205# Maide 32 Tevratta mı geçiyor, sözlü vahiyde mi?

Dinler

Soru: Turan Dursun isimli ateist, Maide 32’deki ifadenin Tevrat’ta değil Talmud’da yazılı olduğunu ve bu ayette Kuran’ın karıştırdığını iddia ediyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

Cevap: Ayete bakalım, Maide 32: “İşte bundan dolayı İsrail oğullarının üzerine yazdık ki: “Şüphesiz ki kim, bir cana karşılık veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın, bir cana kıyarsa, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu diriltirse, sanki bütün insanları diriltmiş gibidir.” Yemin olsun ki, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirmişti. Sonra, muhakkak ki onların çoğu, bundan sonra yeryüzünde, gerçekten aşırı gidenler oldular.”

Evet bu ifade Tevrat’ta geçmez Talmud’da geçer

Talmud (Sanhedrin 4. Bölüm): “Kim bir insanı imha ederse, tüm dünyayı imha etmiş gibi kabul edilir. Ve bir can kurtaran kimse, bütün bir dünyayı kurtarmış gibi kabul edilir. ”

Bu noktada, ayetin Tevrat’tan bahsedip etmediğine dikkat etmezseniz ve Yahudi tarihini de bilmezseniz Turan Dursun gibi kafanız karışabilir.

Öncelikle şunu belirtelim ki bu ayette Tevrat’ta bu hükmü yazdık demez. İsrailoğulları’nın üzerine yazdık der. Kuran diliyle “üzerine yazmak” demek hüküm vermek, farz kılmak demektir. Örneğin;

Bakara 246: “Musa’dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi, O: “Ya üzerinize savaş yazılırsa ve savaşmayacak olursanız?”” ayetinde Tevrat tek seferde vahyolunmuş ve bitmişken savaş üzerinize yazılırsa ifadesi kullanılıyor. Demek ki burada Tevrata’a yazma söz konusu değil, İsrailoğulları hakkında bir emir verilmesi, savaşın üzerlerine farz kılınması söz konusudur. Yani “üzerine yazmak” ifadesi Kuran’da “farz kılma” “hüküm verme” anlamındadır.

Yazarın önerisi:  34# İSLAM ve AY TANRI'SI

Enam 12: «De ki: “Gökte ve yerde olan şeyler kimindir?” De ki: “Rahmeti Kendi üzerine yazan Allah’ındır.«

Araf 156: «Bize, bu dünyada da ahirette de iyilik yaz»

Daha bunlar gibi çokça ayette görüleceği gibi Kuran literatüründe «üzerine yazmak» ifadesi hüküm vermek, farz kılmak, uygun görmek anlamındadır.

Konumuza dönelim, Maide 32’de Allah böyle bir hüküm verdiğini söylüyor, yani bir kişiyi öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibi kabul edilecek. Fakat bu hükmü Tevrat’a yazdık demiyor. Bunu anlamak için ikinci olarak Yahudilikteki vahiy kavramını bilmek gerekiyor.

Yahudilikte iki çeşit vahiy vardır, birisi eski ahite veya özelde Tevrat’a yazılı olan vahiylerdir, diğeri ise Tevrat’a yazılmayan sözlü vahiylerdir, bunlar daha sonra kitaplaştırılmıştır. Allah gerek Hz. Musa’ya gerekse Musa’dan sonra gelmiş çok sayıda İsrail peygamberine yazılı olmayan sözlü vahiyler iletmiştir[1] ve bu vahiyler sözlü gelenek olarak hahamlar tarafından halka öğretilmiştir. Rabbani’lere göre Hz. Musa’ya Tur dağında hem yazılı vahiy hem de sözlü vahiy verilmiştir.[2] Rabbânî gelenekteki inanışa göre Tanrı, Sînâ dağında Hz. Mûsâ’ya yazılı Tevrat’ın (Torah şebikhtav) yanı sıra onun açıklaması niteliğindeki sözlü Tevrat’ı da (Torah şebe‘al pe) vermiş, bu Tevrat şifahî yolla Mûsâ’dan Yeşu’ya, ardından sırasıyla İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerine (hâkimler), peygamberlere, büyük meclis üyelerine, yazıcılara, nihayet yahudi din âlimlerine aktarılmış (Pirke Aboth, 1/1), milâttan sonra III-VII. yüzyıllar arasında bu âlimler tarafından Mişna, Tosefta ve Talmud metinlerini oluşturacak biçimde derlenmiştir.[2]

Yazarın önerisi:  250# Kıble ile Kibele'nin alakası var mı? Kibele taşı Hacer-ül Esved midir?

Yine Musa’dan sonra gelen İsrailoğulları’nın Peygamberleri de gelen bir kısım vahiyleri sözlü olarak iletmiştir. Kuran’da da Zekeriya a.s.’ın Allah’tan vahiy aldığını ve bunu insanlara sözlü olarak ilettiğini söyler ki bu vahiy sözlü vahye örnektir.

Meryem 11: “Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı. Böylece onlara, (Allah’ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti (iletti).

Yani İsrailoğullarına çok sayıdaki Peygamber tarafından çok sayıda sözlü vahiyle emirler gelmişti ki bu vahiyler Tevrat’a geçmiyordu fakat halka açıklanıyordu. Bu sözlü vahiy öğretilerinin kaybolması istenmediği için Tevrat dışında kitaplara yazılmış ve Yahudilerin meşhur Talmud ve Vişna kitapları doğmuştur.[1, 3] Bugün az sayıdaki azınlık olan Yahudi mezhepleri dışında tüm Yahudiler Talmud’un sözlü vahiy öğretileri olduğunu bilirler. Yine İsa’dan önceki Yahudi mezheplerine baktığımızda o zamanki ağırlıklı olan mezheplerden Ferisiler sözlü vahiy geleneğini korudukları halde Sadukiler “Bize Tevrat yeter” deyip sözlü vahiyi kabul etmemişlerdir.[1, 4, 5] Fakat sözlü vahyi kabul etmeyenler tarihin her döneminde azınlık olarak kalmışlardır. Yahudilerin genel kabulü Talmud’un sözlü vahiylere göre yazıldığıdır. Tabi bu vahiyler Kuran’daki gibi kelimesi kelimesine korunmuş bir kitap olarak algılanmamalı, insanlar vahiylerden öğrendiklerini kendi yorumları ile aktardıkları bir kitap olarak anlaşılmalıdır. Bunlar içinde tabiki uydurma ifadeler, Peygamberler adına söz uydurmalar karışmış olabilir, yani tüm Talmud vahiy kaynaklı bilgiler olmayabilir. Fakat bu yazıdaki konu bu değil. Konumuz Allah’ın bu ayeti de İsrailoğulları’nın üzerine yazdık derken Tevrat’ta yazılmasının gerekmediği, Tevrat kadar hacimli sözlü vahiy kültürlerinin olduğu ve bunların sonradan Talmud adı altında yazılmasıdır. Tabi bu durum Talmud’un hepsinin orjinal ve Tanrı öğretisi olduğu gibi bir ön kabul yapmamızı gerektirmez.

Yazarın önerisi:  239# Mısır papirüs kayıtlarında Hz. Musa

Ek olarak şunu söyleyeyim Hristiyanlar da Yahudileri Talmud’u uydurmakla eleştirmişler ve Tanrı’nın Eski ve Yeni ahitten başka vahyi olmadığını ileri sürmüşlerdir. Fakat Kuran’a bakıldığında Maide 32’ye göre Allah’ın bazı vahiyleri Tevrat’ta yoktur ve sonradan bu sözlü vahiyler Talmud’a girmiştir. Ayrıca Zekeriya a.s. örneğinde olduğu gibi bazı Peygamberler vahiy alıp aktarıyordu ve bunların hepsi kitaba yazılmıyordu.

 

KAYNAKLAR

  1. Daşbadem, İ., Geçmişten günümüze yahudi mezheplerinin mesih anlayışı ve mesihi hareketler. 2008, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  2. https://islamansiklopedisi.org.tr/talmud.
  3. Mehmet Aydın, Din Fenomeni, s.102.
  4. Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s.234
  5. Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s.294.