
Forumdaki son iletiler
Son 15 cevap
Son 10 konu
[box type= align="alignleft" class="" width=""]
İyi bir B-Y forumu yazarı nasıl olunur:
- Öncelikle açacağınız konuya ne çok uzun ne de çok kısa ve konuyu çok iyi açıklayan bir başlık atmalısınız. Başlığı okuyan konuyu anlamalı. Daha sonra mesajınızı uzun olarak, ayrıntılandırarak yazmalısınız. Mesajı ayrıntılandırmaktan kaçınmayın, ne dediğimi herkes anladı diye düşünmeyin. Çünkü yazar öyle sansa bile, okuyucu çoğu zaman kısa yazılardan ne denmek istendiğini anlayamıyor.
- Konu açarken konu başlığını çok kısa veya uzun girmemelisiniz ve konuyla alakalı bir başlık olmalı. "Yardım edin", "Bir sorum var" gibi konunun içeriğini anlatmayan başlıklar olmamalı. Veya soruyu uzunca başlık kısmına yazmamalısınız. Başlık atarken kendinizin bu konuyu Google'da nasıl aratacaksanız o şekilde bir başlık atmanız uygun olur. Örneğin karışmayan denizleri Google'da aratan kişi "Birbirine karışmayan denizler" olarak aratır.
- Ayrıca telefondan yazsanız dahi noktalama işaretlerini kullanarak yazın ki yazdıklarınız anlaşılır ve kaliteli olsun ve cevap gecikmesin.
- Her konuyu ilgili forumda açınız. Örneğin dini soru soracaksanız "Bir sohbet aç" forumunda açmayınız.
- Her konu için ayrı konu başlığı açalım. Bir konu başlığı altında daldan dala konmayalım. Bir konuyu tartışırken aklımıza yeni bir konu gelirse, yeni bir konu olarak açalım.
- Kanunlara aykırı olarak yapılan yorumları haber vermek için yorumun altındaki rapor butonuna tıklayınız. Detaylar Kullanım koşullarında.
Üye olamıyorum: Üyelik adınızı İngilizce karakterlerle ve boşluk olmadan oluşturunuz. Sonra e-posta adresine gelen doğrulama linkini tıklayınız. E-posta gelmediyse spam veya gereksiz kutusuna bakınız.
[/box]
İlk mabed Kâbe mi ?
İddia : Ali İmran 96. “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke´deki evdir.” Ayete göre yeryüzündeki ilk mabedin Kâbe olduğu söyleniyor. Kabeyi inşa eden Hz. İbrahim de tahmini M.Ö. 2 bin yıllarında yaşamış bir peygamber. Oysa göbeklitepe kazılarında bundan daha eski M.Ö. 10 bin yılına ait ibadethane bulundu. Bu tarihsel bir çelişki değil mi?
Cevap : Bu ayette “bereket ve hidayet kaynağı” ilk ev deniliyor. Putperestlere ait bir yer nasıl hidayet ve bereket kaynağı olsun ? Birde Kâbe’yi Hz. İbrahim değil, ilk Hz. Adem yapmıştır. [ https://islamansiklopedisi.org.tr/kabe ] Bizim inancımızda ilk insan Hz. Adem olduğu için, ilk mabedin Kâbe olması gayet normal.
Defter soldan mı ? Sağdan mı verilecek ?
İddia : İnşikak 10-12. “Ama amel defteri kendisine arkasindan verilen kimse: “Mahvoldum” diye bagirir ve cilgin alevli cehenneme girer.” Hakka 25. “Kitabı sol tarafından verilene gelince, der ki:" Keşke, bana kitabım verilmeseydi!" İlk ayetlerde cehennem ehlinin kitabının ardından verileceği söylenirken aşağısındaki ayetlerde sol taraftan verileceği yazıyor. Çelişki yok mu ?
Cevap : Bu iki ayette herhangi bir sorun, çelişki yok tam tersine bu iki ayet birbirinin tamamlayıcısı! Bir ayette kitabın uzatılacağı yön olan "ardından" ifadesi diğer ayette uzatılan kitabın hangi ele verileceği söylenmiş. İlk ayetlerde “arka taraf” demek için 2 kelime kullanılırken, ikinci ayette 1 kelime kullanılıyor, bu da ilk ayette az önce dediğim gibi “nereden” verileceğini söylüyor, ikinci ayet ise “nereye” verileceği. Demek ki "arkadan sol ele" kitap verilecek. Sonuçta arka-ön ifadeleri sol-sağ ifadelerinin zıttı olmadığına göre çelişkiden bahsedilemez. Ayrıca arka ve sol ifadeleri birbirinin zıddı bile olsaydı çelişki olmazdı çünkü çelişmezlik yasasına göre aynı kişilerden bahsedildigine emin olmamız lazım. Oysa cehennemde 7 kat var ve bir kısmının kitabı ardından verilirken bir kısmının da soldan veriliyor olabilir.
“Denilmiştir ki (bunun) sağ eli boynuna bağlanıp, sol eli arkasına konur ve amel defteri arka tarafından sol eline verilir. Sol elinin, arka tarafından söküleceği de söylenmiştir.” [Keşşaf, c. 6, s. 1222.]
“Müfessirlerin bu hususta şu izahları var: Kelbî şöyle der: "Kitabın bu şekilde arkadan verilmesinin sebebi, bu kimsenin sağ elinin boynuna kelepçelenip, sol elinin de, arkasına çevrilmiş olmasıdır." Mücâhid, "Bu kimsenin sol eli yerinden alınır ve arkasında kılınır" demiştir. Bazı kimseler de şöyle derler: "Bu kimsenin yönü, ense tarafına çevrilir. O, kitabını bu halde alır." Bu kimsenin kitabı, arka tarafından sol eline verilir. Çünkü bu kimse, o amel defterini, mü'minler gibi sağ tarafından almaya çabalayınca, bundan menedilir ve kitabı arkasından sol eline verilir. Defteri soldan ve arkadan verilenler: İmdi, eğer, "Cenâb-ı Hak, Hakka Sûresi'nde, "Kime kitabı sol tarafından verilirse..." [Hakka, 69/25] buyurup, bu ayette "arkasından" demiştir?.." denilirse, buna şu iki bakımdan cevap verilebilir: 1) Bu, biraz önce Kelbî'den de yaptığımız nakle göre, o kimseye amel defterinin, arka tarafından sol eline verilmesi manasına gelebilir: 2) Bunların bir kısmının amel defterleri solundan, bir kısmınınki de arkadan verilecektir.” [Tefsiri-Kebir, İnşikak suresi, 10-11. ayet Tefsiri.]
Peygamberlerin Dereceleri :
İddia : Bakara 285. “Allah’ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. "O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız" ve "İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır" dediler.”
Ali İmran 84. “De ki: "Biz Allah’a ve bize indirilene; kezâ İbrâhim, İsmâil, İshak, Ya‘kūb ve torunlarına indirilenlere; yine Mûsâ, Îsâ ve bütün peygamberlere rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onlar arasında ayırım yapmayız ve biz O’na teslim olmuşuzdur."
Bakara 136. “Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."
Bakara 253. “O peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık.”
İsra 55. “Doğrusu biz peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” Bir ayette "peygamber arası fark var" deniliyor, başka yerde "ayrım yapmayız deniliyor".
Cevap : İlk başta şunu söylemek istiyorum, ayetlerde büyük bir cımbız var. Şu algı oluşturuluyor : bu 5 ayet Allah açısından söyleniliyor, fakat durum böyle değil. Bakara 136; 285 ve Ali İmran 84’te insan açısı alınır, öbür iki ayette Allah açısından söyleniliyor.
Bakara 253’de Peygamberlerin birbirlerinden derece itibariyle üstünlükleri olduğunu söylüyor. Bakara 285’te ise Peygamberlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmeme durumuna karşı hepsine iman etmemizi ve hepsinin Allah’tan olduğunu kabul etmemizi istiyor.
Bunu İbni Abbas’ta söylüyor : İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan nakledildiğine göre; "bir grup Yahudi, Peygamber Efendimize geldi ve ona ″Peygamberlerden kimlere îman ettiğini sordular.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem de onlara: ″Sûre-i Bakara, Âyet 136’yı sonuna kadar okudu. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Îsâ Aleyhisselâm’ı da zikredince, Yahudi topluluğu onun Peygamberliğini inkâr ettiler ve ″Biz, Îsâ’ya ve ona îman edene de îman etmeyiz″ dediler. Bunun üzerine de Allah’u Teâlâ: Ey Resûlüm! De ki: ″Ey Ehl-i Kitap! Biz, Allah’u Teâlâ‘ya ve bize indirilene ve bizden önce indirilmiş olanlara îman ettiğimiz için mi bizden önce indirilmiş olanlara îman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Şüphesiz ki, sizin çoğunuz (yoldan çıkmış) fâsık kimselersiniz″ mealindeki Sûre-i Mâide, Âyet 59’u indirdi. Yahudiler ve Hristiyanlar, bu Peygamberlerden bâzılarına îman edip bâzılarını da küfürde görerek Peygamberlerin arasını ayırmış oluyorlar ve bile bile birbirlerini dahi yalanlıyorlardı. Mü’minler ise, Peygamberlerin hiçbirisinin arasını ayırmayıp onların hepsine ve onlara indirilen bütün kitap ve suhuf’a îman ederler." [Nadiri Tefsiri, Bakara suresi, 136. ayet Tefsir.]
Dikkat edilirse ne zaman insan açısı alınıyorsa "ayrım yapmayız" denilir. Fakat Allah açısı alındığında "üstün kıldık" deniliyor. Bu da ayetlerde hiçbir çelişkinin olmadığını gösterir.
Meryem’ler Karıştırılıyor mu ?
İddia : Meryem 28. “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Baban kötü bir adam, annen de iffetsiz değildi." Hz. Meryem, Hz. Harun’un kardeşi değil, aynı zamanda yaşamadılar, Peygamber Meryemleri karıştırıyor.
Cevap : Bu iddiayı bir hristiyan söyleyebilir, bir ateist değil, bu yüzden Tevrat ve İncil’ide ele alacağım. İki şekilde cevap vereceğiz. Matta 1 : 1. "İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyledir: 2. İbrahim İshak’ın babasıydı, İshak Yakup’un babasıydı, Yakup Yahuda ve kardeşlerinin babasıydı," Bir hristiyan nasıl Kur’an’a bakıyorsa, bende bu ayetlere onun gibi baksam, anakronizm (herhangi bir olay ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması) var derim. Fakat ben biliyorum ki bu ayetlerde "oğul" kelimesi "öz oğul" anlamında değil. "Oğul" kelimesinin 3 anlamı olabilir : a) öz oğul [tıpkı Matta 1 : 2’deki gibi]; b) soy bakımından oğul [tıpkı Matta 1 : 1’deki gibi]; c) benzeşme bakımından oğul [tıpkı Yuhanna 8 : 44’deki gibi. "Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz."]
Aynı şekilde "kardeş" kelimeside bu anlamlarda kullanılabilir. Hem Kur’an’i açıdan bu böyle hemde İncil’dede. Hucurat 10. " Bütün mü'minler kardeştir …" Kim bu ayetteki "kardeşi" gerçek anlamda anlıyor ? Kimse, çünkü ayet bunu kastetmiyor. Yine Zuhruf 48’de "kardeş mucize" diyor : "Biz onlara biri ötekinden daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik. Belki dönerler diye, onları azabla yakalayıverdik." Bu ayette kullanılan "öteki" kelimesi, tüm ayetlerde kullanılan "kardeş" kelimesi ile aynı. Şimdi biz "mucizeler kardeştir mi ?" dicez ? Hayır, ayet bundan bahsetmiyor. “Allah’u Teâlâ, kardeşim Zekeriyya’ya rahmet eylesin. ″… Lütuf ve kudretinle bana bir çocuk ihsan et. O çocuk, hem bana vâris olsun, hem de Yâkub ailesine vâris olsun…″ dediği zaman, onun malına mîrasçı olacak kimse yoktu.” [İbn-i Kesir, Tefsir’ul-Kur’ân’il-Azim, c. 5, s. 213.]
Resulullah bu hadiste "Zekeriyya kardeşim" diyor. Biz Peygamberin böyle bir kardeşi olmadığını çok iyi biliyoruz, burada "kardeşten" kasıt "benzeme" bakımındandır. "Hz. Safiyye, bazı kadınların kendisine "Yahudi kızı Yahudi!" dediklerini şikâyet edince Hz. peygamber (asm) şöyle buyurmuştu: "Sen niçin onlara: "Oh ya, Harun babam, Mûsâ amcam, Muhammed eşim oluyor, daha ne isterim!" deseydin ya!" [Tirmizî, Menâkıb 63; Hâkim, el-Müstedrek, 4/31.] Yine burada "amca" ve "baba" kelimeleri gerçek anlamda kullanılmıyor, aynı soydan geldikleri için böyle deniliyor.
Kur’an Hz. Harun’un Hz. Musa’nın kardeşi olduğunu söylüyor defalarca ayetlerde : Araf 142 “Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme! ”
Yunus 75. “Sonra bunların arkasından Musa ile Harun'u âyetlerimizle Firavun'a ve cemaatine gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular.”
Bu yüzden gelip "Peygamber Hz. Meryem’i karıştırdı" demek saçma. Zaten Harun kim biliniyor. Meryem, Musa'nın kardeşi Harun'un soyundan geliyordu. Ona kardeşlik suretiyle nisbet edilmiş oldu. Çünkü onun soyundandır. Nitekim Temim'li olan birisine "Ey Temim'in kardeşi", Arab'lardan olan birisine "Ey Arab'ların kardeşi" denilir. İkinci cevaba geçelim. Bu cevap "gerçek kardeş" olarak alıncadır. Muslim'in, Sahih'inde el-Muğîre b. Şu'be'den söyle dediği nakledilmektedir : "Ben Necran'a vardığımda bana şunu sordula "Sizler "Ey Harun'un kızkardeşi!" diye okuyorsunuz halbuki Musa, İsa'dan şu kadar kadar yıl öncedir." Rasûlullah (s.a.v.)'ın huzuruna gelince buna dair ona soru sordum. Şöyle buyurdu: "Onlar peygamberlerinin ve kendilerinden önceki salihlerin isimlerini ad olarak veriyorlardı." [Muslim, Âdâb, Bab 1, Hadis no: 9, 2135; Tirmizî, Tefsir 19. sûre, Bab 20, Hadis no: 31 Musned, IV, 252.]
Muslim'deki hadisin açıklamasında şunlar zikredilmiştir: Meryem zamanında insanlar eski peygamberlerin ve sulehânin adlarını koyarlardı. Meryem de Harun isminde bir şahsın kız kardeşi idi. Yoksa, Musa 'nın kardeşi olan Hârun'un kız kardeşi değildir. Maamafih aralarında bin senelik bir zaman olmasına rağmen Meryem, Harun(Aleyhisselâm)'ın sulâlesindendi. Onunla kardeşlik tabakasında birleşiyordu, diyenler de olmuştur. [Muslim, Âdâb, Bab 1, Hadis no : 9, 2135]
Bu iddiaya Peygamber Efendimiz kendi cevap veriyor ve diyor ki "eski peygamberlerin ve sulehânin adlarını koyarlardı" yani mesela şu an benim adım Musa olsaydı, erkek kardeşime Harun adı verilirdi. Basitçe Harun’nun Hz. Meryem diye bir kardeşi olduğu için ona Harun adı verilmiştir.
Bu tür şeyleri İncil’dede görebiliriz : Matta 1 : 16. " Yakup Meryem’in kocası Yusuf’un babasıydı. Meryem’den Mesih diye tanınan İsa doğdu." Yaratılış 48 : 2. "Yakup’a, “Oğlun Yusuf geliyor” diye haber verdiler. İsrail kendini toparlayıp yatağında oturdu." Şimdi ben çıkıp "burada hata var" mı dicem ? Hayır, İncilde Hz. Meryem zamanında ki "Yusuf ve Yakup"tan bahsediliyor, Tevrat’ta ise Hz. İbrahim’in torunu olan Yakup’tan bahsediliyor.
Ganimet :
İddia : Enfal 1. “Sana ganimetleri soruyorlar. Ganimetlerin Allah’a ve resulüne ait olduğunu söyle! O halde siz gerçek müminler iseniz Allah’a karşı saygısızlıktan sakının, aranızı düzeltin, Allah ve resulüne itaat edin.” Enfal 41. “Ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir.” Peygamber ilk başta tüm ganimeti kendi alıyor fakat insanlar karşı çıkıyor, ve savaşmak istemeyince, 41. ayet iniyor.
Cevap : Böyle bir şey olduğuna ateistlerin hiçbir delili yoktur. İlk ayette ganimet için kullanılan kelime "enfal"dir fakat ikinci ayette “ganimetum” kelimesi kullanılıyor. Mücahide göre ise burada zikredilen "enfal" kelimesinden maksat, bu surenin kırk birinci âyetinde, verileceği yerler belirtilen ganimetin beşte biridir.
Bu âyette: "Savaştan ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, mutlaka Allah'ın, Peygamber'in, onun yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır." buyurulmaktadır. "Biz, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Bedir savaşına gittik. Savsa ben de katıldım. Çatışma başladı. Allah, düşmanı mağlup etti. Müslümanların bir kısmı kaçan düşmanları kovalayıp onları yakalıyor ve öldürüyorlar, bazıları da savaş almanda ganimet topluyorlar, bir kısmı da Resûlüllahı düşmandan korumak için onun etrafına toplanmışlardı. Gece olunca herkes bir, araya toplandı. Ganimet toplayanlar, "Bunları biz topladık, kimsenin bunlarda hakkı yoktur." dediler. Düşmanı kovalayanlar da "Siz, ganimete bizden daha lâyık değilsiniz." Zira düşmanın o malları alıp götürmelerine biz mânı olduk, onları bizmağlupettik." dediler, Resûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem)'in çevresinde bulunup onu koruyanlar ise: "Siz, ganimete bizden daha layık değilsiniz. Çünkü biz, Resûlüllah’a, düşmandan bir zarar geleceğinden korkarak onun etrafında toplandık ve bundan dolayı ganimet toplayamadık." dediler. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu ve Resûlüllah, ganimet mallarını müslümanlar arasında eşit bir şekilde taksim etti." [Ahmet b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 324.]
İlk Müslüman Kim ?
İddia : Enam 163. “Onun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” [Hz. Muhammed (s.a.w.)’in sözü] Araf 143. “Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip de Rabbi onunla konuşunca dedi ki: "Ey Rabbim! Bana kendini göster de, seni göreyim." "Beni katiyyen göremezsin. Fakat şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni görebilirsin". Derken Rabbi o dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa düşüp bayıldı. Ayılınca dedi ki: "Seni tenzih ederim. Tevbe ettim. Ben iman edenlerin ilkiyim."
Ali imran 67. “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyandı. Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.” İlk Müslüman kim ? Her ayette kişi değişiyor, ilkinde Hz. Muhammed (s.a.w.), ikinci ayette Musa. Başka ayetlerdede Hz. Musa’dan önce Müslümanlar olduğu söyleniliyor.
Cevap : Şimdi ben, 2018 Dünya kupası sırasında, desem ki “ilk gol atan kişi Yuri Gazinsky”. Bu şu anlama gelir mi “Yuri’den önce hiçbir Dünya kupasında gol atılmadı” ? Kesinlikle hayır, ben 2018’deki Dünya kupasından bahsediyorum. Bu adam sadece asrının ilk golcüsü yani 2018 Dünya kupasında ki ilk gol atan kişi.
Eğer ateistlerin mantığı ile gidersek Yuri’den önce kimse gol atmadı. Aslında aynı mantık Kur’an için geçerli, Peygamber efendimiz, kendi asrının ilk müslümanı. Hz. Musa’da kendi asrının ilk müslüman’ı. Ragıp İsfehani el-Müfredat (10. Yüzyılda yazılmış bir sözlük) “ben müslümanların ilkiyim” ayetlerinde geçen “ilk” diye meal edilen “Evl = اول” kelimesinin "uyulacak kişi, önder" manasında olduğunu söylüyor. [Müfredat : اول maddesi] Zaten Kur'an'da bu şekilde kullanımı da mevcuttur.
Örneğin Nisa 59'da "وَاُو۬لِيالْاَمْرِ مِنْكُمْۚ” “… sizden olan ülülemre (idarecilere) (اولى) de itaat edin …” Enam 163 ve Araf 143 "ben müslümanların ilkiyim" ayetlerini İsfehani "ben iman ve İslam konusunda uyulacak-önder kişiyim" olarak yorumluyor. her peygamber, kendi toplumunda, inananların önderi olmuştur.
ateistler Enam 163’ü zikretmekte fakat 2 ayet öncesini söylemiyorlar : “De ki: 'Şüphesiz, Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, tevhid inancı üzere olan İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.” Burad Hz. İbrahim’in zaten Müslüman olduğu söyleniliyor. Araf 143’ü bağlamında aldığımızda kolaylıkça kavminden bahsettiğini görebiliriz : Araf 142. “Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, …” Araf 145. “… Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret …” Birde bu ayette “Müslümanların ilkiyim” yazmıyor, “inananların ilkiyim” yazıyor. İbni Abbas'tan rivayet olunan rivayette ise: "Kıyamet gününe kadar, mahlukâtından hiç kimsenin seni göremiyeceğine ilk inanan benim" demiştir, ki ayetin bağlamına baktığımızda bu deniliyor.
Şuara 46-51. “Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. "Âlemlerin rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un rabbine iman ettik" dediler. Firavun dedi ki: "Benin size izin vermemi beklemeden ona iman ediyorsunuz, öyle mi? Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Ama şimdi göreceksiniz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!"
"Zararı yok" dediler, "Nasıl olsa biz rabbimize dönüyoruz. İlk iman edenler olduğumuz için rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz." Bu ayetlerde sihirbazlar “ilk iman eden biziz” diyorlar. Ama bunu söylemeden önce “Harun’un ve Musa’nın rabbine iman ettik” diyorlar, yani zaten onlardan önce inanlar olduğunu biliyorlar ve Kur’an bunu söylüyor ama yinede “ilk iman edenleriz” diyorlar, bu da Firavun’un topluluğundaki ilk iman kişiler olduğunu gösteriyor. Buradan şu çıkıyor : ayetlerdeki “ilk” gelmiş, geçmiş herkesi kaplamıyor.
İddia : Enam 32. "Dünya yaşayışı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibaret. Âhiret yurduysa çekinenlere elbette daha hayırlı. Hala mı aklınız ermeyecek ?"
Enbiya 16. "Ve biz, göğü, yeryüzünü ve ikisinin arasında olanları, bir eğlence diye yaratmadık." Dünya eğlence için mi yaratıldı, yoksa amacı mı var ?
Cevap : Bir ayet bir nesnenin amacından bahsediyor, öbür ayet hayattan, yaşamdan bahsediyor. Bu iki ayete benzer pek çok ayet var, her ne zaman "dünya hayatı" deniliyorsa, bir eğlenceden bahsediliyor. Ama "yer"den bahsedilince amacı vurgulanıyor : Ankebut 64. "Ve bu dünya yaşayışı, ancak aslı olmayan bir eğlenceden, bir oyundan başka bir şey değil ve şüphe yok ki ahiret yurdunda gerçek yaşayış, bunu bir bilselerdi."
Muhammed 36. "Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir! Eğer iman eder ve korunursanız, hem ecirlerinizi verir ve hem de sizden bütün mallarınızı (bu yolda sarf etmenizi) istemez!" Duhan 38. "Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmış değiliz." Allah ilk ayette dünya hayatından bahsediyor, "oyunlar, çocuk, para …" hepsi bir eğlence olduğundan bahsediliyor. İkinci ayette evrenin yaratılış amacının oyun olmadığı söyleniliyor. Evren Allah’ın sıffatlarını tanımamızı sağlıyor, yeyüzü imtihan için bir yer olduğu için çok önemli bir amacı oluyor. Hatta bir ayette denilir ki "cennet ve cehennem var olsun diye evren gerekli" : Hud 106-107. "Bedbaht olanlar ateştedirler. Onların orada korkunç çığlıkları ve inlemeleri vardır. Rabbinin diledikleri dışında onlar, gökler ve yer durdukça orada sürekli kalıcıdırlar. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır. (İman ve itaatle) Mutlu olanlar ise, artık onlar da cennette (bahtiyardır) . Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) Kesintisi olmayan bir ihsan ve ikramdır."
Son olarak "dünya" ve "yer" kelimesi iki farklı şeydir. "Dünya" "aşağı" anlamına gelir, bu da aşağı hayata işaret eder, "yer" ise, yerküredir. Üstüne bastığımız cisimdir.
Meryem oğlu İsa Mesih :
İddia : Nisa 157. “Ve biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu ve Mesih İsa'yı öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular. Onu öldüremediler de, asamadılar da, onlara öyle göründü. Zaten ihtilafa düştükleri şeyde de onun hakkında zan içindedir onlar, ona ait bir bilgileri yoktur da ancak şüpheye kapılırlar. Gerçekten de apaçık onu öldüremediler.” Bu ayete göre yahudiler Hz. İsa’ya “mesih” diyorlar. Tarihte böyle bir şey olmamıştır. Yahudiler Hz. İsa’nın gerçek peygamber olduğuna inanmaz.
Cevap : ateistler bunu iddia ederek çok büyük bir iki yüzlülüğe imza atıyorlar. Bir kere Peygamber Tevrat’tan kopya çekti diyorlar, ikinci defa Peygambere cahil ünvanı takıp, bilmiyordu diyorlar. İlk olarak, Peygamber efendimiz Yahudilerin Hz. İsa’yı inkar ettiklerini çok iyi biliyor, Kuran okuyan herkeste bunu görür. İkinci olarak burada yahudiler bunu diyerek, dalga geçiyorlar. Nasıl şu an inkarcılar “inek seni kutsasın” veya “Allah razı olsun” diyerek dalga geçiyorlarsa, yahudilerde aynısını yapmıştır. Herkes mutlaka bir ateist amcanın “halk arası kanalına” ne dediğini bilir. Şöyle ki, bu amca bir ateist ve şöyle diyor “Kuran’ın 6236 ayetini inceledim, Elhamdülilah ateist oldum”. Burada adam apaçıkla dalga geçiyor. Kuran’da bu tür bir kaç ayet vardır.
Mesela: Hicr 6. "Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!” Bu ayette, peygamber kafirlerin kendine inanmadığını bilmediği için mi böyle diyor? Hayır, kafirler peygamberimiz ile dalga geçmiş "zikir indirilen kimse" diyerek.
Şuara 27. "Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi." Peygamber firavunun kafir olduğunu çok iyi biliyor ve Kuran’da defalarca bunu görüyoruz. Firavun sadece dalga geçmiş. Firavun bu yüzden "size gönderilen peygamber" diyor, yoksa gönderildiğine inanmıyor.
Alay ettikler hakkındaki bilgi İncil’dede geçer: Markos 15 : 31-32. “Aynı şekilde başkâhinler ve din bilginleri de O’nunla alay ederek aralarında, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diye konuşuyorlardı. “İsrail’in Kralı Mesih şimdi çarmıhtan insin de görüp iman edelim.” İsa’yla birlikte çarmıha gerilenler de O’na hakaret ettiler.” Okuduğunuz gibi, yahudiler “Kral Mesih” diyerek “alay ediyorlar”.
Fahreddin Razi 2. bir cevap getirmekte: "Allahü teâlâ'nın, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'nın şanının, onların söylediklerinden yüce olduğunu belirtmek için, onların sözünü naklederken, kullandıktan kötü ifadeler (vasıflar) yerine, güzel vasıflan koymuş olması caizdir." [Tefsiri-Kebir, Nisa suresi, 157. ayet Tefsiri.]
Kişi günahı yükler mi ?
İddia : Necm 38-39. “Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” Nahl 25. “Diriliş gününde kendi günahlarının tamamını, ayrıca saptırdıkları kimselerin günah yüklerinden de bir payı yüklenirler. Yükleri ne de kötüdür.” İnsan başkasının yüküne yüklenecek mi ? Yüklenmiyecek mi ?
Cevap : Necm 38 gibi ayetlerde bir kişinin başkalarının hatalarını yüklenmiyeceği söyleniliyor, fakat Nahl 25’te suç ortağı olduğu için, o kişi saptırdığının yüklerinide yüklenecek. Kuran bu çelişkiye 1400 yıl önce cevap vermiştir : Ankebut 12. “İnkâr edenler, iman edenlere dedi ki: ‘Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.” Oysa kendileri, onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değildir. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar.”
Ankebut 13. “Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.” Dikkat edilirse bu iki ifade yani Ankebut 12 ve 13 ayetlerinde peşpeşe geliyor. Peşpeşe gelen ifadelerde normalde birbirine zıt ifade bilerek kullanılmaz, eğer kullanılıyorsa, bu zıt gibi görünen gerçeklerin aslında birbirine zıt olmadığı ders verilmek isteniyordur. Yukarıda Ankebut 12’de deniyor ki herkes kendi günahını çekecek. 13’te ise geçen “başka yükleri de yüklenecekler” ifadelerinden müfessirlerin ortak görüşü “saptırdıkları insanlardan da sorumlu olacaklar” yönündedir. Bunu destekleyen pek çok hadis var : “Kim İslam'da kötü bir yol açacak olursa, o kötü yolun günahı ve ondan sonra da onunla amel edeceklerin günahı onun üzerinedir. Bununla birlikte hiçbirinin günahından da bir şey eksiltilmeyecektir." [Müslim, II, 705, IV, 2059; Tirmizî, V, 143; İbn Mâce, I, 75; Müsned, II, 504, IV, 358. 360.]
Bu, Ebû Hüreyre ve başkaları tarafından rivâyet edilmiş bir hadistir.” Katade dedi ki: “Herhangi bir sapıklığa çağıran kimse, hem o sapıklığın günahını yüklenir, hem de onunla amel edenin günahını. Bununla birlikte hiçbirisinin günahından da bir şey eksiltilmiş olmaz.” El-Hasen dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kim bir hidayete çağırır da bu yol üzere ona tabi olunur ve gereğince amel olunursa, ona tabi olanların ecirleri gibi ona da verilir. Bu durunn ise onlardan hiçbirisinin ecirlerini eksiltmez. Kim de bir sapıklığa çağırır da bu hususta ona uyulur ve ondan sonra da onunla amelde bulunulursa ona tabi olan kimseler arasından o husus ile amel edenlerin günahlarının bir benzeri de ona verilir ve bu, onlardan hiçbirisinin günahından bir şey eksiltmez." el-Hasen daha sonra:
"Yemin olsun onlar hem kendi yüklerini taşıyacaklar, hem de kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yükleneceklerdir" âyetini okudu.” [Kurtubi Tefsiri, Ankebut suresi, 13. ayet Tefsiri.]
“Cenâb-ı Hak "Halbuki onlar bunların günahlarından hiçbirşey yüklenecek değildirler" buyurmuştur. Bundan sonra ise, "Onlar kendi yüklerini de, o yükleri (veballeri) ile beraber daha nice yükler yüklenecekler" (Ankebut, 13) buyurmuştur. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak burada, yüklenme işini onlardan nefyetmiş, o ayetle (12. ayette) ise, yükleneceklerini bildirmiştir. Öyle ise bu ikisi nasıl bağdaştırabilir? Deriz ki: Bir kimsenin, "Falanca, falancadan dolayı yüklendi" şeklindeki sözü, ötekinin yükünün hafiflediğini ifade eder. Ama eğer onun yükü hafiflememiş ise, o ondan herhangi bir şey alıp yüklenmiş olmaz. İşte burada da böyledir. Onlar onların hatalarını yüklenmemişlerdir, yani onlardan hataları kaldırıp almamışlardır. Ama onları saptırmış olmaları sebebiyle, veballer yüklenmişler; berikiler de yine kendi sapmalarının veballerini yüklenmişlerdir. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kötü bir çığır açarsa, bu kötülüğün vebali (günahı) ve onu (artık bundan sonra) yapacak olan herkesin günahı, o yapanın günahından bir şey eksiltilmeksizin, o ilk yapanın üzerinedir' [Müslim, ilim, 15 (4/2059); Ibn Maca, mukaddime, 14 (1/74); Tirmizi, ilim, 1) (5/43)] buyurmuştur.” [Tefsiri-Kebir, Ankebut suresi, 12. ayet Tefsiri.] Hemen bir örnek verelim : Bir hırsız örneği alalım. Komşusu tarafından öğüt veriliyor.
Komşusu diyor ki “Bak şu ev varya. Saat 2’den 5’e kadar kimse yok, ve al şu malzemeleri, çalmak için sana yardım edecektir. Eğer bir şey olursa hakime derim ki “herşeyi ben yükleniyorum”, sana hiçbir şey olmıyacak. Hakim buna ne cevap vericek ? “Hayır, sen kendi hatalarını yükleneceksin, fakat sen bu hırsızlığın sonuçlarına katlanacaksın.” Ayette tam bunu diyor. Diyelim ki birisinin 1 günahı var ve bu günah ile başkalarıda günah işledi, birisi bu günahı kendine yükleyemez.
Yani günahkarın günah’ı 0’a düşmeyecek, ve “birisi” dediğim kişininde 1 günahı olmıyacak. Fakat günahı işleyen kişi başkalarının günah işlemesine vesile olduğu için “onların günahlarınıda yüklenecek”. Yani 1 günah almak yerine 2 günah alıcak ve bu günahkarın vesilesi ile günah işleyecek olan kişinin günahı’da 1 olucak. Basitçe ayetlerde hiçbir çelişki yok. Allah bu tür ayetler ile akıl sahibi insanları, beyinsizlerden ayırt ediyor. Bu olay Allah’ın hukuk sistemidir ve tüm ülkelerin hukuk sisteminde vardır.
Fransa için bakalım : Article 1383. “Chacun est responsable du dommage qu’il a causé …” Yani "Herkes sebep olduğu zarardan sorumludur …"
Article 121-7 "Bir suç işlemeye gelince, her ajan aynı şekilde davranmaz. Örneğin, Ajan A suçu işleyecek ve Ajan B bu suçu işlemeyi mümkün kılacaktır. O zaman Ajan A fail, Ajan B ise suç ortağı olacak. Bu diyagrama eklenebilir üçüncü bir ajan, Ajan C de eylemi gerçekleştirecek. Daha sonra ortak yazar olarak devam edecek."
Şimdi biz burada çelişki mi var dicez ? Hayır, bu iki farklı şey. Ceza aldıktan sonra hiçbir suçlu “ötekinin suçunu da bana verin onun yerine de ben yatarım” demez. Dese bile hâkim böyle bir şeyi kabul etmez senin suçun ayrı diğerinin suçu ayrıdır ve ikiniz de hak ettiğiniz cezayı aldınız der.
Kaç Melek ?
İddia : Enfal Suresi 9. “Rabbinizden yardım dilediğiniz zamanı hatırlayın. Hemen size, “Meleklerden peşi peşine gelen binlik kuvvetlerle ben size yardım edeceğim” diye cevap verdi.” Âl-i İmrân Suresi 124. “O zaman inananlara şöyle diyordun: “Rabbinizin, indirilen üç bin melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?” Âl-i İmrân Suresi 125. “Evet, eğer siz sabır gösterip disiplinli davranırsanız, onlar şu anda süratle üzerinize gelseler bile Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.” Yardıma gelen 1000 melekmi, 3000 melekmi yoksa 5000 melekmi?
Cevap : Ali İmran 124 ve 125 peşpeşe gelen iki ayet. Nasıl olurda çelişki olsun ? 124. ayette Allah 3 bin melek ile yardım ettiğini söylüyor. 125’te ise, müslümanlar sabrederse 5 bin tane göndereceğini söylüyor. Enfal 9’da Allah “birbiri ardınca bin melek” yazıyor. “Murdifine” (birbiri ardınca) kelimesi çoğul olarak gelmiş. Arapçada çoğul 3’ten sonsuza kadar gider. Yani Allah en az 3, 1000’lik melek grubu göndermiştir. Yani toplamda en az 3000 melek.
Bu çelişkiye ikinci cevap olarak şu verilebilir : bu ayetlerin birisi Uhud’dan öbürü Bedir’den bahsediyor ki buda doğru bir cevaptır çünkü Ali İmran suresindeki ayetlerin hangi savaş için indiği ihtilaflı.