the Sun. 1,00,000 Yojans above it is the sphere of the Moon and 1,00,000 Yojans above it is the sphere of the stars. At a height of 2,00,000 Yojans above, the sphere of stars is Buddh (Mercury) and 2,00,000 Yojans above it is Shukra (Venus). Above Venus are Mangal (Mars), Brihaspati (Jupiter), and Shani (Saturn) at respective heights of 2,00,000 Yojans each. 1,00,000 Yojans above the Saturn is Saptarishi and 1,00,000 Yojans above it is the sphere
of Dhruv. It appears as the centre of a bright ring. One crore Yojans above Dhruv is Maharloka where sages like Bhrigu etc. live. Two crore Yojans above Maharloka is Janaloka where Brahma’s sons Sanakaadi Kumars live. At a height of 8,00,00,000 Yojans above
Janaloka is Tapaloka live deities named Vairaaj who are never consigned to flames. Twelve crore Yojans above Tapaloka is Satyaloka which is also known as Brahmaloka. Only immortal beings live there.
Burayı da ben ekleyeyim. Gezegenlerin ve yıldızların konumu ?
“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
(Kehf 23-24)
Brahmanda Purana:12= "Presided over by Dhruva,the sun takes up water and showers it."
Buda yazmıyor ne anlamda yani kitabın içinde öyle bir şey yok mu gükendimi eklemiş aynı zamanda hindu kısmında epey bir şey eklemiş levha tektoniği falan onlarada bir el atarsanız sevinirim hindu kaynakları hakkında yazılar ve ayetler atılmış oradakilere ne diyebiliriz
https://dinsizdeist.blogspot.com/2011/02/daglarn-olusumu-ve-levha-tektonigi_27.html buda levha tektoniği
Ay üzerindeki ışınlar Güneş'e bağlıdır(Ay ışığı güneşten alır).
Brahma denizler arasına engel koydu,onlar karışmazlar.
Aslında bilimsel olarak karışmama gibi birşey söz konusu değildir fakat Kur'an'ın bu düşünceyi nereden aldığını görmüş olalım.
Brahma ilk dönemde kara kütlelerini yaratıp dağıttı.
Brahma ikinci aşamada bütün dağınık kara kütlelerini birbirine monte etti(Hepsini tekrar birleştirdi).
Üçüncü aşamada kara kütlelerini tekrar dağıttı,Narayan Aryalar için son şeklini vermeye karar verdi.
Milyonlarca yıl bu oluşumun etkileri devam edecek ve Kara Kütleleri çok yavaş bir şekilde hareketlerini koruyacaklar(hareket edecekler
Puranalarda aynı zamanda oldukça gelişmiş fikirlerin izlerine de rastlanır.Örneğin su döngüsü Ramayana’nın Aditya Hridayam’ında tam da günümüz verileriyle uygun bir şekilde grafiksel olarak açıklanmıştır.Mahabharata da birçok modern gerçekten bahseder.Örneğin 3.42.24. ayette yıldızların aslında çok büyük olduklarından ve mesafelerinin uzaklığı sebebiyle küçük göründüklerinden bahsedilir.İlginç bir şekilde Mahabharata küçük şeyleri büyük gösteren büyüteç gibi bir aletten de bahseder.Belki de M.Ö 1400 yılında Güney Amerika’da bulunan konkav lens tipi nesneleri göz önünde tutarak anmıştır.
Ayrıca Vishnu Purana oldukça doğru bir şekilde gelgitleri açıklamıştır: ‘‘Büyün okyanuslarda suyun miktarı her zaman aynı kalır,artmaz veya azalmaz;ama tıpkı bir kazandaki su gibi,ısıya maruz kalması durumunda genişler,aynı şekilde okyanus suları da Ay’ın yükselmesiyle birlikte kabarır.
Birbaşka dikkat çekici bilgi Markedanya Purana’nın 54:12. ayetinde şöyle verilir;
Dünya kutuplarda düzdür(basıktır) ve ekvatorda şişkindir,kusursuz bir küre değildir.
Vishnu Purana çok açık bir şekilde Aitareya Brahmana’dan yaptığı bir alıntıda dünyanın antipotlarından ve dünyanın dönüşünden bahseder.Ek olarak Hindu metinleri Ay’ın evreleri ve alacakaranlığın nedeni ile gökyüzünün aslında mavi olmayıp güneş ışınlarının dağılımından dolayı mavi gözüktünü de söyler(Markedanya Purana 78.8 ya da 103.9. ayetlere bakabilirsiniz).
Basitçe söyleyecek olursak sıklıkla Güneş’in Güneş sisteminin merkezinde olduğundan bahsedilir(Markedanya Purana 106.41).
Bu kısacık çeviri bile Hindu metinlerinin bilgelik dolu olduğunu anlatmaya yeter sanırım.Ayrıca Dick Teresi ''Kayıp Keşifler:Modern Bilimin Antik Kökenleri'' isimli kitabında şunları yazar;
Isaac Newton'dan yirmi dört yüzyıl önce Hintli Rig-Veda evreni bir arada tutan şeyin çekim kuvveti olduğunu yazmıştır.
Sanskritçe konuşan Ari Irkı,Yunanlılar dünyanın düz olduğuna inandıkları bir dönemde yeryüzünün bir küre şeklinde olduğu düşüncesini benimsemişlerdi.
M.S beşinci yüzyıl Hintlileri bir şekilde dünyanın yaşının 4.3 miyar yıl olduğunu hesaplamışlardı.
Teleskopsuz olsa bile ,Kopernik'ten uzun zaman önce antik Hintliler dünyanın Güneşin etrafında döndüğünü ve Kepler'den bin yıl önce gezgenlerin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu biliyorlardı.
Bir antik dönem Sanskritçe mısrası çok sayıda Güneş düşüncesinden bahsetmektedir:
''Sarva Dishanaam Suryaham Suryaha,Surya'' bu mısra kabaca tercüme edildiğinde ''Tüm yönlerde Güneşler vardır,gece gökyüzü onlarla doludur''. anlamına gelmektedir.Bu erken dönem gökyüzü izleyicilerinin görülebilir yıldızların Güneş türüne benzer olduğunu anlamış olabileceklerini ortaya koymaktadır.
Erken dönem Hint metinleri arasında,ilahi şiirsel bir biçimde yazılmış olan,astronomi ve matematik üzerine tezler içeren siddhantas bulunmaktadır.O,hem bir bellek oluşturma amacıyla,hem de sanat ve bilim olgusu olarak yazılmıştır.18 erken dönem siddhanta'nın 5 tanesi Surya-Siddhanta adıyla anılmakta ve Hint astronomisi üzerine erken dönem metin niteliği taşımaktadır.Onlar M.Ö 400 dolaylarında yazılmıştır.Surya-Siddhanta antik dönem Mezopotamya trigonometrisinin temel bir sorunu olan gezegenlerin yörünge eksenlerinin bulunması için bir yöntem içermektedir.Surya-Siddhanta'da gezegenlerin hareketlerine ilişkin olarak gezegenlerin birbirini çekmeleri ve itmelerinden bahsedilmektedir.Bu çekim kuvvetine ilişkin erken dönem bir düşüncedir.Çekim kuvveti sözcüğünün Sanskritçe karşılığı ''gurutvakarshan''dır.Akarshan çekilmiş olmak anlamına gelmektedir.Erken dönemlerden itibaren,dilin kendisi bu kuvvetin karakterinin çekim olduğunu yansıtmıştır.
Bazı bilim adamları Kopernik,Galileo ve Newton'dan bin yıl önce güneş-merkezlilik ve yerçekimi kavramlarının bu erken dönem metinlerinde yer aldığını tartışmaktadır.Surya-Siddhanta 'da Vedalar Güneşin tüm dünyaların babası olduğuna inanmaktadır;o varlık nedeni olarak görülmektedir.
M.S 425 dolaylarında Paitamahasiddhanta dünyasal ve göksel kürelerin ve gezegen hareketlerinin geometrik modellerinin ifade edildiği bir metin olmuştur.Metin temel düz-dünya modelini alır ve onu küresel evrene dönüştürür.Burada sabit bir hız yerine herbir gezegenin birbiriyle etkileşim halinde olduğu bir durumdan bahsedilmektedir.
Kerala şehrinde doğmuş olan genç Hintli gökbilimci Aryabhata 499 yılında ''Aryabhatiya'' adlı Matematik ve Astronomi üzerine yazdığı tezi ortaya koymuştu.Aryabhatiya Hint matematiğinin o döneme kadar olan gelişiminin bir özetiydi.Ayrıca,astronomi,küresel trigonometri,aritmetik,cebir,düzlem trigonometrisini de içeriyordu.Aryabhata'nın temel amaçlarından birisi Hint astronomisinin karmaşık hesaplamalı matematiğini basitleştirmekti.O,bunun için pratik bir amaca sahip olmuştu: Ay ve Güneş tutulmalarının öngörülmesini daha kolay kılmak ve göksel yapıların hareketlerinin daha kolay anlaşılabileceği bir Hint takvimi oluşturmak.
Bu süreç içinde Aryabhatiya uzaydaki gezegenlerin konumlarının yeni bir savını ortaya koymuştur.O,göksel yapıların görünür dönüşlerinin yeryüzünün eksen dönüşüne göre olan durumunu içermektedir.Aryabhata pek çok alanda devrimsel bir düşünür olarak gezegenlerin yörüngelerinin, güneş ile gezegen arasındaki değişen uzaklıklarını vermiştir.Onların yörüngeleri temel olarak dünya-güneş yörüngesini uzaklık terimleriyle belirmektedir. O ay ve gezegenlerinin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu kavramıştır.Aryabhata ay tutulmasının nedeninin dünyanın gölgesi olduğunu yazmıştır.O döneme kadar bunun nedeninin Rahu adlı bir şeytan olduğuna yaygın olarak inanılırdı.Onun yılın uzunluğu için bulduğu değer 365 gün,6 saat,12 dakika ve 30 saniyedir.Bu gerçek değerin çok üzerinde olan bir tahmindir;gerçek değer 365 gün ve 6 saatten biraz azdır.Başka bir gökbilimci olan Bhaskara,yüzyıl sonra Aryabhatiya üzerine yazdığı yorumda şöyle demiştir:
Aryabhata, matematik,kinetik ve küre bilimi sonsuz bilgisinin denizinin en derin noktalarına inerek onu kıyıya çıkarmayı başarmış bir ustadır.
Aryabhatiya 13. yüzyılda Latince'ye çevrilmiştir.Bu çeviri boyunca Avrupalı matematikçiler üçgenlerin alanlarını ve kürelerin hacimlerini hesaplamanın yöntemlerini öğrenmişlerdir.Ay ve güneş tutulmalarının nedeni hakkındaki açıklamalar ve ay ışığının kaynağı Avrupa'da çok fazla heyecan yaratmamıştır.Çünkü bu dönemde onlar Kopernik ve Galileo'nun araştırmalarından bunları öğrenmiş bulunuyorlardı.Ancak Aryabhata'nın Avrupalı bilim adamlarından bin yıl önce yaşamış olduğu ve bu düşünceleri o zaman kavramış olması onun başarısını ortaya koymaktadır.
628 yılında,antik Hint gökbilimcilerinin en başarılılarından biri olan Brahmagupta,Brahmasphutasiddhanta(Evrenin Açılımı) yapıtında kendi gökbilimsel sistemini ortaya koymuştur.Brahmagupta antik Hindistan'ın matematik merkezi olan Ujjain'deki astronomi gözlemevinin başı olmuştur.Burada güçlü bir matematiksel astronomi oluşturmak amacıyla Varahaminhira gibi büyük matematikçiler çalışmıştır.
Brahmasphutasiddhanta 25 bölüm içermektedir.Bunların ilk on tanesi gezegenlerin yörüngeleri,ay tutulmaları,güneş tutulmaları,doğuşlar ve batışlar,ayın evreleri,ayın gölgesi,gezegenlerin birbiriyle olan konumları ve sabit yıldızlar ele alınmıştır.Diğer 15 bölüm ikinci bir çalışmayı biçimlendiriyor gözükmektedir.Burada matematiğin astronomi üzerine uygulanmasının yöntemleri anlatılmaktadır.Brahmasphutasiddhanta'nın büyük bir bölümü 770'lerin başlarında Arapça'ya çevrilmiştir ve gökbilimci Yakup İbn Tarık tarafından çeşitli çalışmaların temeli olmuştur.1126'da o Latince'ye tercüme edilmiştir.Bu çalışma Batı astronomisinin Hint-Arap aşamasının temelini oluşturmaktadır.
Higgs alanı yüzyıllarca önce antik Hindistan'da gösterilmiştir.Bu,maddesel dünya içinde nesnelere ağırlık veren bir yanılsama örtüsü olarak tanımlanabilecek ''maya'' adı verilen bir yapıdır.
Hem antik Hintliler hem de ön-Sokratik Yunanlılar mantık aracılığıyla farklı mantıksal yollar izleyerek atomlar üzerine kendi inanışlarına ulaşmışlardı.Demokritos basit olarak maddenin bölünemeyen parçacıkları olarak atomların var olması gerektiğini öne sürmüştü.Büyülü bir bıçak ile bir peynir parçasının git gide daha küçük parçalara ayrıldığını düşünün.Onu sonsuza kadar kesebilir misiniz?O, hayır sonucuna ulaşmıştır.Nihai olarak,siz atoma ulaşırsınız.Ancak bu yalnızca bir varsayım,iyi bir tahmindir.Neden sonsuza dek kesemeyelim ki?Hintliler aynı sonuca farklı rota izleyerek ulaşmışlardır.Bir dağ ile bir köstebek yuvasını ele alın demişlerdir.Hangisi daha çok parçacığa sahiptir?Açık bir şekilde, dağ.Bu onu sonsuza dek parçalayamayacağımızı gösterir.Çünkü sonlu, bölünemeyen bir parçacık vardır.Eğer parçacıklar bölünemeyecek kadar küçük ise, dağ ve köstebek yuvası eşit parçacık sayısına sahip olacaklar, ve onlar herhangi gerçek anlamlarını kaybedeceklerdir.Yine bir varsayıma ulaşılmıştır fakat bu kez Demokritos'un tahmininden daha sıkı bir düşünce yapısı vardır.Ve Hintliler, Demokritos'tan farklı olarak sonlu oluşumların gelişmemiş,ilkel bir anlayışını ortaya koymuşlardır.
Aristo'dan yaklaşık bin yıl önce,Vedik Ariler dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü iddia etmişlerdi.Arunachalan tarafından tercüme edilen bir Rig-Veda yazısında; ''Güneş,güneş sisteminin merkezinde bulunmaktadır'' ifadesi yer almaktadır.Bir öğrenci ''Dünyayı havada tutan varlığın doğası nedir?'' diye sormuştur.Öğretmen yanıt verir, ''Risha Vatsa'ya göre, Dünya'yı uzayda tutan şey Güneş'tir''.Bu ifadeler çekim kuvvetinin modern düşüncelerinin ipuçlarını taşımaktadır .
Ortaçağ'daki jeoloji tarihi kısa bir tarihtir.İki akademisyen öne çıkmaktadır:Varahaminhira ve Vagbhatta.Varahaminhira (M.S 499-587) Kapitthaka (bugünkü Kapitha)'da doğmuştur.Burası orta Hindistan'da büyük bir kültür merkezidir.Varahaminhira'nın 106 bölümlük Brhatsamhita (Büyük Özet) kitabı coğrafya,meteoroloji,botanik,tarım,takvim ve mücevher bilimi konularını kapsamaktadır.O, başka şeylerin yanı sıra depremlerin yerleri konusunda teoriler oluşturmuştur.Depremlerin oluşumunda Ay'ın bir faktör olduğu iddiasında bulunmuştur.O, dünyanın yuvarlak olduğunu öne sürmüştür ve değerli taşların zaman içinde kayalrın başkalaşımı ile meydana geldiğini savunmuştur.Daha sonraları, Vagbhatta (M.S 1300) değerli taşlar,metaller ve alaşımları kapsayan mineral sınıflandırmasının bir sistemini geliştirmiştir.
Gördüğünüz gibi Hint bilgeliği dehşet verici.Ayrıca bu alıntılar(Teresi'den ve Linkini verdiğim kitaptan olan alıntılar) benim ''Purana ve Vedaların Mucizeleri'' isimli kategorimde yayınladığım ayetleri aldığım kaynağa güvenebileceğimizi gösteriyor zira birkaç şeyi bu alıntılardan kontrol edebiliyoruz.Maddeleyelim;
- Dünyanın kutuplardan düz olduğunu söyleyen Markedanya Purana ayeti,
- Su döngüsü,
- Dünyanın küremsi olması ve dönmesi,
- Gökyüzünün gerçekte mavi olmayıp,Güneş ışınlarından dolayı mavi gözükmesi,
- Güneş'in çekim gücü ve sistemin merkezi olduğu,
- ''Tüm yönlerde Güneşler vardır,gece gökyüzü onlarla doludur'' ayeti birebir diğer mucizeleri aldığım kaynakta yazdığı gibi...
Ve daha buraya almamış olabileceğim birçok şey.Bunların
ayeıca bu kişi bir çok hint bilgininin çok fazla buluş bulduğunu iddia ediyır bunlara ne dersiniz
Kitabın içinde öyle ayetler yok. İstersen Puranas English PDF yazarak bakabilirsin.
“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım” deme! Unuttuğun takdirde rabbini an ve “Umarım rabbim bana, doğruya bundan daha yakın yolu gösterir” de.
(Kehf 23-24)