
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
Geçtiğimiz 18 Mart Çanakkale zaferimizin yıldönümü olduğu gibi aynı zamanda büyük bir âlimimizin de vefatının seneidevriyesiydi.
Bir iktisat tarihçisi olan Mehmet Genç çalışmalarını daha çok Osmanlı iktisadı ve sosyolojisi üzerine yoğunlaştırmış; Osmanlı ekonomisi, Osmanlı iktisadi sisteminin kapitalizmle münasebeti üzerine oldukça derin araştırmaları olan birisi. Geçmişten günümüze, özellikle son yüzyılda bu mevzular ve etrafında dönen birçok konu üzerinden oluşturulan birçok spekülatif ve modernist yorumu yıkmış ve Osmanlı devleti hakkındaki birçok yanlış anlaşılmayı gidermiş bir büyük âlim kendisi.
Bugün buradaki asıl gayem size Mehmet Genç'in hayat hikâyesini anlatmak değil. Dileyen yeterli malzemeye internet üzerinden ulaşabilir. İslam Ansiklopedisinde kendisi için bir madde halihazırda hazırlanıyor imiş. Benim bugün anlatmak istediğim, Mehmet Genç'ten ilham alarak yaşadığım bir olay olacak inşaallah.
Vefatı münasebetiyle araştırma yaparken kendisiyle yapılan bir röportajla karşılaştım ve o söyleşideki bazı tecrübeleri beni etkiledi. Röportajın linkini de aşağıya bırakacağım için beni etkileyen kısımlarından birkaç pasaj alıp bunu asıl mevzuya bağlayacağım... Mehmet Genç gençlik yıllarında bizler gibi sorgulayan birisiymiş ve bir zaman gelmiş; imani vesveselere gark olmuş. Çünkü kendisi Müslüman bir muhitte yetişmesine karşın okumak için geldiği İstanbul'daki ortam onun bazı düşüncelerini sorgulamasına yol açmış. İmani vesveselere düçar olduğu bir zamanda yaşadığı bir tecrübe ise Rabbimin azametini bana hatırlattı. Mehmet Genç şöyle diyor:
İnancımı sorguladığım zamanlar oldu
İktisada yönelmeden önce Nietzsche ve özellikle Schopenhauer gibi felsefecileri okuyan Genç, felsefeyle birlikte hayatı ve inancını sorgulamaya baslar. Fakat sorularının cevabını Kur’an’da bulur: “İslam’ın bize öğrettiklerinin hakikat olup olmadığını merak ediyordum. Okulun mescidinde Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an tefsirinin ciltleri vardı. Bir gün ikindi namazını kılarken kafamda, ‘Allah gerçekten var mıdır? Peygamber hak mıdır?’ soruları dönüp duruyordu. Namazdan sonra bitkin halde seccadeye çöktüm. Ümitsiz halde yanı başımdaki tefsir ciltlerinden birini aldım ve rastgele açıp parmağımı bir ayete koydum. Ayet mealen şöyleydi: ‘İnancınızdan şüpheniz olsa bile ibadeti bırakmayın. Ona devam edin. İnancınızı o düzeltir.’ O günden sonra bir daha inancımı sorgulamadım.”
Okuduğum bu röportajından birkaç gün sonra bir olay yaşadım. Gece yarısı Facebook'a girmiştim. Yıllarca dostum arkadaşım dediğim, liseden beri tanıdığım birisi hesabında bir ilahiyatçı üzerinden İslam'ı alaya alan bir paylaşımda bulunmuştu. Beynimden vurulmuşa döndüm. Hiç beklemeyeceğim bir insandan hiç beklemeyeceğim bir paylaşım görmüştüm. Kendi kendime "Demek bu kadar düşebildin" dedim. İlk başta karşılık vermeyi ve haddini bildirmeyi düşündüm ancak bu noktada gireceğim bir tartışmanın onun istihzası karşısında yersiz olacağını hissettim. Onu en başta zihnimden sildim, daha sonra ona dair ne varsa (telefon numarası, sosyal medya vs.) onları sildim. Belki bunu anlık bir öfke ile, belki bir refleksle yaptım bilmiyorum. Ancak bu saatten sonra onunla herhangi bir münasebetimin olması imkansızdı.
Bu olayın ardından aklıma Mehmet Genç'in yaşadığı tecrübe geldi...hikmet bu ya... Gözlerimi kapattım. Raftan Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinin ciltlerinden herhangi birini çektim. Bir sayfa açtım. Parmağımı koydum. Açtığım sayfada Hud suresinin 7. ve 8. ayetleri vardı. Hikmet bu dedik ya...bir de ne göreyim...
Kuran-ı Kerim'de Buyuruldu ki:
(Hud Suresi, 7) O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.
(Hud Suresi, 8) Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
"Alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur" kısmı ile bu sefer tekrar beynimden vurulmuşa döndüm. Ama bu sefer iyi manada... sonra yüzümde bir tebessüm ve derin bir iç çekerek dedim ki:
"Ya Rabbiii sen ne büyüksün ! لا حول ولا قوة الا بالله العلي العظيم، لا حول ولا قوة الا بالله العلي العظيم"
Aslında buna benzer birçok hadise yaşadım. Bu ilk değildi. Eğer böyle bir tecrübesi olup anlatmak isteyen arkadaşlar olursa memnuniyetle dinlerim.
Son olarak yazıma son verirken Mehmet Genç'in söyleşisinde dikkatimi çeken başka bir pasajı da eklemek istiyorum aşağıya. Pasaj ilim nedir ne değildiri anlatıyor:
Asistanlığını yaptığınız Ömer Lütfi Barkan’ın şahsında bir ilim adamı nasıl olur gördüm diyorsunuz. Bir ilim adamı nasıl olur?
Doğrusu Barkan’ı tanımadan ilim adamı nasıl olur bilmiyordum. Evet, tabii üniversitede hocalarımız vardı, okuduğumuz, derslerini dinlediğimiz. Onların arasında bilgi sahibi olanlar da vardı ama ilim sahibi adam yoktu. Bizim Türkler hâlâ ilim deyince, ilmi yazan ecnebileri okuyup öğrenip, âlim olduklarını düşünürler genellikle. Hâlbuki ilim, ilim adamlarını okuyarak kazanılabilen bir şey değildir. Bilginin sınırlarında dolaşmak lazım, akıncı gibi, meçhule doğru… Barkan böyleydi, bilmediklerini kendi gayretiyle bilmek isteyen, araştıran bir insandı. Onun için gece gündüz çalışıyordu. İlimden başka bir kaygı taşımıyordu. Sonra okuduk, bunun ayet olduğunu öğrendik. O zamanlar bunu bilmiyorduk: “İlmi isteyene veririm.” demekle ne kastedildiğini, haddimiz olmayarak sonradan anladık. İlim istemek için hakikaten onunla hemhâl olmak, fenafil ilim olmak gerek. Onu gerçekten isterse insan, ancak ulaşabilir. Barkan öyleydi, gecesi gündüzü araştırdığı konu ile yaşamaktan ibaretti. O bir şans oldu benim için…
Kaynaklar:
https://www.dunyabizim.com/soylesi/mehmet-genc-in-hayati-ve-ilim-yolculugu-h28074.html
https://www.sabahulkesi.com/2015/08/06/mehmet-gen%C3%A7-ile-s%C3%B6yle%C5%9Fi/
Allah kulları ile konuşur sürekli. Yeter ki kul da ona gerçekten yönelsin ve duymaya hazır olsun. İşte bu tefeül sizin hazır olduğunuzu göstermiş. Benim de böyle çok hatıralarım var. Hatta bunları yazdığım bir defterim de var ama çok özel konular olduğu için bende saklı.
Size yardımcı olan insanlara bir teşekkürle de olsa
karşılık vermeniz iyiliğe karşı bir nezaket kuralıdır.
Forumda sizlere yardımcı olan arkadaşlarımıza
teşekkür edin ki iyilik devamlı olsun.
çok özel konular olduğu için bende saklı.
Benim de böyle düşünerek hiç anlatmadığım anekdotlar var ama bugün birini genç kardeşlerime bir faydası olur diye anlatmak istiyorum.
Elest bezmi için farklı anlatımlar mevcut biliyorsunuzdur. Şimdilik benim aklıma en çok yatan ilk kez Süleymaniye Vakfından dinlediğim ergenliğe doğru gencin sürekli bir anlam arayışı içinde olması ve sonunda bir karar almasıdır.
O evrelerde ailem müslüman olmasaydı, kendi aklımla İslam'ı bulabilir miydim, diye kafaya çok takmış, internet olmadığından kısıtlı imkanlarla dinleri araştırmaya çalışmıştım. Bu hal bir iki yıl sürdü. Sonunda İslam'dan başka bir din aklıma yatmadı. İmanım çok kuvvetlendi. O kadar kuvvetlendi ki bundan daha öte bir iman olamaz diyordum.
14-15 yaşlarındaydım. Güzel bir ilk yaz gününde balkonda otuyordum. İmansızlık nasıl bir şeydir ki diye meydan okurcasına bir takıntı haline girdim. Kulunu mutmain etmek isteyen Yüce Rabbim, içimde iman namına ne varsa bir anda hepsini söküp aldı. İçimde kocaman, koskocaman bir karanlık kaldı. İçim dediğim şey her ne ise, o kadar kocaman ve o kadar baş döndürücü bir şey olduğunu o gün öğrendim. Yaşamak bir anda olabildiğince anlamsızlaştı. Bir şeylere sahip olmak gereksizleşti. Hayat anlamını kaybetti.
Şükürler olsun ki bana uzun gibi gelse de kısa sürdü bu durum yani sanırım. İçim tekrar eskisi gibi oldu. O dehşeti yaşamayan anlayamaz, yaşayan anlatamaz. Ben o yüzden ateistlere biraz yaralı gibi bakarım. Onlar sanırım o boşlukta takılıp kalanlar. O hal ile yaşamaya zamanla alışılıyordur. Hatta olmayan bir yaratıcıya inanarak bir yalanı yaşamaktansa, olayı olduğu gibi kabullenip bu zindanda yaşarım, bu daha dürüstçe diye şeytanın gazına da geliyorlardır. Ya da içlerine bakmadan hayat gailesine dalıp gidiyorlardır.
68 doğumlu, 4 yetişkin çocuklu, çalışan bir anneyim. Mühendisim. Tek ilgi alanım Kur'anı Kerim. Diğer ne varsa Kitabımı daha iyi anlamamı sağlar umuduyla ilgileniyorum. bvyserpilyucel@gmail.com
@kurtulusberzan Benim de belirttiğim gibi böyle yaşadığım birçok hadise var ama mahrem diyelim. Bunu son zamanlarda yaşadığım olduğu için anlatmak istedim. Allah muhatabıyla hakikaten konuşuyor hocam. Hatta sürekli konuşuyor. Tabiata çıktığımızda, kendimizle başbaşa kaldığımızda..
olmayan bir yaratıcıya inanarak bir yalanı yaşamaktansa, olayı olduğu gibi kabullenip bu zindanda yaşarım, bu daha dürüstçe diye şeytanın gazına da geliyorlardır
Onlar da bir yaratıcının varlığını seziyorlardır Serpil hanım emin olun. Çünkü Allah her kulunun kalbine bunu ilka eder. Kişi sadece görmek istemez, inat eder "yok öyle bir şey!" diyerek kendini kandirabilir en fazla. Kör inat bu işte