
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Dillerin doğuşu, bu kadar çok ve farklı dillerin dünya üzerinde bulunması hakkında ne düşünüyorsunuz? Kimileri ünlem, iş, güneş gibi teoriler ile açıklıyor. Allah meleklerden farklı olarak insanı yarattı, insana eşyanın ismini öğretti yani dili. Sonra Babilin kulesi meselesinde olduğu gibi bir nedenden pek çok dil yarattı. Ve bu dilleri yeryüzünde dağıttı. İnsanları farklı ırk ve diller üzere şekillendirdi. Bu süreçteki fikirlerinizi ve çalışmalarınızı merak ediyorum. Saygılar...
Dilin kökeni konusu evrimin kendisi kadar komplike ve açıklanması zor. Nasıl ki insan evrimi hakkında henüz bulabildiğimiz birkaç insan fosilinden başka birşey bilmiyorsak, ayrıntılarına sahip değilsek, işte dilin evrimi konusunu da o kadar bilmiyoruz.
Kuran'a göre ilk insan Hz Adem ve çocukları dili kullanabiliyordu. Fakat bilim insanları Hz Adem'i kendi kurdukları denkleme pek katmadan evrimsel gelişmeyi açıklamaya çalışır. Dillerin evrimini de böyle açıklamaya çalışıyorlar. çeşitli teoriler geliştiriyorlar. Fakat insanın evrimi hakkında bilgileri arttıkça dönüp dolaşıp Kuran'ın sözünü tasdik edecekler. Bunu zaman gösterecek.
Bilim adamlarının teorilerini şu yayından kopyalayıp aldım: Kerimoğlu, C. (2016). DİLİN KÖKENİ ARAYIŞLARI I: DİLİN KÖKENİYLE İLGİLİ AKADEMİK TARTIŞMALAR. Dil Araştırmaları, (18), 47-84.
DİLİN KÖKENİ
Dilin kökeniyle ilgili yaklaşımlar Altınörs (2003) tarafından altı başlıkta ele alınmıştır:
- Mitolojik/teolojik açıklamalar,
- Mimolojik/spekülatif açıklamalar,
- Kültürel/antropolojik açıklamalar,
- Empirist/behaviorist açıklamalar,
- Rasyonalist/nativist açıklamalar,
- Evrimsel/biyolojik açıklamalar.
Bu çalışmada ise daha önce yaptığım sınıflamaya (bk. Kerimoğlu 2014) uyarak söz konusu açıklamaları biyoloji temelinde ikiye ayırıyorum. Çünkü günümüz incelemelerinde dilin kökeni konusu insan türünün gelişimi ve özellikleri üzerinden ele alınmaktadır. Biyoloji dışındaki açıklamalar, ampirik olmadıkları için bilimsel olmaktan çok, spekülatif olarak nitelendirilirler. Bir sonraki başlık altında biyoloji üzerinden yapılan tartışmalar daha ayrıntılı yer alacak. Şimdi biyolojinin 20. yüzyıldaki gelişiminden önce ortaya atılan hipotezleri görelim (bk. Kerimoğlu 2014):
Dinî açıklamalar, mitler, doğa taklidiyle ilgili yorumlar ve ihtiyaca dayalı görüşler biyolojik ilerlemeler öncesi görüşler grubunda yer alır. Din ve mitolojiyi bir tarafa bırakacak olursak uzun süre doğa taklidine dayanan yansıma görüşlerinin alana hâkim olduğunu görürüz. Yukarıda kronolojik olarak sıralanan isim ve görüşlere bakıldığında bu durum açık bir şekilde ortaya çıkar.
Yansımaya (onomatopoeia) dayalı görüşler şunlardır:
- Ding-dong varsayımı (Ding-dong hypothesis): İnsanın gerçek yaşamında duyduğu çeşitli seslere refleks olarak çıkardığı seslerden dilin doğduğunu ileri süren bir teoridir. Buna göre insanlar nesnelere isim verirken bu nesnelerin çıkardığı seslerden hareket ederek onlara ad vermiştir. Platon ve Pythagoras bu görüştedir. Bu açıklamanın sorunu ses çıkarmayan varlıklara nasıl ad verildiğidir. Örneğin taş ses çıkarmaz.
- Hayvan taklidi varsayımı (Bow-wow hypothesis): Bu görüş insanların hayvan seslerini taklit etmesiyle dilin ortaya çıktığını ileri sürer. Miyav, hav Bu açıklamanın sorunu, dünya dillerinde hayvan seslerinin aynı olmamasıdır. Örneğin İngilizcede koyunlar “ba-ba”lar, ancak Türkçeler “me”ler. İngilizcede köpek bow-wow, Çincede wu-wu, Japoncada wan-wan, Rusçada gaf-gaf biçiminde “havlar”.
- Ünlem varsayımı (Pooh-pooh hypothesis): İnsanın acı, mutluluk, heyecan gibi durumlarda çıkardığı ünlemlerin dili oluşturduğunu ileri sürer. Bu açıklamada da benzer bir sorun vardır. Acı duyulduğunda Türkçede ah denirken İngilizcede aynı durum için ouch, Rusçada oi
- Müzik varsayımı (La-la hypothesis): O. Jespersen’in görüşü olan müzik teorisi, dilin oyun ve özellikle de şarkılardan doğduğunu ileri sürer.
- Jest-mimik varsayımı (Ta-ta hypothesis): Darwin’in ileri sürdüğü bir açıklamadır. Buna göre dil bir çeşit ağız pandomiminden ortaya çıkmıştır. İlk sözcükler el hareketlerinin dudaklarla gösterilmeye çalışılmasından doğmuştur. Daha sonra beden hareketlerinin taklidiyle dil zenginleşmiştir. Bu teorinin sorunu da kültürden kültüre beden hareketlerinin farklılaşmasıdır. Başı öne doğru sallamak bazı dillerde “tamam, evet” anlamındayken bazı kültürlerde “hayır” anlamına gelebilmektedir.
İhtiyaca dayalı görüşler ise şunlardır:
- İş varsayımı (Ye-he-ho hypothesis): İnsanların birlikte iş yaparken çıkardıkları seslerin dilin kökenini oluşturduğunu savunur.
- Emir varsayımı (Warning hypothesis): Bu teori insanların uyarı işaretlerini geliştirerek dili meydana getirdiklerini savunur. İnsanın diğer insanları uyarmaya çalışırken çıkan seslerden dilin ortaya çıktığını ileri sürer. Kalk, gel
- Yalan varsayımı (Lying hypothesis): Buna göre ilk insanlar gerçek durumlar için jest, bakış, ses gibi ögeleri kullanırken gerçek olmayan durumlar için yani yalan ve aldatma için dili bir araç olarak geliştirmiştir. Bu görüşün sahibi E. H. Sturtevant’tır. (Kökenle ilgili tarihsel bilgiler için bk. Özdem 1944, Johansson 2005, Fitch 2010).
- yüzyıldan itibaren dilin kökeniyle ilgili araştırmaların arttığını görüyoruz. Aithcison (1996) bu durumu dinsel dogmaların çöküşüne ve insan türünün hayvan dünyasındaki yeriyle ilgili yeterli çalışmaların yapılmasına bağlar. Gerçekten de 20. yüzyıldaki fosil kayıtları, genetik biliminin ileri incelemeleri dilin biyolojik temellerinin de olduğunu ortaya koydu. Oysa 18 ve 19. yüzyılda ileri sürülen yukarıdaki hipotezler bu veriler olmadan ortaya atılmıştı. Şimdi bu son veriler ışığında yapılan yeni bilimsel tartışmaları görelim.
- Dilin Kökeni ile İlgili Son Tartışmalar
1950’lerden sonra köken ile ilgili çalışmalar hız kazanmıştır. Dilin çok yönlü bir olgu olması, onu farklı disiplinlerin inceleme konusu yapmıştır. Özellikle antropoloji, biyoloji ve dilbilim uzmanlarının çalışmaları sonrasında hararetli tartışmaların yaşandığı gözlenir. Farklı alanlardan gelen farklı görüşler bilimdeki “en zor” problemin çözümüne dair umutları canlı tutmaktadır. Dilin kökeni konusunu hangi disiplinlerin hangi yönden incelediği aşağıdaki tabloda görülebilir (Christiansen- Kirby 2003c):
Dilbilim dışındaki bilimler konunun farklı yönlerini araştırmaktadır. Ancak konu dil olmasına rağmen dilbilimin bu alanda çok sonraları çalışma yürütmeye başladığını da belirtmek gerekir. Bu, çok tuhaf bir durumdur. Dilbilimcilerin dilin kökeni konusundaki uzun süren sessizlikleri nedeniyle konuyla ilgili ilerlemeler nörolojiden arkeolojiye başka alanlardaki bilim adamlarından öğrenilebilmektedir. Özellikle Evrensel Dilbilgisi teorisinin ortaya atılmasından sonra “Tüm insanlarda ortak bir dilbilgisi varsa bu, nasıl oluştu?” gibi bir sorunun sorulup bununla ilgili çalışmaların kuramsal dilbilimcilerce araştırılmaması yadırgatıcıdır. Dilbilimciler arasında Chomsky’nin köken konusunu gereksiz bulmasının diğer dilbilimciler üzerinde cesaret kırıcı bir etkisi olduğunu ifade eden Newmeyer (2003) birörnekçilik (uniformitarianism) anlayışının da köken araştırmalarında engel oluşturduğunu savunur. Çünkü bu anlayışa göre tüm dünya dilleri birbiriyle eşittir ve dilbilgisi ile dili konuşanların kimliği, hayata bakışı, kültürü arasında doğrudan bir ilişki kurulamaz. Birörnekçilik tüm dillerin temelde aynı özellikler gösterdiğini (sesbirimler, biçimbirimler vb.) savunurken hangi dilin ilkel, hangi dilin gelişmiş olduğu ile ilgilenmeyi doğru bulmaz. Evrensel Dilbilgisi teorilerinden sonra konuya olan ilginin artmaya başladığını sevindirici bir gelişme olarak kaydetmek gerekir (Newmeyer 2003:56-58, 60-64, 75).
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.