202# Allah’ın sonsuz çeşit kelamları

Genel

Allah’ın, yarattığı her mahlûkata kendi anlayabilecekleri üslupla konuşması beklenir. İnsanoğluna da arıya vahyederken (nahl 68) kullandığı üslubu kullansa insan için çok hidayet edici olmayacaktır. Bir ayette insanı yarattıklarımızın çoğundan üstün yarattık der (İsra 70). Peki insandan daha üstün yaratıklara gelen daha üstün bir vahyi biz alsaydık ne olurdu? Söyleyeyim, arıya Kuran vahyedilince ne kadar anlar idiyse biz de Allah’ın daha üstün hitaplarını ancak o kadar anlayabilirdik. Bize uygun olmazdı. Demek ki marifet, insanın ve her canlı medeniyetinin anlayış seviyesine uygun hitap etmektir. Yoksa bir ilkokul çocuğuna üniversite matematiği anlatmayı marifet sanırsanız yanılırsınız. Allah’ta aynen böyle insanın dualite prensibiyle yani iyilik ve kötülüğe sonsuz derecede açık olması yönü ile insanların anlayabileceği en iyi üslupla iyiyi ve kötüyü anlatır. Allah’ta yarattığı her mahlûkatın bilgisi vardır. İnsan Allah’ın ayetlerini bir ayna gibi görür ve kendini okur. Eksikliklerini, zaaflarını, hırslarını, düşmanlıklarını, içinde taşıdığı potansiyelleri gibi. Yani Allah’ın kelamı olan Kuran Allah’ı insanın anlayabileceği şekilde sınırlı anlatır, Allah’a her yönüyle ayna olmaz ama insana tam bir ayna olur. Her mahlûkat kendine gelen vahiylerle Rabbini kendine uygun tanır. Rabbi onlarla onların üslubuyla konuştuğundan dolayı her mahlûkat Rabbini kendi gibi tanır. Oysa hepsi eksiktir, onlar Rabbinin kelamında ancak kendilerini iyi tanırlar.

Yazarın önerisi:  145# Ateizmin ve iblis'in düştüğü aynı yanlış: Ben ondan üstünüm

Bu, Rabbin biyoloji sanatındaki şu duruma benzer. Herkesin anlaması için en basitinden anlatacağım. DNA’da vücut için lazım olan on binlerce ayrı proteinin bilgisi vardır. Fakat hangi hücre, hangi proteine ihtiyaç duyuyorsa, DNA hücre çekirdeğinde ona uygun kelimeleri hazırlar ve ilk elçi olan mesajcı RNA ile bu kelimeleri gönderir. Burada taşıyıcı RNA ve rRNA gelen mesajı alır ve mesaja uygun proteinlere dönüştürür.  Kısaca DNA=> mesajcı RNA=> taşıyıcı RNA şeklinde süreç işleyerek proteinler oluşur. Belirttiğimiz gibi her hücre veya dokuya ne lazımsa yani hangi kelam (kodon) uygunsa onlara o şekilde mesajlar gelir. Örneğin aynı DNA, pankreasa insülin mesajı verir, kemik iliğine ise hemoglobin mesajı gönderir. Pankreas DNA’yı sırf insülinle alakalı imiş gibi görebilir, kemik iliği ise hemoglobin ağırlıklı bir yapı olarak algılayabilir. Hangi hücreye ağırlıklı olarak hangi tür mesaj veriyorsa o hücreler DNA’yı sırf öyle sanacaklar. Oysa ki hepsi DNA’yı eksik tanıdı.

Aynen bu şekilde, insanın öğrenme sürecini düalite prensibine göre ödül ve ceza sistemiyle uyumlu olduğunu bilen Allah, onlarla anlayacakları seviyeden ve mâkâmdan konuşur, nihayetsiz kötülük potansiyelini nihayetsiz bir Cehennemle korkutarak öğretir. İçlerindeki nihayetsiz iyilik potansiyelini ise nihayetsiz güzel bir yaşam ve fazlasını hedef göstererek teşvik eder. Bu durum, mesaj gönderenin insan gibi olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, bu yorumu yapanların anlayışlarının darlığı anlamına gelmektedir. O, hangi âlem ile nasıl konuşması gerektiğini çok iyi bilir. İşte deistler bu durumu anlamadıkları için, kafalarında yükseklerde durup sefil insanlara pas vermeyecek kadar ulu bir tanrı figürü çizerler. Ateistler de yine aynı durumu anlamadıkları için Allah’ın kutsal kitaplarda neden insanlar gibi konuştuğunda takılır ve Allah’ın her mahlûkata kendileri gibi göründüğünün sırrını kavrayamazlar. Evet insan bu yüzden Allah’ı da kendi gibi sanır, oysa bu çoook eksik bir bilgidir.

Yazarın önerisi:  175# YENİDEN DİRİLME VE DAVRANIŞSAL EPİGENETİK